Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Bugünkü manşeti hangi duyguyla verdik?

Bugünkü manşeti hangi duyguyla verdik?

Hani, atalarımız; “Bir adama kırk gün boyunca deli derseniz, o adam delirir” demişler ya... Ve bir de; “Siz, adama deli der, onu delirtir, dama çıkartır, sonra da damda deli var diyerek, başlarsınız onu taşlamaya!” demişler ya... Bunun tersi de yapılmıştır!.. Bir azınlık kesim ki; bir yandan bir adama “deli” deyip, “psikolojik baskı” uygulayarak onu “damda deli var” noktasına getirmeye uğraşırken, bir yandan da bir başka adamı “pohpohlamak” için var gücüyle uğraşır!.. Meselâ, “uzman” derler adama!.. Meselâ, “aydın” veya “aydınlanmacı” derler!.. Meselâ “onursal başkan” veya “onursal başsavcı” derler!.. Onu, öylesine yüceltirler, öylesine “baştacı” yaparlar ki; sonra da başlarlar, onun ağzından çıkan her sözü bir “kural” gibi topluma dayatmaya!..
Kısaca ifade etmek gerekirse; hoşlanmadıkları insanlara “deli, deli” deyip, onlar hakkında “linç kampanyası” açanlar da onlardır, hoşlandıkları insanları “uzman” veya “aydın” diyerek “baştacı” yapanlar da!.. Bu, bir “psikolojik savaş”tır!.. “Brifingli kartel medyası”nın uyguladığı bir psikolojik savaş!..
CUMHURBAŞKANI GÜL’ÜN YEMEĞİ
Malûmlarınız olduğu üzre; bir “olay” vesilesiyle, kartel medyasının ve onların “uzman” ilân ettiği kişilerin maskesi bir defa daha düştü!..
Olayı biliyorsunuz...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 21 Ocak günü “Yasama, Yargı ve Yürütme’nin başkanları”na, “2008’in Aralık ayı”nda plânladığı, “2009’un Ocak ayı”nda davetiyelerini gönderdiği bir “yemek” verdi.
21 Ocak 2009’da Cumhurbaşkanı Gül tarafından verilen yemeğe katılan “başkan”lar şunlardı:
¥ TBMM Başkanı Köksal Toptan
¥ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
¥ Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç
¥ Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker
¥ Danıştay Başkanı Mustafa Birden
¥ Sayıştay Başkanı Mehmet Damar
¥ Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek
¥Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Ahmet Akyalçın
¥ Askeri Yargıtay Başkanı Hakim Tuğgeneral Ahmet Alkış
¥ Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı Hakim Tuğgeneral Turgut Arıbal.
“Yemeğin zamanlaması” elbette ilginçti... Çünkü bu yemek, “Ergenekon” tartışmalarının iyice tırmandığı ve üstelik, “11. Dalga operasyonlar”ın yapıldığı günlerde veriliyordu!..
Dolayısıyla, bu yemek; “Siyaset ile Yargı’nın arasını bulma” yemeği olarak yorumlandı... Ne var ki; biraz önce de ifade ettiğimiz gibi; bu yemeğin “plânlaması” Aralık’ta yapılmış, “davetiyeler” de Ocak ayı başında gönderilmişti!.. Yani; “Ergenekon” veya “11. Dalga” ile hiçbir ilişkisi yoktu!..
Kaldı ki; Anayasa’nın 104. Maddesi’ne göre, “Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri” arasında “devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek” gibi sorumluluğu da vardır!..
Buna rağmen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün verdiği yemek, “geçen haftanın en çok tartışılan konuları”ndan biriydi... O kadar ki; “Obama’nın yemin töreni”nden ve “İsrail’in Gazze’deki yıkım ve katliamı”ndan daha fazla tartışıldı!..
KRİZ ÜRETİP, KRİZDEN BESLENENLER
Bu yemek, “Vakit’in gündemi”nde pek az yer aldı... Çünkü Vakit’in gündeminde, son günlerde olduğu gibi, “terörist” saldırılar vardı... Biri “Terör Devleti İsrail”in saldırıları, diğeri “Terör Örgütü Ergenekon”un saldırı plânları!..
Dolayısıyla; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “kartel medyası tarafından köpürtülen gerilimi yumuşatmaya çalışan yemeği”ne pek fazla yer veremedik!..
Ancak, başta CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve “CHP kurmayı” gibi hareket edip, “CHP sözcüsü” gibi konuşmalar yapan Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, katıldığı “etkinlik”lerde, çıktığı “TV ekranları”nda veya verdiği “demeç”lerde, bu yemeğin oluşturduğu ılıman havayı sabote edebilmek için ellerinden geleni yaptılar!..
Öyle bir tavır sergilediler ki;
Bu memlekette sürekli “kriz ve gerilim” olsun, kurumlar arasında “sıcak rüzgârlar” esmesin!.. Çünkü onlar, “kriz ve gerilimden besleniyorlar”dı!..
Özellikle Sabih Kanadoğlu’nun “gerilimi tırmandıran” sözleri, kartel medyasında geniş yer buldu... Söylemek istedikleri sözleri, “Sabih Kanadoğlu üzerinden” söylemeye başladılar!..
Öyle ya;
Sabih Kanadoğlu, daha önceden pompalanmış, cilalanmış ve çoktaan, “konusunda uzman” ilân edilmişti!.. O, “hukukta bir zirve”(!) idi, o “Onursal Başsavcı”(!)ydı, o, o, o!..
O halde, ağzından çıkan her söz bir “inci” ve bir “hukuki kural” idi!.. O, ne söylerse “doğru(!)” söylerdi!..
“367 ucubesi”nde bile!..
İşte yine, Antalya’da “inci”ler döktürmüştü:
¥ “Yargı hiçbir şekilde yetkili, görevli, sorumlu olmadığı bir zeminde yürütme ve yasamayla beraber memleketin sorunlarını konuşma durumunda değildir. Bu, dolaylı olarak yargının egemenliğine yapılmış bir saldırıdır.”
¥ “Geldiğimiz noktada çok net olarak ifade ediyorum; artık yargı bağımsızlığından bahsetmek mümkün değildir!.. Yargı, yüksek mahkemeler hariç bağımsız değildir!. Yürütmenin etkisi altındadır!..”
O TABANCA HANGİ KOCAYA AİT?
Bu sözler sarfedilince; Vakit’in dikkati, ister istemez “sözü sarfeden kişi”ye yöneldi... Evet, Sabih Kanadoğlu’na...
Kimdi bu Sabih Kanadoğlu?..
“Ergenekon Terör Örgütü”ne yönelik operasyon esnasında evi aranan, evde bulunan bir “tabanca”nın kime ait olduğu sorulduğunda;
“Tabanca bana ait değil... Tabanca, karımın, asker olan eski kocasına ait”
Diyen bir adam...
Ancak, o tabancanın, “367 Sabih”in eşi olan Bilge Kanadoğlu’nun “hangi kocasına ait olduğu” bir türlü öğrenilemedi!..
Bu tabanca, “Bilge hanımın 3. kocası” Sabih Kanadoğlu’na ait olmadığına göre, “diğer iki kocası”ndan hangisine aitti acaba?..
Daha doğrusu, bu kocalardan hangisi “asker”di?.. 1969 yılında ölen Ahmet Hamdi Dinar mı, yoksa, Bilge Hanım’dan önce Lina Mirzahi adlı “Musevi hanım”la evlenip, boşanan Servet Seri Durlanık mı?..
Görüldüğü gibi;
“Ortada bir tabanca ve 3 koca” var... Tabanca, “3. koca Kanadoğlu’na ait olmadığına” göre, acaba hangi kocalara ait?..
Daha doğrusu; “eski kocalar”dan hangisi asker?.. 1969’da ölen mi, “Musevi Hanım”dan boşanan mı?!?..
ASKERİN BRİFİNGİNDE BİR SAVCI
Kamuoyu, bu konuda bir türlü aydınlanamadı... Ama Vakit, daima “şeffaflık”tan yana olan ve “karanlık hiçbir şey kalmasın” diye didinen Vakit; Gül’ün verdiği yemek için; “Yargı’nın egemenliği ve bağımsızlığına saldırıdır” diyen Sabih Kanadoğlu’nun bir “utanç fotoğrafı”nı ortaya çıkardı!..
Yıl, 10 Haziran 1997...
Yani, 28 Şubat süreci!..
Kendileri “hukukçu” bile olmayan Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Korgeneral Çetin Saner ile İstihbarat Karşı Koyma Dairesi Başkanı Tümgeneral Fevzi Türkeri adlı “komutan”lar, “400’ü aşkın hakim ve savcı”ya 2 saat süreyle “brifing” veriyorlar!..
Lütfen dikkat... Her iki komutan da “hukukçu” değil!.. “Brifing” konularının da hukukla-mukukla ilgisi yok!..
Komutanlar, “irtica”(!)dan dem vuruyor!..
Özetle diyorlar ki;
¥ İrticai kesim sahip olduğu 19 gazete, 110 dergi, 51 radyo ve 20 televizyon istasyonu ile taban geliştirmeye yönelik propaganda faaliyetlerini kesintisiz olarak sürdürmüştür.
¥ Siyasal İslâm, taraftarlarının sahip oldukları 2500 dernek, 500 vakıf, binin üzerinde şirket, 1200 yurt, 800’ün üzerinde okul ve dersaneler ile oldukça yüksek bir ekonomik güce kavuşmuş ve bu yöndeki çalışmalarına devam ettiği görülmüştür.
Görüldüğü gibi; tamamen “evham”lara ve “korku pompalama”ya yönelik konular!..
İşte bu brifingi isteyenler arasında bir isim dikkat çekiyor!..
Evet, Sabih Kanadoğlu!..
Yargıtay’dan 100, Danıştay’dan 102 ve toplam olarak 400 hakim ve savcı arasında bulunan Sabih Kanadoğlu, oturduğu koltukta “askerin talimatları”nı büyük bir haz ve heyecan içinde dinlerken, herhalde “yargıya düşen postal gölgesi”nin farkında değildi!..
Ve yine, “yargı egemenliği ve bağımsızlığı”nın, bu “brifing” ile “paspas gibi” çiğnendiğinin de farkında değildi!..
Kimbilir, belki farkındaydı da; “irtica(!) ile mücadele bir vatan görevi” olduğundan, ne hukuk geliyordu aklına, ne de demokrasi!..
Ne garip değil mi;
Hakim ve savcıların, adeta “askerin emir kulu” gibi “katılmak, dinlemek” ve “bu paralelde kararlar vermek” zorunda oldukları “brifing” için gıkını çıkarmayan “hukuk uzmanı”(!)mız Sabih Kanadoğlu; şimdi kalkmış “Cumhurbaşkanı’nın yemeği”ne saldırıyor!..
Söylenecek hiçbir şey yok.. Vakit’in bugünkü sürmanşetinde yer alan “utanç fotoğrafı”nı Sabih Kanadoğlu’nun dikkatine sunuyor, onu destekleyen “kartel gazeteleri”ne de diyoruz ki; “alın bu fotoğrafı, size kapak olsun!”
Selam, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi