Laik bulutlar

Laik bulutlar

"Bu daha da vahim bir durum" diyor Baykal, Anayasa Mahkemesi kararı için.

Bu cümlenin "kapansaydı daha iyiydi" dışında bir anlamı yok. Şöyle kuruyor cümleleri: "Bir üye hariç tümü, AKP'nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu görüşünde. Ancak bunun yaptırımı konusunda görüş farklılığı ortaya çıktı..."

Laikliğin kendisi değil, ama laiklik tartışmaları ve hele her başı sıkışanın "laiklik elden gidiyor" feryadını basması siyaseti bataklık bir alana çeviriyor. Bu bataklığın üzerine inşa edilen her bina çöküyor. Anayasa Mahkemesi'nin kararı en az AK Parti kadar CHP için de bir fırsat. Sorunun laiklik değil, laikliğin tıpkı din gibi istismar edilmesi olduğunu ve bu istismardan laikliğin de siyasetin de zarar gördüğünü anlaması gereken epeyce kişi var.

Bilinen hikâyedir. Birkaç kişi caddenin ortasında durmuş gökyüzüne dikkatle bakıyorlar. Sağdan soldan geçenler, bu dikkat çekici şeyi görmeye çalışıyor. Sonunda büyük bir kalabalık, gökyüzünde mevcut olmayan bir şeyi görmeye başlıyor. İçinden çıkamadığımız laiklik tartışmaları, cadde ortasında biriken kalabalığın bir bulutu dev bir uzay gemisi olarak tasdik etmelerinden farksız.

Türkiye'nin laiklik diye bir sorunu yok. Toplum değişiyor, kültürel bir dönüşüm yaşıyor. Savrulmayı önleyecek, toplumu bir arada tutacak semboller, değerler öne çıkıyor. Bütün bunlar toplum halinde yaşamanın gereği olan insanî ihtiyaçlar. Yönetici seçkinler değişiyor. Yeniler halkın diline, dünyasına daha yakın bir türkü tutturuyor. Toplum kendi ahengini yakalıyor ve yoluna devam ediyor.

Laiklik ise, altın değerinde istikamet gösteren bir anayasal prensip olarak hüküm sürerken, gücü azalanlar tarafında devlet içindeki iktidar mücadelesinin basit bir silahına dönüşüyor. Demokrasinin tam karşısına yerleştiriliyor. Demokratik siyasî iktidarların üzerinde bir vesayet gerekçesi olarak kullanılıyor. Eski seçkinlerin ömrünü uzatacak bir yaşam iksiri olarak görülüyor.

Anayasa Mahkemesi'nin karar verdiği dava üzerine süren tartışmalardan geriye kalanları hatırlayalım. Bu dava bir siyasî parti kapatma davası değildi. Anayasa Mahkemesi'nin bizim nasıl bir laik düzen içinde yaşamamız gerektiğine dair bir yorumu idi. Dava AK Parti'ye karşı değil, bize karşı açılmıştı. Bizim özgürlüklerimizin, haklarımızın sınırını tayin ediyordu. Gerek Başsavcılığın iddianamesinde, gerek Anayasa Mahkemesi'nin geçmişte verdiği kararlarda yer alan bir laiklik yorumunun güncellenmesi idi.

Bu yoruma göre laiklik, totaliter bir yaşam biçimi idi.

Din karşıtı pozitivist bir felsefî inançtı.

Demokrasi ile bağdaşmıyordu.

Anayasa Mahkemesi'nin eski yorumlarını ne ölçüde değiştirerek güncellediğini gerekçeli kararında göreceğiz. Ama benim bir birey olarak, yukarıdaki laiklik yorumunu çağdışı, zorba ve hukuka aykırı bulma hakkım var. Ve bir vatandaş olarak bu itirazımı sandıkta bir siyasî tercihe dönüştürme yetkisine sahibim.

Demokrasi siyasî partiler tarafından işletiliyor. CHP liderinin AK Parti için "keşke kapatılsaydı" anlamına gelecek bir yorumda bulunması yerine, kendi partisini de daracık bir alana mahkûm eden bu laiklik yorumunu sorgulamaya girişmesi gerekmez mi? CHP'nin modern ve medenî bir siyasî parti olarak geniş kitlelere açılmasının yolu, bu bataklık alanın dışında yer alıyor.

Anayasa Mahkemesi kararını verirken bir hayli zorlandı. Gökyüzündeki buluta somut anlamlar yükleyerek herkesten inanmasını beklemek, rüştünü ispatlamış bir toplum için zor değil mi? Bu zorlanmanın aslında militan laiklik yorumundan kaynaklandığını neden fark etmiyoruz?

Türkiye'nin bir laiklik sorunu yok, demokratikleşme sorunu var. İhtiyacımız olan laiklik yorumu ise demokrasiyi var eden laiklik.


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi