Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Haydi ailece camilere!

Haydi ailece camilere!

İnsanlığın tarihi cami ile başlar: yeryüzünde yapılan ilk bina bir ibadet yeri olup, pek feyizli ve insanlar için hidayet rehberi olan Kâbe’dir (Âl-i İmran 96). Efendimizin Medine’ye hicretinde ilk işi cami yapmak olmuştur. İslam toplumunda hayatın kalbi camide atar. İslam’ın ilk yıllarından itibaren cami, toplum hayatında merkezi rol oynamış; ibadet, eğitim, dayanışma, idare yeri olmuştu. Allah’a secde edilen yer, ümmeti eğitip bilinçlendiren mekân, hayatın merkezi ve toplum faaliyetlerinin odağı cami idi. İslâm’ın güçlü ve berrak çağlarında bu hep böyleydi. Mescidin fonksiyonlarının azaldığı çağlar ise İslâm toplumunun güçten düştüğü çağlar oldu. İnsan, camiye yabancılaştıkça Rabbine, kendine ve topluma yabancılaşır. Ve insan, ancak “Allah’ın evi”nde kendini bulur ve yeniden dirilir.

Bugün, her alanda bir diriliş ve öze dönüş çabası içinde olan Müslümanlar, modern dünyanın ifsat edici saldırıları karşısında camileri tekrar bir sığınak, bir merkez haline getirmelidirler. Minberi ve mihrabı ile camiler yeniden diriltilmelidir. Camiler tekrar hayatın merkezine yerleştirmelidirler.

Her gün namazda 40 kez okuduğumuz Fatiha, bize cemaat olmayı emreder: “Ya Rabbî, yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz” derken, ben olmaktan çıkar, biz oluruz. İşte Fatiha’daki “biz”in içini doldurabilmemiz için hepimiz camide omuz omuza vermeliyiz. Cami, “ben”in gidip “biz”in geldiği yerdir; bencilliğin bittiği, kardeşliğin dirildiği yerdir. Camide cemaat olmak, Fatiha’nın anlamını yaşamaktır. Modern dünyanın ırk, renk, dil, sınıf ayırımcılığı ile parçaladığı bilincimizi onarmaktır.

Camiye gitmemek için birçok bahane üretebiliriz. Oysa Asr-ı Saadette gözü görmeyenler bile camiye koşardı. “Beni mescide getirecek kimsem yok. Evimde namaz kılabilir miyim?” diyen, görme özürlü sahabeye Efendimiz: “Ezan sesini işitiyor musun?” diye sormuş, “Evet” cevabını alınca da “Öyle ise davete katıl, cemaate gel” buyurmuştu (Müslim, Mesacid, 255). Efendimiz vefatına yakın, ayakta duracak takati olmadığı halde ashabının yardımıyla mescide gidip cemaatle son namazını eda etmişti.

Bir kudsî hadiste Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Benim dünyadaki evlerim mescidlerdir. Misafirlerim ise oraları bina edip şenlendirenlerdir. Ne mutlu o kuluma ki evinde abdest alarak Beni evimde ziyarete gelir. Ev sahibinin de evine gelen misafirine ikram etmek borcu vardır.” (Buharî, Ezan, 36)

O halde bizler mescidin yolunu yeniden keşfetmeli değil miyiz? Camiyi mihrabı, minberi, minaresi ile yeniden ortak sevgi odağı haline getirmeli değil miyiz? İşte Allah’ın Evleri olan camiler bizi bekliyor!

Gelin, güzelce camiye gidelim, camiyi güzel eyleyelim, cemaatle güzelleşelim. Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınandan 27 kat daha faziletlidir. Bu fazilete ailece nail olalım. Peygamberimiz (s) devrinde kadınlar-kızlar, vakit namazlarına da cuma ve bayram namazlarına da katılırlardı. Anneler, küçücük çocuklarıyla sabah namazına dahi camiye gelirlerdi. Sabah namazında bir çocuk ağlamış, Efendimiz de (s) Kur’ân kıraatini kısa kesmişti. Yine Efendimiz (s), namaz kılma özürlü kadınların bile Musallâ’da bayram namazına katılmalarını ve dualara “âmin” demelerini istemişti. Dahası, Allah Rasûlü (s), kadınların mescide gitmelerinin engellenmemesini emretmiştir. Hatta gece namazları için mescide gitmeye izin isteyen kadınlara, bunun güvenlikli bir şekilde sağlanmasını istemiştir.

Bugün, hanımları, kızları ve çocukları camiyle yeniden buluşturarak, ailede huzur ve mutluluğu daha iyi yakalayabilir, camilerimizi gerçek anlamıyla yani içini doldurarak yeniden imar edebiliriz.

Unutmayalım ki: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tevbe, 18) “Allah’ın mescidlerinde, Allah’ın adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır?” (Bakara, 114)

Allah’ın mescidlerini imar etmek de harap etmek de bizim elimizde... İmar edersek, oradan ümmet olarak, yepyeni bir hayata doğacağız. Harap edilmesine göz yumarsak, zulme ortak olacağız. Cami cemaatle şenlenir, süslenir, mamur olur. Gelin, camilerimizi cemaatsiz bırakarak harap etmeyelim!

Gelin, camilerimizi imar etmek için, camilerimizi ailece şenlendirelim! Bilelim ki, içinde ibadet ettikçe, kapısına varıp eşiğini aşındırdıkça camiler imar olacaktır. İçini çocuk, kadın, erkek hep birlikte cıvıl cıvıl insan nefesi ve sesiyle, dua ve ibadet coşkusuyla doldurdukça camilerimiz şenlenecektir.

O halde, kadını-erkeği, yaşlısı-genci ve çoluk-çocuğuyla, haydi “ailece” camilere koşalım!
***
NOT: 1-7 Ekim Camiler ve Din Gönüllüleri haftasının bu yılki teması: “Cami, Kadın ve Aile”dir. Gündeme alalım!

DAVET: “7 Yaşındayım Namaza Başlıyorum” Programı, 6 Ekim Pazar, öğle namazı, Fatih Camii’nde. Katılalım!

DUYURU: Kurban Bayram namazı, Müftülük organizesi ve STK’ların desteği ile, her şehrin en merkezi ve büyük camiinde (İstanbul’da Sultanahmet ve Mimar Sinan Camileri) geniş katılımlı olarak kılınacak. Katkı sağlayalım!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
Abdullah Yıldız Arşivi