Genelkurmay’a ihtarlı mesaj

Genelkurmay’a ihtarlı mesaj

Demokrasiye yönelik kirli senaryoda ıslak imzası olduğu belirtilen Albay Dursun Çiçek’le ilgili soruşturma, ıslak zeminde devam ediyor. Genelkurmay, soruşturmanın önünü açmak yerine engelleyici bir tavır içinde gözüküyor.

Bir Albay, neredeyse rejim sorunu oldu.

ABD Başkanı Bill Clinton’un “Türkiye ile Yunanistan’ın üzerinde 20 koyun yaşayan bir kayalık (Kardak) yüzünden savaşacağını söylediklerinde şaka sanıyordum” sözünü hatırlatırcasına, hükümet ve asker, bir “çiçek” yüzünden karşı karşıya.

O zaman 20 koyun, şimdi bir çiçek...

Eğer devlet yönetenler, sorumluluklarının bilincinde olmazlarsa, eften püften nedenlerle savaşa davetiye çıkarabiliyorlar.

Yöneticilik, sorun üretmek değil, çözüm bulmak yeteneğini ifade eder. Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin meclis grup toplantısında açık şekilde Genelkurmay’a gönderdiği mesaj, iyi okunmalıdır: “Yönetici makamında olanların tutuculuk içine girmemesi gerekir. Rahatlıkla gelip yargıya bunları teslim etmelidir.”

Sağdan, soldan, yandan, hangi yönden bakarsan bak, mesajın adresi Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’dur.

Demek istiyor ki; Albay Dursun Çiçek’i hukuka teslim et.

Başbakan düzeyinde böyle bir çağrının yapılması, Çiçek’in Genelkurmay tarafından korunduğu iddiasını teyit eder niteliktedir.

Başka bir ifadeyle, bu mesaj, ihtarlı mesajdır. Nasıl mahkeme, çağrıya cevap verilmediği zaman polis zoruyla şüpheliyi getirir ya, onun gibi...

“Ya gereğini yap, ya gereğini yaparım” denmiştir.

Unutulmasın, “gereği” yapılırken, sadece şüpheli değil, yardım ve yataklık yapanlar da nasibini alır.

Bütçeye göre seçim ne zaman?

Başbakan Erdoğan ile CHP Lideri Baykal arasındaki Anıtkabir diyalogundan üretilen “erken seçim” senaryosu, mecliste görüşmelerine başlanan yeni bütçeyle örtüşmüyor.

Anlatalım...

2010 yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nda seçim organizatörü Yüksek Seçim Kurulu’nun üç yıllık ödenekleri ayrıntılı olarak yer alıyor.

YSK’ya 2010 yılı için ayrılan 99.3 milyon liralık ödenek, 2011 yılı için 161.7 milyon lira olarak öngörüldü. Bu rakam, 2012 yılında 64 milyon liraya düşürülüyor.

Rakamların efendileri, bu tabloyu şöyle okuyorlar; 2011 yılındaki ödenek artışının sebebi, seçim harcamalarıdır. Hükümet, 2010 için seçim öngörseydi, bu rakam, tasarıya farklı yansırdı.

Yani, 2012 ile 2011 arasındaki yaklaşık 100 milyon dolarlık ödenek farklılığı, seçim nedeniyledir. 2010’da ödeneğin bir miktar fazla olması ise seçim hazırlıklarının 2010 yılı sonunda hazırlanma ihtiyacından kaynaklanıyor.

Anlatalım da herkes hesabını ona göre yapsın.
Çakır’ı Allah’a havale ettim

Ali Çakır’ı artık tanıyorsunuz. Ergenekon sürecinde yaklaşık bin 600 davada imzası bulunan savcıdır.

Hatırlayacaksınız; 32. Gün Programı’ndan sonra sohbet ederken anlattığı tarikat gösterisiyle ilgili bazı iddiaları, köşeme taşımıştım. 1994 yılında Mardin’de savcıyken hakkında dava açtığı CHP’li Mahmut Duyan’ın kendisine komplo kurduğunu iddia ediyordu.

Dün Duyan aradı. “Namusum, şerefim üzerine yemin ederek, Kuran’a el basarak söylüyorum” deyip anlattı, iddialara cevap verdi.

Duyan: “O tarihte Ali Çakır, morgda temizliği bahane ederek bir doktor arkadaşımı tokatladı. Duyunca yanına gittim. Terbiye sınırlarını aşınca tokadı indirdim, birbirimize girdik. Şimdi Ankara Basın Savcısı olan Kürşat (Kayral) Bey olayların tanığıdır. Sonra barıştırdılar, konu kapandı.”

Peki, tecavüz davası?

Devam etti: “Bir süre sonra Ali Çakır, bir hemşireye tecavüz iddiasıyla dava açtı. O hemşire kızım gibi sevdiğim biridir. Rakiplerim bana komplo kurmuşlar. Nihayetinde ağır cezada ilk duruşmada beraat ettim. O kızcağız da itirafta bulundu, komployu kuranları tek tek açıkladı. 1995 yılında ise milletvekili seçildim. Aksi olsaydı Mardin halkı bana oy verir miydi?”

Tarikat gösterisindeki kamera çekimi?

Duyan: “Ali Çakır, o görüntüleri benim çektiğimi söylüyor. Tümüyle yalandır. O görüntüleri çeken Atv’de çalışan Mehmet isminde gözlüklü bir kameramandır. Soy ismini şimdi hatırlamıyorum. Sonra o görüntüleri yayınladılar. Bırak kamerayı fotoğraf çekmeyi bile beceremeyen biriyimdir.”

Adalet Bakanlığı’na şikayet?

“Yemin ederim ki ben şikayet etmedim” diyen Duyan: “O görüntülerin yayınlanmasından sonra soruşturma açmışlar. O safhada bizim de ifademizi aldılar.”

Daha sonra Çakır’la karşılaştı mı? Veya benim gibi hakkını helal etti mi?

Lafını esirgemeden net konuştu: “Milletvekili seçildikten bir süre sonra aradı, yanıma geldi, görüştük. ‘Hata ettim, beni affet’ dedi. Bana yaptığı onca haksızlıktan sonra niye affedeyim kendini? Affetmedim. Çok ısrar etti. Dedim ki, ‘Seni Allah’a havale ettim, Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın.”

Bu kula düşen de “Amin” demek...
TRT ambargo koymuş

Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’la ilgili dosyayı kapattım. Konu artık yargıdadır. Umarım, suçsuzdur. Değilse, şeriatın kestiği parmak acımaz.

Tabi, arı kovanına çomak sokunca, vızıltılar yoğunlaşır. Sakarya’da görevden alınan bir müdür akrabam olduğu için yüklenmişim!

İspat etmeyen, şerefsizdir, namussuzdur.

Diğer iddia, TRT ile ilgilidir. One Ajans’ı, danışmanlık çöplüğünü, Ergenekon kadrolaşmasını yazdık ya, TRT Genel Müdür Yardımcısı Zeynel Koç, sözlü talimat buyurmuş: “Şamil Tayyar’ı TRT ekranlarına çıkarmayın.”

Bir de TRT’de şu söylentiyi yaymışlar: “Şamil’e program vermeyince aleyhte yazıyor.”

Aynı şekilde, ispat etmeyen, şerefsizdir, namussuzdur. Eğer böyle bir talebim varsa, ellerinde teklifimin mevcut olması gerekir.

Ayrıca; görevden alınan TRT İstanbul Bölge Müdürü Ömer Erdem tanığıdır. Medya Müfettişi programı daha önce bana teklif edildi, reddettim. Teklifin birinci elden sahibi ise Genel Müdür İbrahim Şahin’dir.

Fikret Bila, Murat Yetkin ve Prof. Dr. Mustafa Erdoğan’la birlikte cumartesi sabahları yayınlanmak üzere teklif edilen tartışma programını da geri çevirdim. Bu teklifin sahibi de genel müdür talimatıyla beni arayan danışmanıdır. Daha sonra teklifi Fehmi Koru’ya götürdüler.

Gerekçem çok basitti: “TRT’den alacağım üç beş kuruş yüzünden Ergenekonculara malzeme vermem.”

Ambargoya gelince...

Sizinle zaten işim olmaz. Silivri’ye döndünüz...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi