Cihangir İşbilir

Cihangir İşbilir

Türkiye’nin Yıldızı Hiçbir Zaman Sönmez

Türkiye’nin Yıldızı Hiçbir Zaman Sönmez

İran’la P5+1 ülkeleri arasında devam eden nükleer müzakerelerin anlaşma ile sonuçlanmasının elbette bölgeye ve Türkiye’ye ciddi etkileri olacaktır. Dün de yazdım,  “Anlaşmanın kazananı kim?” sorusunun cevabı meseleye nereden bakıldığına göre ve özellikle İran başta olmak üzere tarafların gelecek dönem izleyecekleri siyasete göre değişir. İran açısından da Batı ülkeleri açısından da anlaşmanın peşin ve uzun vadede (muaccel ve müeccel) getirdiği ve getirmesi muhtemel kazanımlar mevcut. 

Burada kritik soru şu: “Anlaşmanın kaybeden/leri kim/ler?” 

İran, anlaşmanın verdiği moral güç, açtığı diplomatik manevra sahası ve yaptırımların kalkmasından kaynaklanacak ekonomik rahatlamayla mevcut bölgesel politikalarında ısrarcı olursa bölge halkları kısa vadede, ama İran uzun vadede mutlak kaybeden olacaktır. Dün Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan resmi açıklamada anlaşmadan kaynaklanan memnuniyet ifade edilirken, Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nun beyanatında İran’ın Suriye ve Irak’taki mezhepçi dış politikasını değiştirmesi gerektiğine dikkat çekildi. Bölgedeki kaosun derinleşip derinleşmemesi büyük oranda İran’ın bölgesel iddialarındaki ısrarına bağlı çünkü... 

ART NİYETLİ YORUMLAR

Peşinen söyleyeyim: Anlaşmanın akabinde sıcağı sıcağına yapılan yorumların büyük bir kısmı temennilerden ve spekülasyonlardan ibaret. Türkiye’de Ak Parti hükümetleriyle sorunu olan ve Cumhurbaşkanı Erodoğan’a müzmin muhalif olanların ‘peşin hükümlü’ değerlendirmeleri de bu cinsten; “Asıl kaybeden Türkiye oldu!” korosu beraber ve solo şarkılar söylemeye başladı bile! Eğer anlaşma olmasaydı aynı koro kuvvetle muhtemel Türkiye’yi günah keçisi ilan edecekti. Hele bir de savaş çıksaydı İran’la ABD ve/veya İsrail arasında cereyan edecek bu savaşın faturası bile mevcut hükümete ve Erdoğan’a çıkarılacaktı. 

Aynı kesim, çevresel faktörleri dikkate almadan, Türkiye’nin ilkeli ve insani dış politikasını kıyasıya eleştirip, dış politikadaki makas değişikliğini de hazmedemiyor çünkü. Asıl dertleri biraz da bu. Oysa Türkiye son 13 yılda yüzünü tamamen Doğu’ya dönmedi; eskiden sadece Batı’ya dönük olan yüzünü her iki tarafa da çevirecek bir irade sergiledi. Bile-isteye Suriye, İsrail, Mısır gibi ülkelerle ilişkilerini zayıflatmadı; ilkesel bir duruş sergiledi ve bu ülkelerin insanlık suçlarına kayıtsız kalarak bölge insanına ihanet etmedi. Henüz bu dış politikanın mekanizmaları oluşturulmuş olmasa da, Türkiye’nin kurumsal (askerî, teknolojik ve iktisadî) kapasitesi ve beşerî sermayesi bu tür bir dış politikayı yürtümek için yetersiz olsa da bu irade beyanı bile içerdeki seçkinci beyaz Türkleri ve küresel odakları ve yerli emanetçilerini ürkütmeye yetti. 

TÜRKİYE NE YAPACAK?

Türkiye’nin yıldızının parlaması İran’ın yıldızının sönmesine bağlı değil. Türkiye bu dönemde İran’la doğrudan mücadele yahut bölgesel politikalarına angaje olacak kadar onaylama ve yanında durma yerine anlaşmanın bölgede sağlayacağı ekonomik cazibeden en üst seviyede istifade edip İran’ı dengeleyecek sert ve yumuşak güç unsurlarını takviye etme yoluna gitmeli ve bölgede yeni ittifak ilişkileri kurmalı. 

Türkiye’nin yıldızı ne kadar parlarsa parlasın, gözleri kapalı olduğu için daima sönük gören kesim, şimdi de İran üzerinden Türkiye’nin zarar etmesi temennilerini gerçek gibi pazarlıyor. 

Türkiye zarar ettikçe kazanan kendileri olacak demek ki!  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cihangir İşbilir Arşivi