24 Temmuz 2017 Pazartesi28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 27°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 19°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,669 -0.01
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Muhalefetin hesabı

Ahmet Taşgetiren

Mevcut sistem içinde çiftbaşlılık sorununu görmezden gelmek mümkün değil. Seçilmiş olmayan Cumhurbaşkanları döneminde bile Cumhurbaşkanı - Başbakan ilişkilerinin müdahaleler yüzünden gerildiği cümlenin malumu.

Şu anda Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki ilişkinin, hem Erdoğan’ın hem Davutoğlu’nun ifade ettiği gibi çok eskiden beri tanışıyor ve ilişkileri farklı bir hukukla belirlenmiş olmaktan dolayı problem üretmediği, ama problem potansiyelinin mevcudiyeti de görmezden gelinemez.

Geçmişte Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan arasındaki ilişki de, Erdoğan - Davutoğlu ile aynı kodları taşımış olmasına rağmen çiftbaşlılık gündemi oluşmasının önlenemediği biliniyor.

Bir şeye daha işaret etmek lazım:

Ak Partili sözcüler, daha Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmadan önce “Cumhurbaşkanı halk oyu ile seçilirse fiilen başkanlık, yarı başkanlık sistemi başlar” demişlerdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da seçildikten sonra, “Halkın seçimde yüzde 52 oy vererek fiili başkanlığı başlattığını, Meclis’e düşen görevin bunun hukuki çerçevesini düzenlemek olduğunu” söylemişti.

Şu anki fiili durum ne, diye baktığımzda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimde etkin olduğunu görmemek imkansız. Kuşkusuz Davutoğlu da, Başbakanlığın hakkını vermek için çaba gösteriyor, ancak Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının, “sorumlu olmama” boyutu aynı kalmak kaydıyla daha önce Meclis içinden çıkan Cumhurbaşkanlarına göre çok daha belirgin olduğu muhakkak.

Sistem tartışmasının sorularla gündeme gelmesi, Cumhurbaşkanının, Başbakan’ın, parti sözcülerinin görüşlerini belirtmesi de önlenemiyor. Dolayısıyla tartışma her dem sıcaklığını koruyor.

Buraya kadar yazdıklarımı herkes bilir, muhakkak ki muhalefet de bilir.

Ancak muhalefet sistemi tartışmaya, çıkış yolu arayışına katkı sunmaya henüz yanaşmıyor.

Sebebi ne olabilir?

Mevcut durumun ideal nitelikte olduğunu mu düşünmektedirler?

Şu an Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki ilişkinin ideal bir uyum içinde seyrettiğini, bundan da ülkenin kazançlı çıkacağını mı hesap etmektedirler?

Tabii ki bunlar değil.

Muhalefetin şu anki fiili durumda Cumhurbaşkanı’nın etkinliği konusunda şüphe taşımadığı kesindir. Zaten bu durumu eleştirmektedir de.

Yine muhalefetin, halk oyu ile seçilmeyen Cumhurbaşkanları döneminde de problemler çıktığını görmezden gelmesi, dolayısıyla o zaman bile parlamenter düzense onun kodlarının sağlıklı tespit edilmesi zaruretini yok farzetmesi söz konusu olamaz.

Peki, hem eleştiriyorsunuz hem de değişmesine razı olmuyorsunuz. Neden?

Burada maalesef iyi niyet yok.

Yani sistem değişsin, daha sağlıklı hale gelsin, kuvvetler ayrılığı ise o netleşsin, sorumluluk ve yetkiler çift başlılığa imkan vermeyecek şekilde düzenlensin.... Böyle bir yaklaşım yok.

Olan ne?

Hesap çok açıkça şu:  

“Bu yapı içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan fiili olarak Başkan gibi davranır. Bu da Başbakan’ın alanının daralması anlamına gelir. Başbakan buna bir tahammül eder, iki tahammül eder, sonunda patlar. O zaman Ak Parti camiası, tabanı ile, Meclis grubu ile, medya dünyası ile taraftarlar halinde bölünür. Sonuç Ak Parti’nin hüsranıdır.”

Muhalefetin görünen hesabı bu. Böyle bir siyasi kaosun Türkiye’ye neye mal olacağına dair bir  mütalaası var mı, o da görünmüyor. Öyle bir kaos içinden kitleler hangi “umut veren!” muhalefet partisine akacak, bunun değerlendirildiğini de sanmıyorum.

Politika, sadece kaosa yatırımdan ibaret.

Ama bu anayasa değişikliğini de kilitleyecek olan bir yaklaşım.   

Çünkü, TÜSİAD çevresince (Tuncay Özilhan) ifade edildiği üzere bu konuda bir uzlaşma olmadan Anayasa değişikliği sorununu çözmek bile mümkün görünmüyor.  

O zaman bütün gelecek tasarımı Erdoğan- Davutoğlu arasının açılması beklentisine yönelik olacak. Türkiye’nin bahtsızlığı da böyle bir muhalefete sahip olması olsa gerek.

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.