Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Provokatör kimdir, bölücülük yapan kim?

Provokatör kimdir, bölücülük yapan kim?

Bir "savunma" yapmak için değil, sadece "durum tesbiti" yapmak için sormak istiyoruz... "Uç" olan kimdir?.. "Radikal" olan hangi gazetedir?.. Kim "provokasyon"a yeltenmektedir?.. Yeri geldiğinde "bölücülük" yapmaktan, milletin arasına "fitne" sokmaktan çekinmeyen gazete hangisidir?.. "çözüm teklifleri" sunmak yerine, sürekli "gerilim" üreten ve "gerilimden tiraj uman" kimdir?.. "Yasakçı" olan kimdir, "özgürlükçü" olan kim?.. "Halkın gazetesi" olan kim, "derin devletin gazetesi" olan kim?..
Bu soruları özellikle sorduk ki; bugüne kadar Vakit hedef alınarak yapılan suçlamaları aslında kimlerin hak ettiği ortaya çıksın!..
YATANA GöRE OTURAN, RADİKALDİR!
Evet, bugüne kadar "sert" yayınlar yaptığımız, "radikal" tavırlar sergilediğimiz, "çözüm teklifleri" sunmak yerine "ortamı gerecek haberler" verdiğimiz yazıldı, çizildi, söylendi.
öncelikle ifade edelim ki;
"Miskin miskin yatan" bir adama nazaran "oturan" bir adamın tavrı "radikal"dir!..
"Oturan" bir adama nazaran "ayakta duran" bir adam radikaldir!..
"Ayakta duran" bir adama nazaran "yürüyen" bir adam, yürüyen bir adama nazaran "koşan" bir adam "radikal"dir!..
O halde ne yapacaksınız?..
Ya size "radikal" denmesini sineye çekip "koşmaya" devam edeceksiniz, ya da miskin miskin yatacak, hiç suya-sabuna dokunmayacaksınız!..
Vakit'in bugüne kadar yaptığı, işte buydu... "Tembel tembel yatmak" yerine, "maraton koşmayı" tercih ettik!..
Ama, bizim bu tavrımız; birçokları tarafından, bambaşka şekillerde yorumlandı.
Kimi "uç" dedi, kimi "radikal" dedi, kimi "sert" dedi, kimi de "gerilimden beslenmek"le suçladı.
Oysa bizim, "millet çoğunluğu ne diyorsa o!" demekten başka tavrımız yoktu.
Gerçekten de;
"Millet" çoğunluğu ne ise, biz de "o" idik!..
çünkü biz, "milletin sesi"ydik!..
YüZDE 80 DE Mİ YETMEDİ?
Meselâ, "başörtüsü" konusu...
Bugüne kadar; hiçbir "haber"imizde, hiçbir "yorum"umuzda veya hiçbir "köşe yazımız"da "herkes başını örtmeli" demedik!..
Oysa, başörtüsü "Allah'ın bir emri" idi!..
Ama, buna rağmen, tavrımız açıktı:
"İsteyen başını örter, isteyen açar!"
Sevabı da, günahı da kişinin kendine!
Evet, tartışmaların başından beri bunu söyledik, bunu savunduk!..
Dedik ki;
"Yasak kalksın!"
Sadece Vakit söylemedi bunu; "millet" de söyledi... Yapılan anketler de gösterdi ki; "milletin yüzde 80'lik çoğunluğu" yasağa karşıdır!..
Millet, öğrencilere "kılık-kıyafet dayatması" yapılmasını istememekte ve şöyle demektedir:
"18 yaşına gelmiş bir genç kız; anne ve babasına sormadan evlenme kararı bile verebilirken, giyeceği kıyafete niye kendisi değil de, devlet karar veriyor?"
Vakit de "millet gibi" düşünmekte ve "devletin kılık-kıyafete karışmaması" gerektiğini savunmaktadır.
öyle ya; 18 yaşına gelmiş bir genç kız, hukuk önünde her türlü "eylem" ve "söylem"inde "özgür" iken, her konuda "kendisi" karar verebiliyorken, "ne giyeceğine, nasıl giyineceğine" niye "devlet" veya "başkaları" karar veriyor ki?..
Evet, yıllarca buna savunduk!..
Bir genç kız, "örtünecek"se de kendisi karar versin, "açılacak" ise de!..
Peki, bu "yayın politikası"nın neresi "uç"tur, neresi "sert"tir ve neresi "radikal"liktir?..
Gelin görün ki;
Yıllarca böyle yaftaladılar Vakit'i!..
Böyle göstermek istediler!..
KARTEL'İN DüNKü BAŞLIKLARI
Ama, şimdi... "Maske"ler düşmeye, "gerçek çehre"ler ortaya çıkmaya başladı.
Sadece "dünkü gazete başlıkları"nı aktarmak istiyoruz... Aydın Doğan gazeteleri başta olmak üzere "kartel medyası" nasıl bir özgürlük düşmanı, nasıl bir yasakçı ve nasıl bir provokatör olduğunu gözler önüne serdi.
Buyrun, dünkü manşetleri birlikte okuyalım:
"411 el, kaosa kalktı!"
"Hoşgeldin kaos!"
"Tehlikeli bölünme!"
"Kaos" nedir, "bölünme" nerede?..
Olayı biliyorsunuz... 1969'dan beri, yani tam 40 yıldan bu yana, başörtüsü yasağı, bu ülkede bir "sorun" olmuş, sorunu çözme yolunda atılan adımlar hep akamete uğratılmıştır!
Bu yüzden de; yüzbinlerce genç kızın istikbali söndürülmüş, "okuyamaz" hale getirilmiştir!..
Aşağılanmış, dışlanmış ve horlanmıştır!.. İncecik bileklerine "kelepçe" vurulmuş, sırtına "cop"lar ve "sopa"lar indirilmiş, "ağız"ları kapatılmış, "başındaki örtü" zorbalıkla çekilmiştir!..
"Haydi Kızlar Okula" kampanyalarının açıldığı bir dönemde, onlar "okul kapısı"ndan geri çevrilmişlerdir!..
Evet, o-ku-tul-ma-mış-lar-dır!..
40 yıl sonra bugün; "milli iradenin tecelligâhı" olan Meclis, soruna el atmış, 10. ve 42. maddeyi değiştirerek, "yasağın önündeki anayasal engelleri" kaldırmıştır!..
Yani; "başı açık" bir genç kız ile "başörtülü" bir genç kızın durumunu eşitlemiştir...
Artık, başörtülü bir genç kız da okuyabilecektir!..
Bu durumu herkesin alkışlaması ve desteklemesi gerekirken, "kartel medyası"ndan yukarıdaki başlıklar geldi:
"411 el, kaosa kalktı!"
"Hoşgeldin kaos!"
"Tehlikeli bölünme!"
Burada "kaos"a yol açan nedir?..
Yasağın kalkması mı?
"Bölünme" nerede?..
411 milletvekilinin "özgürlük" yönünde, 103 milletvekilinin de "yasak" yönünde oy kullanması mı?..
Şu hâle bakın;
"Milletvekillerinin 5'te 4'ü" yasağın kalkması yönünde oy kullanıyor ve bu "kaos" olarak, bu "bölünme" olarak değerlendiriliyor!..
Peki, "demokrasi" nerede?..
Bu gazeteler, yıllar yılı "demokratik, laik Türkiye" demediler mi?.. Demokrasilerde, "halkın dediği" olmaz mı?..
Halk, diyeceğini demiş işte;
"örtü yasağı kalksın!"
Halkın temsilcisi Meclis de, kararını vermiş:
"411 özgürlükçü, 103 yasakçı!"
HEM TAHKİR, HEM TAHRİK!
Asıl kaos, "medyanın tavrı"ndadır... Asıl "tehlikeli bölünme"yi körükleyen ve "provokasyonlara davetiye" çıkaran, işte bu başlıklardır!..
Bu başlıklarda milletin çoğunluğunu "tahkir" ve azgın azınlığı "tahrik" vardır!..
İşte bunun adı "provokasyon"dur!..
Peki, bu "provokasyon"lar burada duracak mı?..
Hayır, durmayacak!..
Tıpkı, Sabah'tan Emre Aköz'ün 5 Şubat 2008 tarihli yazısında uyardığı gibi:
"Diyelim ki 2008-2009 döneminde türbanlı kızlar üniversiteye girdi...
özellikle ilk ay içinde yapılacak... TV'lerin ana haber bülteninde "Flaş... Flaş..." diye duyurulacak... Ya da bazı gazetelerin manşetinde yer alacak haberleri görür gibiyim:
Bilmem ne üniversitesinde kantin baskısı... üniversitenin kantininde oturan başı açık kız öğrencinin çevresinde toplanan kızlı erkekli İslâmcı öğrenciler, "Niye başın açık... Al şu başörtüsünü tak" diye baskı yaptı... Başı açık öğrenci, ağlayarak, rektörlüğe sığındı...
Bu habere inanacaksınız!
İnanacaksınız, çünkü görüntüler bir cep telefonu kamerası ile saptanmış olacak.
Şöyle de olabilir: Ne tesadüf ki... üniversitede bir hocayla söyleşi yapmaya gitmiş gazeteciler, “Kantinde olay var” denmesi üzerine oraya koşup olayı görüntülemişlerdir!
Nereden mi biliyorum?
çünkü kışkırtma ve kurguhaber böyle yapılır. Bilirler ki "İnsanlar 'gördüklerine' inanır."
üç üniversiteden böyle görüntüler medyada yer alsın... Gerisi çorap söküğü gibi gelir:
"Biz demiştik..." diye başlayan yaygara, "Ordu göreve" sloganlarına kadar ulaşır.
Böyle şeyler olacağını biliyorum çünkü daha önce başka konularda benzerleri 'yürürlüğe kondu'...
Mesela 'Osmanlı Ermenileri Konferansı'na ev sahipliği yapmaya kalkıştığı için Boğaziçi üniversitesi'ni "gözden düşürme" kararı aldılar.
üniversitedeki Folklor Grubu'nun gösterisini, "PKK dansı yaptılar" diye sundular.”
Emre Aköz, haksız değil... Bir "ADD'ci" veya "çağdaş Yaşam'cı" başı açık genç bir kızın, başına "örtü" alıp da diğer arkadaşlarına "niye başın açık?!?" diye baskı yapacağını ve bunun da "kantin baskısı" başlıklarıyla gazetelere manşet olacağını söylemek, kehanet olmasa gerek!.. Zira, “kartelin dün yaptıkları, ileride yapacaklarının teminatı”dır!..
BU TAVIR, HALK DüŞMANLIĞIDIR!
Bütün bunlardan sonra, tekrar “Vakit-kartel kıyaslaması”na dönmek istiyoruz.
Gördünüz işte;
Vakit, dünkü manşetini; “özgürlüğe 411, yasağa 103” şeklinde atarken, kartel gazeteleri; tavırlarını “yasak”tan yani “halk düşmanlığı”ndan yana kullanmış ve “kaos” diye, “bölünme” diye başlık atmışlar!..
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin:
“Provokasyon” yapan kimdir?..
Vakit mi, kartel mi?
“Bölücü yayın” yapan kimdir?
Vakit mi, kartel mi?
“Kışkırtıcı ve tahrikçi” olan kimdir?..
Vakit mi, kartel mi?
“Milli iradenin tecelligahı” olan Meclis’in verdiği karara bile burun kıvıran ve aşağılayan bu medyanın neresi “demokrat”tır, neresi “özgürlükçü”dür ve neresi “objektif”tir!.. Bu, resmen ve alenen “halk düşmanlığı”dır!.
Ve de, “Hak düşmanlığı!”
Son olarak şunu söylemek istiyoruz: “Söylenen bir söz” elbette önemlidir!.. Ama, sözü “kimin söylediği” çok daha önemlidir!..
Bir gazete ki; hem “demokrasi”den söz ediyor, hem de “milli irade düşmanlığı” yapıyorsa, çekiverin “sifon”u!..
Selam, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...


Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi