Dr. Erbakan Özal

Dr. Erbakan Özal

Rusya’nın ‘Suriye İç Savaşına’ Müdahalesinin Anlamı (II)

Rusya’nın ‘Suriye İç Savaşına’ Müdahalesinin Anlamı (II)

Rusya, niçin Suriye’deki iç savaşa doğrudan müdahalede bulundu?

a. Soğuk savaş döneminden beri var olan yakın ilişkileri nedeniyle Suriye’de bulunan ağırlığı ile askeri üs gibi kazanımlarını ‘yeniden şekillendirilmekte olan Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz havzasında’ her durumda koruyarak sıcak denizlere olan ilgi ve isteğinin ham hayale dönüştürülmesinin önüne geçmek için. Hakikaten eğer Rusya, zamanında sürece dahil olmasaydı, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde şekillendirilmeye çalışılan Asya ve Afrika coğrafyasının birincil kısmı olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesiyle beraber Akdeniz havzasındaki yeni güç yapılanması yarışında tamamen oyun dışı itilmiş olacaktı.

b. Batılıların Ukrayna, Baltık Denizi, Kafkaslar ve Orta Asya üzerinden sürdürmekte oldukları ‘Rusya’yı çevreleme’ politikalarına karşı bir başka coğrafyada meydan okuyarak küresel güç mücadelesinde var olmaya kararlı olduğunu göstermek için. Rusya, her ne kadar 1991 yılından itibaren aşamalı bir şekilde Batılı ülkelerle yakın ortaklık ilişkileri içerisine girmiş ve daha önce 1944 yılında imzalamış oldukları yüzdeler anlaşmasının yeni versiyonunu 2014 yılından sonra devreye girdirmiş oldukları izlenimi yaygınlaşmış olsa da, er ya da geç BOP çerçevesinde parçalara ayrıştırılacağının bilinciyle ‘küresel güç’ numaraları yaparak kendine daha üst bir noktada yer kapmaya çalışıyor. Bu çırpınışında başarılı olur mu derseniz, neyin ne olacağını aşağı yukarı önümüzdeki 15 yıl içerisinde net bir biçimde görmüş olacağız. Unutulmasın ki, yeni dönemde ayakta durabilmenin ön koşulu, ‘yerinden yönetimin de ötesine geçmiş özerk kent yönetimlerine tahammül edebilecek derecede zayıflamış merkezi yönetim’ sistemini benimsemektir. Rusya, kısa vadede böylesi bir yapıya işlerlik kazandırıp, orta vadede ise küresel sisteme bağlılığı merkezi devlete bağlılığından daha ileri aşamaya varmış bir kentler yapılanmasına tahammül edebilirse zaten varlığını bir şekilde muhafaza edecektir; aksi halde Rusya’nın geleceğinde de iç savaşlar ve ayrışmalar süreci yaşanacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın. Rusya örneğinde anlatmaya çalıştığım bu durum neredeyse tüm devletlerin ülkeleri için söz konusudur. Projenin özü bu ama ‘asıl oyun kurucu’ neyi takdir eder, onu bilemeyiz. Öyle ise, lütfen üzerimize düşen vazifenin hakkını ödemekten geri durmayalım.

c. Suriye’deki paylaşım savaşında zor duruma düşmüş ama İran’ın aktif desteğiyle bir şekilde ayakta durabileceğini ispat etmiş bulunan Suriye lideri Beşşar Esad’ın kalıcı olmasını sağlayıp Suriye’ye yerleşmek ve bu vesileyle de Akdeniz’in egemenliğinde daha kalıcı bir şekilde pay sahibi olmak için. Rusya, Ukrayna üzerinde oynadığı sürpriz oyun neticesinde Kırım’ın ilhakını oldubittiye getirip Karadeniz’e sağlam bir şekilde demirledikten sonra, artık rahatlıkla yeniden sıcak denizlere inme hayallerine işlerlik kazandırma yönünde hamleler yapabileceği cesaretine kapılarak Suriye’ye yerleşmeye karar verdi. Dolayısıyla önce Kırım üzerinden Karadeniz’e, daha sonra da Suriye üzerinden Akdeniz’e yerleşmiş oldu. Meseleye bu yönden bakınca, hemen Rusya’nın (Sovyetler Birliği’nin) 1945 yılında Türkiye’den talep etmiş oldukları “boğazların birlikte yönetimi” içerikli baskılarını hatırlıyoruz. Öyle ise, Kuzey Suriye ve PKK-PYD terör yapılanması üzerinden Türkiye’nin hizaya getirilmesi yönündeki Rusya girişimleri hiçbir şekilde hafife alınmamalıdır. Bu arada çok iyi bilinmelidir ki, varlığını korumak için statik yapılı politikalar peşinde koşan devletler her daim kaybetmeye mahkûm olmuşlardır. Bu vesileyle de söz konusu acı hakikat de kulağımıza küpe olsun…

d. ABD liderliğindeki Batılıların Ortadoğu coğrafyasında yapmış oldukları ağır zulüm ve tahribattan bunalmış bulunan ülkeler ile toplumlara destek olabilecek yegâne ‘alternatif büyük güç’ olduğunu göstererek bölgenin sömürülmekte olan zenginliklerinden pay kapabilmek için. Rusya, Ukrayna krizi vesilesiyle bir kere daha gördü ki, her ne kadar Avrupa’ya pompalanan doğalgazın vanası kendisinin elinde olsa da, istendiğinde çeşitli iktisadi ve siyasi yaptırımlarla dize getirilebilmektedir. O nedenle, Rusya, ABD liderliğindeki Batılılarla girişmesi muhtemel daha kapsamlı güç mücadelelerine kızılarak kendisine uygulayabilecekleri daha ciddi yaptırımlar karşısında etkilenmeden güç mücadele ve rekabetine girişebilmek için geniş coğrafi bağlantılara imkân sağlayan yeni uydular elde etmek mecburiyetindedir. Ancak, Çin-Hindistan-İran üçlüsüyle derin stratejik ortaklık ilişkisi içerisine giremediği sürece, Rusya’nın yeni küresel rekabette etkin bir yere sahip olma ihtimali bulunmamaktadır.

e. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bıraktığı boşlukları yeniden doldurmaya ve bu uğurda gerekirse doğrudan hesaplaşmaya girmekten kaçınmayacağını her düzeydeki güçlere göstermek için. Rusya, soğuk savaş döneminde ‘süper güç’ olmanın maddi ve manevi hazzını almış/yaşamış bir ülke olarak, eline geçen en küçük yeni bir fırsatı “eskiye duymakta olduğu derin özlem” nedeniyle, umulmadık derecede büyük başarılara ulaşabilmek maksadıyla değerlendirme çıkışları yapmaktadır. Aslında Rusya’nın, içerisinde boğulma aşamasına gelmiş olduğu bu zafiyeti nedeniyle, ittifak ilişkileri içerisine girme durumlarıyla ilgili olarak hiçbir şekilde güven vermediği rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Özellikle Türkiye’nin sahip olduğu BOĞAZLAR üzerindeki Rusya’nın derin emelleri söz konusu olunca, Rusya’ya hiçbir zaman güvenilemeyeceği kolayca kavranabilirse de, zaten son Suriye iç savaşı sürecinde bu durum bir kere daha test edilmiştir. Bu demek değil ki, Türkiye-Rusya ilişkileri, tıpkı ABD-İngiltere ilişkileri düzeyine çıkartılamaz. Aslında tarihteki sosyal iç içe geçmişlikler, etnik anlamda melez denebilecek derecede karışmışlıklar ve Rusya toplumuna yaygın bir şekilde karışmış Türk topluluklar bağlamında düşünülecek olursa, Türkiye-Rusya ilişkileri kısa süre zarfında baş döndürücü derecede üst noktalara taşınabilir. Gerçi Türk kavimleri üzerinden meseleye bakınca; Avrupa Hun ve Asya Hun İmparatorlukları ile diğer Türk devletlerinin neredeyse dünyanın hemen hemen her bölgesinde kurmuş oldukları uygarlıkların neden olduğu derin bağlar üzerinden Türkiye’nin stratejik ilişkiler geliştirme noktasında Çin’den Amerika’ya, Rusya’dan Güney Afrika’ya varıncaya kadar hiçbir yerde zorluklarla karşılaşmayacaktır. Türkiye’nin sahip olduğu bu jeo-kültürel bağlantı ve ağırlığı kesinlikle boşu boşuna heba edilmemelidir.  

f. İran-Irak-Suriye bağlantıları üzerinden Hazar Denizi-Basra Körfezi-Akdeniz bağlantılı tüm kara ve deniz bağlantılarından faydalanabileceği yeni bir fırsat ve yayılma alanı elde edebilmek için. Rusya, Avrupa Birliği sınırları ile NATO şemsiyesi kapsamındaki güvenli savunma sınırları bağlamında eski Sovyetler Birliği’nin Avrupa, Baltık Denizi ve Kafkaslardaki çok sayıda devletine tahakküm kuramayacağını net bir biçimde anlayınca, ister istemez gözünü Karadeniz, Akdeniz, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya çevirmek zorunda kalmıştır. O yönüyle meseleye bakılınca, Rusya’nın hiçbir şekilde masum olmadığı ve bir şekilde Türkiye ile hesaplaşmaya girişmek zorunda kalacağı görülebilmektedir. Öyle ise, Türkiye de gerekli tedbirleri alıp Rusya’yı kendisine mecbur konuma düşürmeli ve icabında her çeşit dengeleyici politikaları muhatabına kabul ettirebileceğini herkese göstermelidir.

g. Kuzey Suriye üzerinden Türkiye’yi sıkıştırarak Türkiye-NATO ilişkilerinin gevşetilmesini sağlamak ve Türkiye’yi Rusya-İran-Çin ittifakının içerisine çekmek için. Unutulmamalıdır ki Rusya, zora düşmüş olduğu 1920’li yıllarda, daha kurulma aşamasındaki Türkiye’nin habercisi konumundaki TBMM’yi kendisine muhatap almaktan kaçınmazken ve yeni kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti ile çok önemli bir stratejik antlaşmayı 1925 yılında imzalarken; küresel güç olma noktasına tırmanmış olduğu 1945’de, öncelikli olarak 1925 tarihli Ankara Anlaşmasını yeniden onaylamayarak Türkiye’nin boğazlar bölgesinden taviz koparma hamleleri yapmaya başlamıştır. Böylesi bir devlete nasıl güvenebilirsiniz? Rusya Federasyonu yetkilileri, önce bu açmazları çözmeli ve daha sonra da Türkiye’ye gerekli her türlü güveni vererek kapsamlı bir ortaklık ve müttefiklik ilişkileri içerisine girmeyi denemelidir.

h. Ukrayna üzerinden yediği zılgıtı unutmak, yeniden ABD liderliğindeki Batılılarla uluslar arası müzakerelerde aynı masa etrafına oturarak ilişkilerin normale dönmesine kapı aralamak ve bu vesileyle kendisine uygulanmakta olan ambargoların hafifletilerek zamanla kaldırılmasını sağlamak. Rusya, bu beklentisiyle ilgili politikasında şimdilik oldukça başarılı görünmektedir. Fakat NATO’nun ileri karakolu konumundaki Türkiye ile gerçek anlamda bir gerilim yaşayarak söz konusu başarısına çok ciddi anlamda gölge düşürmüştür. Rusya, eğer hakikaten yenidünya düzeninin şekillendirilmeye çalışıldığı bir zor dönemde ‘yıkıcı sürprizler’ ile karşılaşmak istemiyorsa mutlaka Türkiye’nin güvenini kazanmalıdır. Zira Batılı örgütler ile ülkeler, yeri geldiğinde Rusya’nın karşısına Türkiye’yi sürerek bu ikilinin ikisini de birden yıpratıp aşındırma yoluna gidecektir. Bu nokta her iki ülkeye de büyük sorumluluklar düşmektedir.

ı. ABD liderliğindeki Batı’nın Ortadoğu coğrafyasında uygulamaya çalışmakta olduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin daha hızlı bir şekilde ilerletilebilmesi için ‘İran-Rusya’ korkusunu kullanmak isteyen ABD-İngiltere-İsrail üçlüsüyle yapmış olduğu pazarlıkların gereğini yerine getirmek için. İddialar doğruysa eğer, Rusya, bu gidişle İran’ı da satmak zorunda kalacaktır. Çünkü ABD liderliğindeki uluslar arası koalisyonun nihai hedeflerinden birisi, İslam Dünyası’nın tümünü kapsamına alan bir Şii-Sünni çatışmasını başlatmaktır. Böylesi bir çatışmaya giden sürecin altyapısını oluşturabilmek için hâlihazırda sürdürülmekte olan çalışmalar karşısında Rusya’nın sessiz kalması hiçbir şekilde hafife alınmamalıdır. O nedenle, eğer gerekli tedbirler alınmazsa; Batı kanadının desteklemekte olduğu Türkiye-Suudi Arabistan liderliğindeki Sünni kesim ile Rusya’nın desteklediği İran-Irak liderliğindeki Şii kesim tüm İslam coğrafyasında birbirlerini boğazlamaya girişmek zorunda kalacaklardır. Lütfen oyuna gelmeyelim…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Erbakan Özal Arşivi