24 Ekim 2017 Salı3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:53Güneş 07:18Öğle 12:55İkindi 15:49Akşam 18:19Yatsı 19:39
    • 15°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • 7°C Amasya
    • 7°C Ankara
    • 17°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 153,156 -0.04
  • Dolar: 3,7141 1.19
  • Euro: 4,3624 0.88

Devleti ele geçirmek

Ahmet Taşgetiren

Tarihin garip bir cilvesi midir acaba?“Devlet kadrolarında dindar, dine saygılı, din ve dindar düşmanı olmayan insanlar bulunsun” saikiyle hareket eden bir motivasyonun gelip, dindar bir siyasi kadro, devleti yönetmeye başladığında onunla savaşa tutuşması... Millete, devlete ihanete dönüşmesi? 

Cumhuriyet, dini alanı denetim altına alan devrimler silsilesi ile geldi ve bu operasyonu yürüten kadroların, dine mesafeli insanlar olması tercih edildi.

Bundan dindar toplum kesimlerinin rahatsız olması ve bunun sonucu “toplumla problemli bir devlet manzarası”nın ortaya çıkması kaçınılmazdı.

Demirel devrim dönemlerindeki manzarayı “Millet devlete küstü” diye tanımlamıştı. Tek parti gerçeği, devletin toplumuna yabancılaştığı bir durumdu.

Çok partili hayata geçiş, devlet kadrolarının milletle barışma sürecinin başladığı süreç gibi okunabilir. Menderes’in ilk icraatının “Ezanın asli ifadelerine döndürülmesi” olması bu barışın sembolik ifadesidir. Menderes bu icraatıyla “devlet içindeki millet adamı” olarak tarihe geçti ama bunu canıyla ödedi.

Millet, devletin farklı kademelerinde, yargıda, emniyette, hastanede, eğitimde vs... dindarlara -ki onlar halkın genel topluluğunu oluşturmaktaydı- güler yüzlü davranacak, en azından aşağılamayacak adamlar aradı. Askeriye’de de en azından milletin seçtiklerine müdahale etmeyecek kadrolar olması önemliydi. Çünkü Asker darbe yapıyor ve ülkeyi hep “Devrim şartları”na döndürüyordu. Bu da, dini alanın yeniden yeniden baskılanmasıydı. “Dindar asker” bulma ümidi neredeyse yoktu da toplum “Demokrat asker” bulsa öpüp başına koyuyordu.

Menderes asıldı. Demirel “İrticanın üç ayağından biri” diye suçlandı, Özal “Takunyalı” idi, hep kerhen razı olundu bu siyasetçilere. Erbakan yüzde 22 oy alıp Başbakan olduğunda “Devlet şeriatçılar tarafından ele geçirilmiş” muamelesi yapıldı. 28 Şubat geldi, “Siyasette, ekonomide, eğitimde, bürokraside İslam’ı azaltma operasyonu”nu devreye soktu.  

Başörtülü milletvekilinden, başörtülü kamu görevlisinden geçtik, başörtülü öğrenci bile istenmiyordu. İmam Hatip’li çocukların devletin savcısı, hakimi, doktoru, mühendisi olması büyük tehlike olarak addediliyordu.

Soru şu idi:

Millet millet olarak bütün maddi-manevi hüviyetiyle devlet bünyesinde yer alabilir miydi?

Bu hep gerilim konusu oldu.

Buna “ideolojik devlet” dedik. İdeolojinin özü Kemalizmdi.

“Kemalist kodlar”a uymadıkları düşünülen insanların devlette görev alabilmesi, “Devleti ele geçirme” olarak nitelendi. Hatırlayalım, Haşim Kılıç, yıllarca Anayasa Mahkemesi’nde “Aykırı hücre” muamelesi gördü. Kuşkusuz Özal’ın Haşim Kılıç’ı AYM üyeliğine getirmiş olması da, “Devletin yargıyı çarpık kullanıyor olması”na karşılık bir hamleydi.

Şunu söyleyebiliriz:

- Devlet ele geçirilecek bir yapı olmasın. Hiçbir toplum kesimi devletin gadrine uğrayacağından endişe etmesin.

Ama bu ne zaman ve nasıl gerçekleşir? Bunun cevabını vermek kolay değil.

Ne diyordu Huntington Türkiye’yi tanımlarken?

- Kimliği parçalanmış ülke ya da devlet.

Devletin hala stabil hale geldiğini söylemek mümkün değil.

Tarihin garip cilvesi, dedim. Devlette dindar bir kadro var ve “dini saik”le yola çıktığını iddia eden bir yapı ona karşı darbe girişiminde bulunuyor, bunun için de “devletin stratejik noktalarına soktuğu kadrolar”ı harekete geçiriyor.

Bu, o yapının “devlette bulunma saiki”yle alakalı olamaz. Bir ekip, zaten devleti yönetmekte olan millete saygılı bir kadroyu tasfiye için yola çıkmışsa, bu başkalaşımdır. Bu, “Türkiye’de İslam çok oldu”nun bir başka versiyonudur. Ben “Türkiye’de İslam çok oldu”dan yola çıkan “28 Şubat’ın hiçbir zaman “yerli” bir hareket olmadığı”nı yazarak geliyorum. Bu kalkışma, “İslam Ortadoğu’da da çok oldu” diye düşünen uluslararası odakların, Mısır’da, Suriye’de işledikleri cinayetin bir uzantısıdır.

O yapının bağlıları kendilerine nerede nasıl rol verildiğini anlayabilecek mi bilmiyorum. Ama bu rol asla ve asla “Müslümanca” bir rol değil. Dün “Alnı secdeye gelenler”e alan açanları vurmaya kalkanlar, “alnı secdeli insanlar” olabilirler mi?

Çıldırdınız mı siz?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.