R. Özdenören

R. Özdenören

Kaçan fırsatın ardından koşan adam

Kaçan fırsatın ardından koşan adam

Fırsat bir kere gelir ve ondan sonraki gelişler daima kaçırılmış olanları çağrıştırır. Fırsat bir kere gelir ve bir ân –evet, bir tek ân- kullanılmayı bekler; bu da muhatabına bir fırsat verme anlamındadır: onu kullanmayı, bu bir kerecik fırsatın bir ânlık duruşunda başarmak zorundasınızdır.

Başaramadığınız takdirde ne olur? Başaramadığınız takdirde onun arkasından koşmak ve konuşmak, yalnızca kaçırılmış bir fırsatın arkasından koşmak ve konuşmak bağlamında bir anlam taşır: yani bir hiç! Yani bir boş olanın anlamı.. bir hiçliğin.. bir yazıklanmanın.. bir boşa ve boşluğa esef savurmanın anlamı…

Boş bir kavanozun içinde konuşma neye yarar? Oysa kavanozun dışında konuşabilme imkânı orada bekliyordu. Orada, konuşmanın ve eylemenin serbest bırakıldığı zeminde, iktidar ellerine teslim edilmiş haldeyken, o, verili fırsatı kullanmayı aklından bile geçirmiyordu. İstiyordu ki, birileri onu durmadan pohpohlasın. Pohpohlamayla bir yere gidilemeyeceğini bilmeyen birinin eline dünyanın en güçlü iktidarı bile teslim edilmiş olsa, kullanmayı beceremeyince bu iktidar, sıradan bir çavuşun sıradan bir höt diye bağırmasıyla ona şapkasını alıp kaçmayı düşündürtür. Yani sahadan firar eder. Artık kaçırılmış fırsatın arkasından yakınma nöbeti başlar. Bu kez şapkasını alıp kaçan iktidar sahibi, kaçma işinde gösterdiği başarıyı tecrübe hanesine(!) yazdırma açıkgözlüğünü göstermenin ardına düşer. Yutturabilirse…

Bir zamanlar açmakla övündüğü mektepler sanki onun tarafından açılmamıştır. O mekteplerin hasılatından kendi kâr hanesine kaydedilebilecek bir avanta varbulunduğuna aklı kestiği sürece onları sahiplenmekte bir sakınca yoktur. Fakat hasılanın devşirilmesi bir bedel gerektiriyorsa, bizimki derhal oradan kuyruğu kâhgelemenin (kâhgelemek: kıvırmak, yuvarlatmak) yolunu aramaya bakar. Kuyruğu kâhgeler, çünkü kuyruğunu kaptırmak istemez. Kaptırırsa karizması, zaten bir üfürük dengesinde duran karizması tümden kazınıp yok olur.

Beyefendinin kürsüsünün etrafı çelik zırhla örülmüşse, o zırhın koruması altında cesaretle konuşabilir. Orada ona kurşun işlemez. Orada durduğu sürece, zırhın dışındaki sesleri duyması gerekmez. Zaten onun durduğu yere ses de ulaşmaz. Onun durduğu yerde konuşmasını kimse işitmez ve gereğini yerine getirmez. O da, orada başkasını işitmek için durmuyor zaten: o, kendi sesini işitmek için o zırhın perdelediği korunaklı yere sığınmış bulunmaktadır. Orada cesaretle konuşabilir. Orada ahkam kesmek serbesttir. Orada, zırhın dışından yükselen çığlıklar kendisine ulaşamayacağı için beyefendi rahattır. çünkü konuştuktan sonra orada beklemeyecektir, beklemesi gerekmemektedir.

İşin dramatik bir yanı daha var: beyefendi, aslında boşuna konuşmaktadır. çünkü konuşma fırsatı onun ağzına teslim edilmiş olduğunda, o susmayı tercih etmiştir. En fazlasından konuşma mevkiini başkasına terk edip uzaklaşmıştır oradan. öyleyse şimdi ağzına mikrofon tutulduğunda ne söylemesi beklenebilir? İşte o da aynen onu söylüyor: “O zaman başkaydı, bizim zamanımızdaki şartlarla şimdikiler birbirine uymuyor!”

Fakat beyefendiye itiraz edip diyorlar ki: “Devlet eşit mesafede durmuyor, bir kısmını kayırıyor.” Beyefendinin cevabı hazırdır: “Ben ona karışmam. Bizim zamanımızda öyle değildi…”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
R. Özdenören Arşivi