Cübbeli Ahmet Hoca

Cübbeli Ahmet Hoca

Yalan öldürücü bir virüstür

Yalan öldürücü bir virüstür

Söylediğiniz her cümlenin gerçekten gönlünüzün sesi olup olmadığına özen göstermeli ve mutlaka kesin bildiğiniz şeyleri tam doğru olduğuna inandığınız şekilde söylemeli, bunu yaparken de “İşin hakikatini Allâh 
bilir” düşüncesini zihninizden ırak etmemelisiniz.

Bildiğiniz üzere bu fakir Allâh-u Teâla ve Rasûlü (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den, onların dostlarından ve Efendi Hazretleri’nden yaptığı nakillerde güvenilirlik vasfına sahip bulunmakta ve böylece tanınmakta. Bunun sırrı ise kibir gurur yahut birini çekememe yüzünden kimse hakkında yalan yanlış beyanlara yeltenmemem ve düşmanıma karşı da olsa âdil davranmamdır. Düşmanımın lehine yahut kendi aleyhime de olsa doğruluktan ayrılmamamdır.
Bir yalan insanı haline gelmeden, temrinat (alıştırma) yapa yapa doğru söylemeye kendimizi şartlandırmalı ve asla hilâf-ı vâki beyanda bulunmamalıyız. Özellikle de, bir insanın sözünü ya da bir meseleyi naklederken her hususu kelimesi kelimesine aktarmaya ve yarım kelime de olsa farklı bir söz katmamaya çok dikkat etmeliyiz.
 

YALANIN İKİ TARİFİ 

Çünkü yalanın iki tarifi vardır. Birincisi, konuşan şahsın gerçek düşüncesini saklayıp kanaatinin aksini söylemesidir. İkincisi ise, vâkıa mutabık olmayan bir beyanda bulunmaktır. Tabir-i diğerle, Allâh nezdindeki hakikate ve Cenâb-ı Hakk’ın gördüğü, duyduğu, bildiği bir meseleye aykırı bir söz söylemektir. Öyleyse söylediğiniz her cümlenin gerçekten gönlünüzün sesi olup olmadığına özen göstermeli ve mutlaka kesin bildiğiniz şeyleri tam doğru olduğuna inandığınız şekilde söylemeli, bunu yaparken de “İşin hakikatini Allâh bilir” düşüncesini zihninizden ırak etmemelisiniz.

Günlük konuşmalarınızdaki sıradan gördüğünüz cümlelerinizde bile böyle bir doğruluk aramalı ve yalanın öldürücü bir virüs olarak kalbinize musallat olmasına meydan vermemelisiniz.
 

BONCUK BONCUK TERLERMİŞ

Doğruluk konusundaki hassasiyetiyle güzel bir örnek olan Abdullah ibni Mesûd Hazretleri hadis rivayet ederken tir tir titrermiş. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in mübarek beyanlarını naklederken o kadar titiz davranırmış ki, heyecandan adeta bütün vücudu ürperir ve alnından boncuk boncuk terler akarmış.
Mesela herkes tarafından bilinen “Bir günahtan tevbe eden, onu hiç işlememiş gibidir” mealindeki hadîs-i şerîfi söylerken bile birkaç defa ileri gider, geri gelir, ellerini ovuşturur ve “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” der, o sözü eksiksiz ve ziyadesiz aktarabilmek için âdeta göbeğini çatlatır ve sonunda da yine “Allâhu alem (Allâh en doğrusunu bilir)” kaydını düşermiş. Talebelerinden biri der ki “Bir sene boyunca İbni Mesûd Hazretleri’nin yanında kaldığım halde, onun bir kere bile (kesin bir ifadeyle) ‘Rasûlullah buyurdu ki’ dediğini duymadım.”
 

DİL İFFETİ

İşte böyle bir hassasiyete de isterseniz “Dil iffeti” diyebilirsiniz. Adına ne derseniz deyin, söylediğiniz sözlerin vâkıa mutabık olması ve Allâh ilmindeki hakikate, yani o meselenin mâhiyet-i nefsi’l-emriyesine denk düşmesi de iffetin bir parçasıdır. İnsan iffet ve haya perdesini yırtmamak için doğrulukta alıştırma yapa yapa hilâf-ı vâki beyanlara da bütün bütün kapanmalı ve yalanın gölgesine bile yaklaşmamalıdır ki Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in buyurduğu gibi:
 

“Kişi doğru söyleye söyleye her işte doğruluk aradıkça o nihayet Allâh indinde sıddık yazılır.”
Bu fakir sıddık olduğunu söyleyemese de sâdık olduğu kesindir. Rabbim cümlemizi sıdk ve sadâkatten ayırmasın.

Âmîn!

RAHMET  BEDAVA, BELA iSE  PARALI

Zikredildiğine göre saltanat sahibi biri yolda yürürken herkes ona saygı duruşuna geçiyormuş. Adamın biri oturduğu yerden kıpırdamamış. Kibirli adam: “Beni tanımadın mı?!” demiş. Diğeri: “Tanımaz mıyım?! Evvelin bir damla su, sonun bir avuç toprak” deyince kibirli olan “Sen şimdiki halime bak” demiş. Bunun üzerine oturduğu yerden kıpırdamadan şöyle demiş “Neyine bakayım?! Şiş karnına bıçak atsam gübre dökülür. Sırtındaki kürke gelince onu hayvanın biri on sene giydi ama hayvanlıktan kurtulamadı.”
 

HEPİMİZ O’YUZ

Bu kıssa bana evvelce gördüğüm:

“Başı hasis bir damla su, sonu kokuşmuş bir leş, hayatı da karnında pislik taşıyarak geçmekte olan bir adamın hali nicedir yani böyle bir adam nasıl kibirlenebilir?!” şeklindeki hikmetli ibareyi hatırlattı. Şimdi siz “Kimmiş bu adam?!” diye düşünürsünüz. Halbuki hepimiz o adamız!
 

AHMAK OLMAYALIM

“Rûhu’l-beyân” sahibi arada: “Ey adam!” diye nasihate başlar sonra da “Hepimiz o adamız hâ!” diyerek nasihati başkalarına söylemekten ziyade evvela kendi üstümüze alarak kabullenmemiz ve mûcebince amel etmemiz gerektiğine dikkat çeker.

Akıllı olalım, ahmak olmayalım! Rahman’dan rahmet alalım, şeytandan bela satın almayalım, oysa rahmet bedavadır, bela ise paralıdır. Nitekim yüce Mevlânâ Celâleddin (Kuddise Sirruhû): “Şu dünyada yüzlerce ahmak etek dolusu altın verir de şeytandan dert satın alır” buyurarak bu hakikate işaret ediyor.

CATLAK TESTiNiN FAZiLETi

Nakledildiğine göre bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden evine su taşırmış. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış.
 

ÇİÇEKLERLE DOLU YOL

Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış. İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece bir buçuk testi su kalırmış. Tabi ki kusursuz, çatlak olmayan testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş, doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:

“Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle sular eve gidene kadar akıp gidiyor.” Adam gülümseyerek dönmüş “Yolun senin tarafında olan kısmının çiçeklerle dolu olduğunu göremedin mi?! 
 

MASAMI SÜSLEDİM

Fakat kusursuz testinin tarafında hiç çiçek yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum. Senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün o yolda ben su taşırken, senden akan sularla onları suladın. 
İki senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime çiçek götüremeyeceğimden böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim”  diye cevap vermiş.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cübbeli Ahmet Hoca Arşivi