Yazıcıoğlu’nu anlamak ve anlatmak

Yazıcıoğlu’nu anlamak ve anlatmak

Yazıcıoğlu’nun vefatının üzerinden iki hafta geçti, ama tartışmalar bitmedi. Suikast mı, kaza mı bunu zaman gösterecek. Olayın şüpheli, kurcalanmayı gerektiren yanları olduğu muhakkak. Söz gelimi ilk gün BBP liderinin sağ ve şuurunun açık olduğuna dair beyanlar, arama kurtarma çalışmalarının gevşemesine, en azından bir gün gecikmesine vesile olmuştur.

Zamanında müdahale hayat kurtarır mıydı, bilemiyoruz. Tedbir, takdirde kusur bulmamak içindir. Öyle veya böyle takdirin önüne geçmek mümkün değil. İlk gün ortaya atılan asılsız iddialar olmasa, bugün yapılan tartışmaların çoğu olmayacaktı. Sonradan yalanlanan haberler bazı şüpheleri davet etmiş, komplo teorilerine zemin hazırlamıştır.

Toplumu teskin etmek, en azından Yazıcıoğlu’nun aile ve sevenlerini tatmin etmek için her iddia en ince teferruatına kadar araştırılmalı, ortaya çıkan bilgiler toplumla paylaşılmalıdır.

Ancak kaza anından bugüne kadar tartışmaları tetikleyen en önemli hususun ham bilgilerin hiçbir süzgeçten geçirilmeden kamuoyuyla paylaşılmasından çıktığı bellidir. Yapılan araştırma ve ortaya çıkan sonuçların –gerekli değerlendirilmeler- yapıldıktan sonra topluma sunulması, lüzumsuz tartışmaları da bitirecektir.

Yazıcıoğlu için düzenlenen ve neredeyse Cumhuriyet tarihinin en büyük töreni olan cenaze merasimi dikkatle irdelenmelidir. Yüzde bir oy alan bir parti liderinin son yolculuğunda gördüğü alakanın anlamı büyüktür. Türk toplumu ilkeli siyasetçilere verdiği değeri, saygıyı bu olağanüstü alaka ile göstermiştir. Bu biraz da böyle bir siyasetçiyi yıllardır yalnız bırakan insanların günah çıkarmasıdır. Keşke insanlarımızın kıymetini musalla taşında bilmek yerine hayattayken bilsek, böylesi herkes için daha iyi olurdu.

Yazıcıoğlu’nun ebedi yurduna uğurlanmasından sonra, onunla ortak geçmişi olan bazı kişilerin açıklamaları da doğrusu yadırgatıcıydı. Onu anlatıyorum diye kafalara sıkmaktan, vurmadan, kırmadan bahsedenlerin gerçekte onu hiç anlayamadıklarını düşünüyorum. BBP lideri önemli bir özeleştiriden sonra yeni bir siyaset çizgisi ortaya koymuştu. Kavgasız, gerilimsiz, huzurlu bir Türkiye hayal ediyor, büyük bir barış için içten içe kozasını örüyordu. Ama ömrü vefa etmedi. Onun bu kadar sevilmesinin, bu kadar sevgi alakasına mazhar olmasının sebebi de budur.

Geçmişte Yazıcıoğlu’na ambargo koyan basın mensuplarının da Türk milletinin gösterdiği bu olağanüstü ilgiden gerekli dersleri çıkarmış olmasını umarım. Yazıcıoğlu bazıları için hep 12 Eylülden önceki Ülkü ocağı başkanı olarak kaldı. Ona giydirdikleri imaja saldırıp durdular. Hâlbuki Yazıcıoğlu tanıdığım en demokrat, en barışçı, en alçak gönüllü liderlerden biri, hatta birincisiydi. Onu biraz tanımaya gayret etselerdi geçmişte yazdıklarından utanırlardı.

Bugün artık Yazıcıoğlu maddi varlığı ile aramızda değil. Ama 1992’den beri uyguladığı siyasi ilkeleri hepimiz biliyoruz. O ilkeler Yazıcıoğlu’nu toplumun sevgilisi yapmıştı. Umarım BBP yeni liderini seçerken aynı kişilikli çizgide yürüyecek bir şahsiyette karar kılar. Dengeli bir liderin başkanlığındaki BBP, Yazıcıoğlu’nun emanetini daha da ileri taşır. Aksi takdirde izmihlal kaçınılmaz olur. Koltuklar hırsları tatmin için değil, millete hizmet içindir. Başkanlık koltuğuna makam peşinde koşanlar değil, hizmet arzusu ile yanıp tutuşanlar layıktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi