Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yürek Mektuplar

Yürek Mektuplar

Hümeyra Karagöz;
“Dokuz aylıkken yüksek ateş sonucu havale geçirmişim. Havale sonucu konuşma yetimi kaybetmişim. Buna rağmen, ‘Sessizliğin Sesi’ isimli bir kitap yazdım.
“Bu kitap hiç konuşamamış bir kızın iç dünyasını seslendiriyor…
“Desteğinizi esirgemezseniz sevinirim… Şunu da belirteyim ki, kitaptaki yazıların bazıları eski.. Yani ilk yazılarım. Bunu dikkate alarak eleştiri yaparsanız sevinirim.
* “Sessizliğin Sesi”ni yüreğinize kaydedin sevgili dostlarım. Bilirsiniz, ilk çıkışlar hep destek bekler.
Hümeyra Hanımı da, şartlara teslim olmayıp elinden geleni yaptığı için ayrıca kutluyorum.

Asuman Tavacı;
“Osmanlıdan hiçbir iz taşımıyoruz maalesef, insanımız çok bozuldu. Osmanlı gibi olmak için daha çok fırın ekmek yememiz lazım. Birinci şart eğitim...”
* Olsun bakalım, Asuman, ama acaba nasıl bir eğitim ve nasıl bir zeminde?
Doğru bir ahlaki zeminde eğitim alınmazsa, elde edilen bilgiler insanlığın zararına da kullanılabilir, öyle değil mi? Mesela Kimya okuyan biri “Molotof Kokteyli! Yapabilir. Ve onu belediye otobüsüne atıp (sık sık gördüğümüz gibi) içindekilerle birlikte yakabilir.
Yani “sevgi”, “hürmet”, “şefkat” ve “merhamet”le temeli üzerinde gerçekleşmeyen eğitim zararlı bile olabilir.
Bu ayrıntıya dikkat!

İsmail Koca;
“Sevgili Abim. ‘Milli iradenin üzerinden neden ikide bir tanklar geçiriliyor?..’ Ve
‘Milli iradenin üzerinden tanklar geçirilirken, neden hepimiz sessizce seyrediyoruz?..’ gibi sorularınız hakikaten çok önemli:
“Bana öyle geliyor ki, tanklar yine geçse bizim insanımız yine seyreder. Çünkü Müslümanlar olarak ortak hareket noktamız yok. Her şeye cemaat hegemonyası hakim, her kesim kendini hak telâkki ediyor.
“Oysa biz tevhid noktasında birleşip alacağımız kararlar doğrultusunda hareket etmeliyiz. Özelde yine herkes kendi cemaatinde hizmetini yapsın.
“Ümmeti ilgilendiren ve geleceğimizle ilgili hareket tarzımızı belirleyecek bir şûra oluşturmazsak, daha çok ağzımız açık bakarız.”
* Kâğıt üzerinde her şey nasıl da çabucak halloluyor değil mi sevgili kardeşim? Kur bir şûra, geçir başına bir yönetici, o söylesin sen yap!
Peki ama “O” kim? Ya da “onlar” kimler?
Kim seçecek, nasıl seçilecekler, hangi ölçüler kullanılacak, adaylar belirlenecek mi belirlenmeyecek mi, hangi esasa göre hükmedecekler, yanlış kararlar nasıl denetlenecek, v.s.?
Biraz ayrıntıya girdiğimizde işler nasıl da karışıyor ama…
Problemin büyüğü nerede biliyor musunuz? Kendimizde. Hepimiz başkalarını yola getirmeye çalışıyoruz. İrşad etmekten irşad olmaya vakit bulamıyoruz. Oysa problem bireysel duruşumuzda… Şu demokrasiyi kavrayamadık gitti! “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışından vazgeçemiyoruz.
Varsayalım ki, cemaatler ortadan kalktı, birleşecek miyiz? “Cemaat” dediğimiz nesne, zaten bir “birlik” değil midir?
Hem “cemaat”ten şikâyet edip hem de “birlik-beraberlik”ten söz etmek ne yaman bir çelişki.
Söylemek istediğimiz şu mu yoksa: “Cemaat olsun, ama ben yöneteyim.”
Hepsi bir tarafa, farkında değiliz belki ama biz aslında özlenen birliği şu Gazze meselesinde sağladık…
O kadar ki, Sayın Başbakan bile etkilenip, Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Perez’in yüzüne “Çocuk katili” diye haykırdı.
Ayrıca ben o soruları sorarken, sadece “dindar” vatandaşları değil, tüm vatandaşlarımızı kastetmiştim.
Çünkü demokrasi katledilirken, herkes her defasında sadece seyrediyor!
Kâzım Öztürk;
“Milletimizin vicdanına adeta tercüman olan kitaplarınızın birçoğunu okudum. Tarihe karşı bende derin bir alâka uyanmasına vesile oldunuz. Bu ilgim beni tarih öğretmenliğine kadar götürdü. Halen bu kutsal mesleği ifa etmeye çalışıyorum.
“Kitaplarınızı öğrencilerime okutuyorum. Yazdıklarınız ve yazacaklarınız için sonsuz teşekkürler. Allah razı olsun. Allah hayırlı, uzun ve sağlıklı bir ömür versin.”
* Amin Hocam, çok teşekkür ederim. Benim armağanım sizlersiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi