23 Ocak 2017 Pazartesi25 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:46Güneş 08:15Öğle 13:23İkindi 15:53Akşam 18:17Yatsı 19:41
    • 4°C Adana
    • 3°C Adıyaman
    • -3°C Afyon
    • 5°C Ağrı
    • -2°C Amasya
    • -7°C Ankara
    • 5°C Antalya
    • 2°C Artvin
    • 8°C Aydın
    • 0°C Balıkesir
  • BIST: 83.048 -0.02
  • Altın: 147,105 0.39
  • Dolar: 3,7605 -0.81
  • Euro: 4,0391 -0.24

Ana sorun karından konuşmak

Abdulkadir Özkan

ülkemizin gündemine sorun olarak taşınan pek çok meselenin temelinde toplumda "Karından konuşma" alışkanlığının yaygınlık kazanmış olmasıdır. Karından konuşmak yani, kendimizi tarif hususunda net olamayış, bir diğer ifade ile toplumsal takiyecilik, farklılıklara rağmen birlikte yaşamamızı zorlaştırıan esas sorun olarak karşımıza çıkıyor.

İnsanların kendilerini tarifte zorlanmalarının, hatta tarifi bile bile eksik bırakmalarının ferdi ve toplumsal sebepleri vardır. Ancak, esas sebep ferdilikten ziyade toplumsal alışkanlıklarımız, kısıtlamalarımız ve ön yargılarımızdır. Bunun da ötesinde toplumun bir kesiminin toplumun tamamının kendisi(kendileri) gibi düşünmesini ve davranmasını istemesi ve beklemesidir. Benim gibi düşünmeyene karşı geliştirilen toplumsal dışlama ve aşağılama ister istemez insanların kendilerini oldukları gibi tarif etme ve anlatma imkanını ortadan kaldırıyor. Reddedilme ve dışlanma endişesi insanları kendilerini olduklarından başka türlü göstermeye itiyor, bu tavır zamanla tüm toplumu kapsıyor ve kemikleşiyor.

Bu alışkanlık öylesine yaygınlaşmış ki devlet bile bir resmi ideoloji benimsemiş ve bunu topluma dayatmış, dayatıyor. Bu öylesine bir dayatma ki hemen her alanda görülüyor. İnanç alanında, ideoloji ve fikir alanında, siyasette hep bir takım dayatmalarla karşı karşıya kalıyoruz. İnsanları inaç, düşünce ve siyaset alanında kişisel tercihlerinde serbest bırakmaktan korkar bir ruh halimiz var.

Söz gelimi herkes bir kesimin benimsediği şekilde laikliği içine sindirmeyecek olursa hemen devletin tehlikede olduğu gibi bir korku ve endişe gündeme taşınıyor. Böylece laiklik konusunda farklı düşünenler bir anda devlet düşmanı ilan ediliveriyor. Hatta inanç noktasından meseleye bakarsak hemen her dini grup tüm toplumun kendileri gibi inanması gerektiğini düşünüyor. Eğer, kendileri gibi inanmayan, hatta temel olarak onlar gibi düşünülmesine rağmen detayda ortaya çıkmış olan farklılıklara bile tahammül edilemiyor. Böyle olunca da dini gruplar kendi aralarında giderek kemikleşiyor, biz ve onlar ayrımı gündeme geliyor.

Yukarıdan beri sıraladıklarım genel bir değerlendirmeden ibaret. Konuyu son yılların ana sorunu olarak gündeme taşınan ve zaman zaman biraz da bir takım merkezlerin tahriki sonucu toplum olarak canımızı yakan, yüreğimizi kanatan hadiselere zemin hazırlamış olan Kürt ve alevi sorununa bakacak olursak burada da tarafların kendilerini tarif konusunda net olamayışlarının önemli rolü var. Kendini tarif hususunda net olunamayışın elbette kişisel bazı sebepleri olmakla birlikte ana sorun toplumumuzda yerleşmiş olan farklı olanı reddetme ve dışlama alışkanlığıdır. Bu hususta devlet ve toplum olarak hemen hemen benzer çizgide yürüyoruz. Bu anlayış bir konunun enine boyuna tartışılmasını engellediği gibi, tarafların birbirini doğru tanımasını da engelliyor. Böyle olunca toplum olarak tartışmıyor, hayalet taşlıyoruz. Farklı düşüneni "Söyletmeyin vurun" anlayışı topluma hakim oluyor. Böyle bir ortamda farklılıkları doğru farketmek mümkün olmadığı gibi tartışma giderek kavgaya dönüşüyor. Başlangıçta sorunları iyi niyetle çözmek için yola çıkanlar bir süre sonra kendilerini bir kavganın ortasında buluveriyorlar.

Bunun için diyorum ki bu ülkede sorun olarak kabul edilen bir takım meselelerin çözüme kavuşturulmasının ilk yolu insanları karından konuşma mecburiyetinden kurtarmak gerekiyor. Bunun yolu ise gerçek anlamda düşünce ve inanç özgürlüğünün önünün açılmasından geçiyor. Bir takım dayatmalar Anayasa maddesi haline getirilmiş bir ülkede düşünce ve inanç özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak sanıldığı kadar kolay olmadığı gibi, bir takım tehditlere muhatap olan insanların da kendilerini olduğu gibi tarif etmeleri mümkün olmaz. İnsanlar kendilerini doğru olarak tarif edemedikleri sürece de meseleler çözülemez. Karşılıklı takiye yapan insanlar konumundan kurtulamayız. Son Alevi iftarının da karşılıklı olarak bu açıdan yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.