Kenan Alpay

Kenan Alpay

Onuru ve İffeti Yağmalayan Adam

Onuru ve İffeti Yağmalayan Adam

İnsan ve toplumlar için hayatın her safhası ama özellikle de zorlu süreçleri imtihan vesilesi oluyor.

Zorlu yollar, belirsiz gelecekler, yüksek riskler imtihanları ağırlaştırıyor. Tutkuya dönüşen hayal ve hedefler, ıslah edilemeyen zaaflar insan ve toplumları bir vesileyle ekarte ediyor, saf dışı bırakıyor.

Esed’in Suriyesi, Esed’in Pinokyosu
Arap Nasyonel Sosyalizmi ideolojisine yaslanan Esed hanedanının Suriye halkını işkence ve cinayetlerle sindirdiğini, yolsuzluk ve iltimaslarla soyup soğana çevirdiğini tevil edebilecek bir babayiğit çıkabilir mi acaba, diye düşünüyorduk. Biz yok zannediyorduk. Ama varmış meğer böyle bir babayiğit! Üstelik bu babayiğit sadece Suriye’de işlenen cinayetlerin adresini değil nasıl ve kimler tarafından da yağmalandığı da anlatıyor bize.

Radikal’in yazı işleri müdürü Fehim Taştekin’in “Yağmalanan ülke Suriye” başlıklı yazısını bu bahiste anmakta büyük faydalar olur kanaatimce. Bugüne kadar kendisi Suriye’de dökülen kanlardan yıkılan şehirlerde Esed rejimi aklayıp İslami muhalefeti karalamanın istikrarlı bir örneğini oluşturdu. Şimdi de hiç şaşırtmadan yağma, gasp ve kaçakçılık gibi en adi suçları İslamcı örgütlerin üzerine yıkma ihalesini üstlenmiş. Maşallah bu konuda da fena sayılmaz.

Elbette Cumhuriyet, Birgün, Sol, Aydınlık, Yurt gibi gazetelerin muhabir ve yazarlarından farkı var. En azından onlar gibi beceriksiz ve itici bir tarzda sloganlar atıp, pozlar vererek iş halletmeye kalkışmıyor. Biraz daha sofistike sayılırsa da “zırva tevil götürmez” ilkesinin kurbanı oluyor o da.

Ne de olsa o da bir insan, gazeteci olmaktan önce. Vicdanı var ki Suriye’nin başına gelenler karşısında yüreği sızlıyor. Suriye’nin harap olması, tarihi değerlerinin yağmalanması karşısında gücü yettiğince feryad ediyor. Demek ki insanlık ölmemiş, ne güzel!

Suriye’de sürüp giden savaşın ortasındaki yağmanın failleri kimmiş, niçin yağmalıyorlarmış zenginlikleri Taştekin’in penceresinden bir bakalım isterseniz? Taştekin aktardıklarının hiç birine şahit olmamış, hepsi dolaylı anlatımlarmış. Sağ olsun çok yerinde bir uyarı yapmayı da ihmal etmemiş. Ama olsun bu bile ürkütücü bir talan resmi çizmeye yetiyor.

Şehir şehir, isim isim talan ve gaspın faillerini de mağdurları da anlatılıyor. Mesela muhalif İslamcı örgütlerden Ahrar-u Şam’ın Halep’teki zeytinyağı fabrikasına, Cephetun Nusra’nın tekstil fabrikalarına nasıl el koyduğuna dair rivayetler aktarılıyor.
Tarihi ve Gerçeği Yağmalamak Kolay mı?

Guardian, Washington Post veya AFP’ye dayandırdığı haberlere yağmanın tarihi eserlere kadar uzandığını okuyoruz. “Ülkenin geleceği için savaş yoğunlaşırken asiler ülkenin geçmişini satıyor” gibi çok çarpıcı cümleler kuruluyor. Hatta İdlibli Cihad Ebu Saud (ne güzel ve fonksiyonel bir isim değil mi?) şöyle diyormuş: “Bazı günler savaşçıyız, bazı günler arkeolog.” Savaşın bin bir türlü acısını roman tadında anlatıyor mübarek.

İlerleyen satırlarda Fransa merkezli Suriye Arkeolojisini Koruma Derneği’ne yapılan dramatik atıflar Ürdün’lü bir antikacının şu cümlesiyle zirveye taşınıyor: “Her gün Suriyeli altın, mozaik ve heykellerle ilgili aranıyoruz. Şam, Amman’da parça parça satılıyor.”

Hakkaniyeti gözeterek her muhalifi yağmacı olarak nitelemiyor Taştekin. Çünkü bazıları kandırıldığını henüz fark ederek cephe liderlerini yağmacılık yapmak ve ‘şehitlerin kanı pahasına zenginleşmekle’ suçluyormuş.

Esed-Baas rejimi tarafından evlatları katledilen Houla’lı bir kadın geçen hafta şöyle haykırıyordu: “Kanım ve şerefim kıymetli. Ey Beşşar! Houla halkının şerefini çiğnedin. Seni Allah’a şikâyet ediyorum.”

Enteresan olan şu ki; Türkiye’de eli kalem tutan birileri için Suriye halkının kanı ve şerefi son derece kıymetsiz. İffetini ve onuru korumak isteyen bir halka adeta orta malı muamelesi yapılıyor. Zannediyorlar ki Esed-Baas rejiminin katliam ve yıkımları bir takım manipülasyonlarla İslamcı muhaliflere fatura edilebilir. Zannediyorlar ki Şebbiha ve Muhaberat çetelerinin Suriye topraklarını yağmalamak ve halkını vesayet altında tutmak üzere kurduğu şeytani düzen ayakta tutulabilir.

Tarihi ve gerçekleri yağmalamak üzere Baas-Esed cuntası adına psikolojik harp faaliyeti yürütenlerin, Rusya ve İran adına nüfuz casusluğuna soyunanların, TÜSİAD sermayesine ve Kemalizmin kuyruğuna takılmış sol-sosyalist cepheye aynı anda göz kırpmayı becerebilenlerin hesabı tutar mı? Kesinlikle tutmayacak. Çünkü zulmü bekası adına konuşan, mazlumu kirletmeyi şiar edinenlerin sonu değişmez:
Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Kenan Alpay Arşivi