Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Zor Zamanlarda Namaz

Zor Zamanlarda Namaz

Bakara sûresinin 220-242. âyetlerinde evlenme-boşanma ve karı-koca ilişkilerine dair hükümlere yer verilirken, 238-239. âyetlerde birden namaz gündeme getirilir ve namazın “olmazsa olmazlığı” vurgulanarak mümin hayatındaki vazgeçilmez önemi üzerinde durulur. Şehid Üstad Seyyid Kutub’a göre, burada adeta şu mesaj verilir: ‘Anlatılan bütün bu hükümlerde Allah’ın emrine uymak, namaz kılmak gibi bir ibadettir; bu ibadet ile o itaat aynı türdendir.’ Bu Kur’an’a özgü ince bir anlatım tarzıdır.

“Namazları ve (özellikle) orta namazı koruyun ve gönülden boyun eğerek Allah’ın huzuruna durun.” “Eğer korku altında iseniz namazı yürürken ya da binek sırtında kılın. Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah’ın size öğrettiği şekilde O’nu anın.”(Bakara 2/238,239)

Âyetlerin yorumunu üstat S. Kutub’dan okuyalım: İlk âyetin başındaki emirde yer alan “namazları koruma” deyimi, ‘namazları, rükünlerini gözeterek, şartlarını tam yerine getirerek vakitlerinde kılma’ anlamına gelir. “Orta namaz”dan maksat ise, bu konudaki rivayetlere dayanılarak en çok kabul edilen görüşe göre ikindi namazıdır. Çünkü Rasûlüllah, Hendek savaşında şöyle buyurmuştur: “Allah onların kalplerini ve evlerini ateşle doldursun, bizi orta namazdan; ikindi namazından alıkoydular.” (Müslim)

İkindi namazının özellikle vurgulanmasının sebebi, belki de bu namazın vaktinin, öğle sonrası uykusunun (kaylule) arkasından gelmesi ve kaçırılma ihtimalinin bulunmasıdır. (Tefsirlerde “salât-ı vusta”nın yani orta namazın sabah, akşam, yatsı namazı olabileceğine dair görüşler de vardır.)

Âyette geçen “kunût” emri ise, en çok benimsenen yoruma göre ‘namazda Allah’a saygılı olmak ve sırf O’nu anmakla meşgul olmak’ anlamını taşır. Müslümanlar, ilk başlarda ansızın ortaya çıkan ihtiyaçları konusunda namazda konuşuyorlardı. Bir süre sonra bu âyet inince anladılar ki, namazda Allah’ı zikretmekten, O’na saygı sunmaktan, sırf O’nu anmaktan başka hiçbir şeyle meşgul olunamaz.

239. âyete göre; kıbleye yönelerek namaz kılmaya imkân vermeyen korkulu durumlarda bile namaz kılınır, bırakılmaz. Böyle bir durumda gerek hayvan sırtında olan süvariler ve gerekse bilfiil savaşıp düşmandan gelen tehlikeyi savmakla uğraşanlar, durumlarının gerektirdiği yöne dönerek namaza durur, rükû ve secde yerine geçmek üzere başlarını hafifçe öne eğerler (ima ila namaz kılarlar).

Bu, Nisa sûresinde kılınış biçimi anlatılan “Korku Namazı”ndan farklı bir uygulamadır. Nisa/102’de anlatılan uygulama, saf bağlanarak namaz kılmaya imkân verecek oranda az tehlikeli durumlar için geçerlidir. Böyle durumlarda bir grup savaşçı imamın arkasında saf bağlayarak bir rekât kılar, bu sırada başka bir grup nöbet tutar, ilk rekâtın sonunda birinci saftakiler namazı yarıda bırakarak nöbet görevini devralır ve onların yerine ikinci grup gelir, bir rekât da onlar kılar. Ama tehlike fazlalaşır, fiili çatışmaya ve göğüs göğse vuruşmaya girişirlerse o zaman az önce anlatıldığı şekilde namaz kılınır.

Bu, insanda hayret uyandıran bir kolaylık olduğu gibi yüce Allah’ın namaza verdiği önem yanında Müslüman’ın kalbine bu önemi yerleştirici bir nitelik de taşımaktadır. Namaz, korku ve tehlike karşısında bir silâhtır ve silâh olduğu için son derece kritik ve korkulu anlarda dahi terkedilmez. Bu yüzden savaşçı mümin, cephede silahın biri elinde diğeri de başının üzerinde ölüm kusarken namaz ibadetini yerine getirir. Çünkü namaz, müminin elindeki kılıç gibi, bir silâhıdır, giydiği zırh gibi koruyucu bir kalkandır. Onu kılar ve böylece yüce Allah’a sığınmaya en çok muhtaç olduğu anda O’nunla ilişki kurar, tehlike çemberi içindeyken O’na en yakın olma imkânına kavuşur.

Bu din hayret edilecek, hayran olunacak bir dindir. O bir ibadetler sistemidir; çeşitli biçimleri ile bir ibadetler sistemi... Bu ibadetlerin başta geleni, sembolü de namazdır. Bu din ibadet yolu ile insanı en yüksek derecelere yükseltir; insana zor anlarda direnme gücü kazandırırken rahat ortamda onu eğitir. Yine ibadet yolu ile insanı tüm varlığıyla barış ortamına sokar, kalbini barış ve güven duygusu ile doldurur. İşte kılıçlar elde ve silâhlar omuzlarda ve ölüm başının üstündeyken namaza verilen bunca önemin sebebi budur! Tehlike ortadan kalkınca Müslümanlar, yüce Allah’ın kendilerine öğrettiği şekli ile bilinen namazı kılacaklar ve yüce Allah’ın kendilerine bilmedikleri şeyleri öğretmiş olmasına karşılık O’nun adını anacaklardır: “Güvene kavuştuğunuzda, siz bilmezken Allah’ın size öğrettiği şekilde O’nu anın.” Eğer Allah insanlara bilmediklerini öğretmesiydi, hayatları boyunca her gün, her an onlara bilgi sunmasaydı, onlar neyi bilebilirlerdi ki?! (Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân)

Yarından itibaren, namazlarımıza daha çok dikkat edeceğimiz kutlu bir ibadet mevsimine “Üç Aylar”a giriyoruz: Receb, Şaban ve Ramazan. Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece ise, Reğâib Kandili. “Ey Allah’ım! Bize Receb’i ve Şaban’ı mübarek eyle ve bizi Ramazan’a kavuştur.” Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Abdullah Yıldız Arşivi