D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Yanlış hesap çok, fakat Bağdat yok!

Yanlış hesap çok, fakat Bağdat yok!

“Bağdat” bizim için sadece sıradan coğrafî veya tarihî bir yer adı değil. Aynı zamanda günlük hayatımızda hâlâ yeri olan dil yadigârları ile zihnimizde yaşayan bir kelime. Bağdat hâli (boş) veya harap “midem boş, açım” demek. Aynı anlama gelen diğer deyim Bağdat viran. “Bağdatı tamir etmek” de “yemek yemek, açlığını gidermek” anlamına geliyor.

Şimdi tam “âşığa Bağdat sorulmaz” zamanı… Fakat ne o azim ve kararlılıkta âşık var, ne de iştiyakla varılmak istenen Bağdat.

Tam da İngilizlerin “savaşa son veren savaş” olarak yücelttikleri 1. Dünya savaşının yüzüncü yılında... Osmanlı mülkünde emperyalistlerin savaş sonrası el koydukları iki coğrafya kan ve ateş içinde.

Osmanlı Irak’da İngilizlere karşı muhteşem bir zafer kazandı: Kut’ul amare… Hemen ardından, Fransa’nın Beyrut Konsolosu George Picot ve İngiliz diplomat Hugh Sykes Kahire’de gizli bir paylaşma anlaşması imzaladılar. Bu gizli anlaşmada Rusya’nın da payı vardı. Bir yıl sonra Bolşevik devrimi oldu. Bolşevikler Çar yönetiminin imzaladığı anlaşmaları tanımadıklarını ilân ettiler, bu vesile ile dünya bu paylaşma anlaşmasına muttali oldu!

İngilizler Suriye’yi Fransa’ya vermişti. Büyük enerji kaynaklarına sahip Irak’ı kendilerine ayırdılar. Hain Şerif Hüseyin’in oğlunu kıral yaptılar, idareyi Hindistan’dan getirdikleri yetiştirmelerine verdiler...

Artık Bağdat Bağdat olmaktan çıkmıştı.

İngiliz’in gölgesinde oturan bir Arap hükümdar!

Sömürge imparatorluğunun Hindistan’dan devşirdiği memurlar...

Bu sentetik devlet 20. Yüzyılın bütün kurmaca devletleri gibi etnik söylemi esas alıyordu. Irak’da Araplar dışında Kürtler ve Türkmenler vardı. Kalabalık bir Şii nüfusun varlığı da buna eklenirse, ülkenin geleceğinin pek parlak olmadığı kolaylıkla anlaşılabilirdi...

Suikastlar, darbeler, kırallık yerine cumhuriyet kurulması ve nihayet Baas darbesi ve Saddam Hüseyin’in hâkimiyeti... Saddam’ın Irak’a hâkim olmasının İran devriminin hemen sonrasında denk düşmesini neye yormalı bilemiyorum! Ardından bir sürünceme savaşı olan İran-Irak savaşı geliyor çünkü.

İran’la savaş sona erdikten sonra Saddam, kendine güvenini besleyen batılı destekçilerin teşvikiyle, bir krize yol açıyor, Osmanlı idarî taksimatını öne sürerek Kuveyt’i işgal ediyor...

Bunun üzerine ABD’nin Irak’a müdahalesi, yani Körfez Savaşı.. 1991 müdahalesi Saddam’ın elini kolunu bağlıyor. 1999’da ABD fiilen müdahale ederek Saddam’ı uzaklaştırıyor.

Yanlış anlaşılmasın: Maksat sadece Irak’da demokratik yönetim kurmak!

Halbuki kademe kademe yeni bir yapılanmaya gidiliyor...

Bugün Irak üzerinde kalabalık Şiî nüfustan ötürü Iran etkisi kendini hissettiriyor. Bağdat yüzlerce yıllık Sünnî başkent, artık bir Şiî başkentine dönüştürülüyor.

Saddam’la birlikte Sünniler de cezalandırılıyor...

Bu oyun zıddiyetler üzerine kurulmuştur zaten. Zıddiyetler güçlendirilecek ki, sonuç istedikleri şekilde tecelli etsin.

Şimdi Irak’taki IŞİD harekatının ezik Sünnilerin psikolojisinden kaynaklandığı söyleniyor.

IŞİD Bağdat’ı ele geçirebilir mi?

Buna ihtimal vermiyoruz. Sınırlarını bildikleri kanaatindeyiz!

Irak ve Suriye yeniden biçimlendiriliyor, bu vesile ile. Belki de bu bir başlangıç! Bütün bölge işin içine katılacak. BOP boşuna ortaya atılmadı.

Bir sürü yanlış hesap var, fakat yanlış hesapların döneceği Bağdat yok! Londra var Vaşington var!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi