Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Kur’ân’dan Yararlanabilmenin Altı Şartı

Kur’ân’dan Yararlanabilmenin Altı Şartı

Aşır Aşır Kur’ân derslerimiz bereketli geçiyor, elhamdülillah. Bu köşede, Kur’ân derslerimizden kısa özetler sunacağız, inşallah. Bugün Bakara suresinin 1-5. âyetlerine dair bazı tefsirleri özetleyelim:
1-2. “Elif-Lâm-Mim. İşte bu Kitap; onda şüphe yoktur.” Bu ifade; kitabın Allah’tan gelmesi, anlatmak istediğini açık¬ça anlatması, onun bir kılavuz, rehber, ışık oluşu ile ilgili olup bunlarda şüpheye yer yoktur. Âyetin anlamı; “Şüphesiz bu Allah’tan gelen bir kitap’tır” olabildiği gibi, “Bu Kitap’ta şüpheli bir şey yoktur” anlamına da gelir. Kur’an, spekülasyon ve tahminlere dayanan sıradan metafizik ve din kitaplarına benzemez. Bu tür kitapları yazanlar bile, kendi teorileri hakkında olumlu düşündüklerini söylemelerine rağmen şüpheden uzak değildirler. Ama bu Kitap gerçeğin ta kendisidir. 
3. “O, muttakîler için hidâyettir.” Kur’ân takva sahibi müminler için Hakka götüren bir kılavuzdur. 
Kur’an’dan yararlanabilmenin BİRİNCİ şartı muttaki, yani Allah’tan korkan, hakla bâtılı ayıran ve salih kimseler arasına girmek isteyen biri olmaktır. Şüphesiz bu Kitap mahzâ hidayettir. Fakat ondan faydalanmak isteyen Allah’tan korkan, hakkı seven, hakka tabi olan ve doğru yaşayan biri olmalıdır. 
Takvâ’nın içeriği, sonraki âyetlerde şu beş vasıfla açıklanır: 1.Gayba inanmak, 2.Namazı dosdoğru kılmak, 3.Allah’ın verdiklerin¬den O’nun rızâsı için harcamak, 4.Kur’an’a ve diğer peygam¬berlere gelen kitaplara inanmak 5.Âhirete kesin olarak inan¬mak. Bu vasıflara sahip mümin takva sahibi/muttakidir.
“Onlar gayba iman ederler.” O muttakiler ki gaybî Hakk’a inanırlar. Yahut gıyaben (görmeden) de iman ederler. Diğer bir tabirle onlar, gözle değil, kalp ile iman ederler. İbn Mesud: ‘Kendisinden başka ilah olmayan (Allah)a yemin ederim ki, hiç kimse, gayba imandan daha üstün bir şeye inanmadı.’ der.
Kur’an’la hidayete ulaşabilmenin İKİNCİ şartı; “ğayb”a (duyularla algılanamayan ve insanın deney ve gözlemlerine konu olamayan şeylere) inanmaktır. Allah, melekler, vahiy, öldükten sonra dirilme, Cennet, Cehennem vs.nin tadılıp koklanamayacağı ve ölçülüp tartılamayacağı bilinen bir gerçektir; bu tür şeyler fiziksel dünyadaki birçok durumda olduğu gibi, uzmanlara (peygamberlere) güvenilerek kabul edilmelidir. Bu nedenle, sadece, “ğayb”a inanan bir kimse Hidayet’ten bir pay alabilir. 
“Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar.” Dinin direği, iba¬detin özü-özeti olan namazı ikâme ederler.
Kur’an’dan faydalanabilmenin ÜÇÜNCÜ şartı, kişinin Kur’ân öğretilerini hemen pratiğe aktarmaya hazır olmasıdır. Namaz; Kur’an’ın emrettiği ilk ve en önemli görevlerden biri olduğu için, imandaki samimiyetin ölçüsü ve pratik bir delilidir. Bu nedenle, bir kimse İslâm’ı kabul ettikten sonra ezanı duyduğunda cemaate katılıp, namazı kılmalıdır. Çünkü şehadetin samimi olup olmadığını bu belirler. Eğer ezana kulak asmaz ve cemaata katılmazsa, bu onun imanında samimi olmadığını gösterir. 
“Namaz kılarlar” (yusallûne) yerine “ikâme ederler” (yuqîmûne’s-salâte) ifadesinin kullanılması; namaza önem verilmesi, onun devamlı ve şart¬larına uyularak kılınması gerektiğini anlatmak içindir. 
“Kendilerine verdiklerimizden harcarlar.” O muttakiler kendilerine nasip ve kısmet ettiğimiz rızıktan, maddî ve manevî şeylerden az çok harç ve infak eder, Allah yolunda harcamada bulunurlar.
Kur’ân’dan yararlanabilmenin DÖRDÜNCÜ şartı, kişinin, Allah’ın ve insanların hakkını vermek üzere Kitap’taki talimatlara uyarak parasını başkalarıyla paylaşmasıdır. Bu çok önemlidir; çünkü parayı her şeyden çok seven, servet düşkünü bir cimrinin, İslâm uğrunda malî fedakârlık yapması beklenemez. Bir hadis-i şerifte geçtiği üzere “Zekât İslâm’ın köprüsüdür”. Dinin, iman ile temeli atılıp, namaz ile direği dikildikten sonra, geçilecek mühim bir geçidi vardır; zekât işte o geçidi geçirecek bir köprüdür. Namaz, bütün bedenî ibadetlerin asıl temsilcisi; zekât da bütün malî ibadetlerin asıl temsilcisidir.
4. “O muttakiler ki onlar sana indi¬rilene ve senden önce indirilene iman ederler.” Kur’an’la hidayete ulaşabilmenin BEŞİNCİ şartı, vahye inanmaktır. Allah’tan gelen vahyin hiçbirine inanmayan kimseler, Kitap’tan faydalanıp doğru yola ulaşamazlar. Sadece Kur’ân’a değil, değişik zamanlarda ve yerlerde Allah’ın rasûllerine nazil olan bütün kitapların doğruluğuna inanmalıdırlar.
“Âhirete de kesin bilgi ile inanır¬lar.” ALTINCI şart; öldükten sonra dirilip Allah’ın huzurunda hesap vermeye kesin bir bilgi ile inanmaktır. Ahiret’e inanmayanlar Kur’an’dan faydalanamazlar. Ahiretten ufak bir şüphe duyanlar bile Kur’ân’ın vazettiği hayat tarzını yaşayamazlar. Dünyada yapılan her şeyin hesabını Âhiret’te vereceğine kesin inanmadan ne din olur ne de sağlıklı bir dünya düzeni kurulabilir.
5.”İşte Rablerinden doğru yol üzerinde olanlar ancak onlardır.” Kur’ân’ı rehber edinenler Hak ve Hakikatin ta kendisi olan Dosdoğru yola erişecekle¬rdir. “Ebedi kurtuluşa erenler de ancak onlardır.”
Bakara/1-5. âyetlerdeki bu esaslar; Fâtiha’dan sonra bütün Kur’ân’ın bir genel önsözü gibidir.
(Mevdudi, Tefhimü’l-Kur’ân; Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili; H.Karaman, M.Çağrıcı, İ.K.Dönmez, S.Gümüş, Kur’ân Yolu’ndan özet.)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Abdullah Yıldız Arşivi