Millî Savunma Bakanı'nın paltosunu tutan komutanlar

Millî Savunma Bakanı'nın paltosunu tutan komutanlar

Başlıktaki ibare, eski genelkurmay başkanlarından Yaşar Büyükanıt'a ait. Büyükanıt, Genelkurmay'ın Millî Savunma Bakanlığı'na bağlanmasına itiraz ediyor. Dünyada tek örnek olarak sadece bizde genelkurmay başkanları doğrudan Başbakan'a bağlı.
Eğer Millî Savunma Bakanı'na bağlanırsa, o zaman "askerliğin içine politika sokulur" diye, itirazını gerekçelendiriyor, Yaşar Büyükanıt. Örnek olarak, Demokrat Parti döneminde Millî Savunma Bakanı'nın paltosunu tutan komutanlardan bahsediyor.

Asker-siyaset ilişkisinin farklı boyutları var. Bu boyutların hepsinde kelimelerin anlamları değişiyor. Eğer konuşan bir asker ise "siyaset" kelimesi doğrudan "demokrasi" anlamına geliyor. Hatırlayalım: Demokrat Parti iktidara geldiği zaman ordunun statüsünü değiştiren hiçbir düzenleme yapmadı. Genelkurmay Başkanı, DP iktidara gelmeden önce de Millî Savunma Bakanı'na bağlıydı. Tek parti dönemindeki düzen çok partili hayatta da olduğu gibi devam etti. O zaman Büyükanıt'ın itirazı, tek parti döneminin savunma bakanlarına değil, Demokrat Parti'nin savunma bakanlarına yönelik. Aradaki fark ne? İkincisinin doğrudan sandıktan çıkması, yani halkın iradesini temsil etmesi. "Palto tutmak" abartılı ve aşağılayıcı bir ifade; askerliğin şerefine aykırı. Ama, Büyükanıt'ın itirazı demokratik iktidarların savunma bakanlarına yönelik. Bu durumda asker sadece demokratik iktidarların emrine girmeye karşı çıkmış olmuyor mu? Kısaca, askerlerin itiraz ettiği asker-siyaset ilişkisi değil; genelkurmay başkanlığı görevi üstlenmiş bir asker, demokratik iradenin emrine girmeye itiraz ediyor.

Millî Savunma Bakanı'na bağlanmaya itiraz eden bir orgeneralin, bir üsteğmen karşısında hazırola geçip selam durmaya da itiraz etmesi gerekmez mi? Bir orduyu ordu yapan disiplini ve hiyerarşisidir. Şayet bir üsteğmen, koca koca orgeneralleri karşısında hazırolda tutabiliyorsa, o orduyu bırakın savaştırmayı savaş meydanına götürmeyi bile başaramazsınız. Ve bir üsteğmen bunu başarmışsa, bütün üsteğmenler aynı hülyanın peşine takılmaz mı? Söylediğim bir varsayım değil. 27 Mayıs darbesinden sonra aynıyla vaki oldu. Orgeneraller, Millî Birlik Komitesi üyesi 27 yaşındaki bir üsteğmenin ve sonra yüzbaşıların, binbaşıların önünde hazırolda durdular. Ergenekon davasının ortaya döküp saçtığı gibi, ordu mensupları gırtlağına kadar siyaset batağının içine batmışsa, bunun sebebi bir komutanın Millî Savunma Bakanı'nın paltosunu tutması değil, orgenerallerin genç subayların önünde selam durmalarıdır. "Palto tutmak" kabul edilebilir bir şey değil; ama hiyerarşinin tersine dönmesi askerliğin şerefini değil kendisini bile ortadan kaldıracak daha vahim bir durum değil mi?

Özden Örnek'in anılarında, 2002 Ağustos Şûrası aktarılıyor. Anlatılanlar, denetimsiz bir bürokratik kurumdaki hizipleşmelerden ve kişisel çekişmelerden ibaret. Ayak oyunları ile Edip Başer'in Kara Kuvvetleri komutanı olması engelleniyor. Ordunun komutasını devralan Genelkurmay Başkanı'nın hiçbir şeyden haberi olmuyor. Bu olup-bitenlerin adı bal gibi siyaset değil mi?

O zaman askerlerin anlayacağı dilden konuşalım. Biz, asker üzerinde "siyasî denetim" istiyoruz. Yetkisini bizden alan demokratik iktidarların orduyu denetlemesini bekliyoruz. Başta terör konusu olmak üzere güvenlik konusunda zaafla karşılaşmamak, üzerinde üniforma ve elinde silah bulunanların hukuk dışına çıkmasını engellemek ve ülkenin kıt kaynaklarını daha rasyonel biçimde kullanabilmek için. Mesele, "asker mi yönetsin yoksa siyasetçi mi?" ikilemi değil. Hukuk içinde medenî ve sağlıklı bir ülke halinde yaşama meselesi. Bunun için de askerlerin siyasî (yani demokratik) denetim altına alınması şart.

Mesele mesleğin şerefi ise, askerlerin önce halka güvenmesi gerekir. Hele Genelkurmay, dünyanın her yerinde olduğu gibi Millî Savunma Bakanı'na bağlansın; şayet paltosunu komutana tutturmaya kalkan bir bakan çıkarsa, evelallah onun cezasını elbirliği ile sandıkta biz veririz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi