AK Parti ve Saadet senaryoları

AK Parti ve Saadet senaryoları

Elbette Ali Bulaç’ın AK Parti ve Saadet Partisi’ni merkeze alan senaryolarını önemsemek gerekiyor. Her şeyden önce kendisi bir gazeteciden çok, yıllar yılı bu alanda emek veren önemli bir araştırmacı ve yazar. Dolayısıyla da onun günü birlik duyumlardan hareket ettiğini düşünmemiz yerinde olmaz. Nitekim kamuoyu, kendisinin dile getirdiklerini haklı olarak ciddiye aldı; almalı da.

Aklınıza şöyle bir ayrıntı takılırsa, ona da itibar etmemenizi öneririm. Evet, Ali Bulaç yıllardır Zaman Gazetesi’nde yazıyor, cemaatle ve Hocaefendi’yle yakın bir isim. Ancak köşesini ya da düşüncelerini, cemaatin yansıması gibi okumak doğru olmaz.

***

Öte yandan bir gazeteci olarak uzun zamandır Saadet Partisi’nde olup bitenleri yakından izliyorum ve Bulaç’ın söylediklerine benzer, hatta çok daha şaşırtıcı senaryolara rastlıyorum.

Ali Bulaç, daha çok Numan Kurtulmuş üzerinden üretilen senaryolara dikkat çekmiş. Oysa bu çevrelere biraz daha kulak kabartsa, mesela Erbakan Hoca’yla Ergenekon davasının hastane kadrolu sanığı Prof. Mehmet Haberal arasında temaslar olduğunu, hatta bu tür isimlerin etrafında uzun zamandır bir parti çalışmasının yoğrulduğunu, Numan Bey’in de bu yüzden tasfiye edilmeye çalışıldığını duyabilirdi.

Bunların doğruluğuna itibar edilebilir mi, bilemiyorum. Belki daha sahici bir gösterge arıyorsak, mesela Erbakan’ın referandum sürecinde nasıl bir tavır izleyeceğine bakabiliriz.

***

Bu kadar laftan sonra aslında şunu söylemek istiyorum.

Acaba bu olup biteni aktarırken yapmamız gereken öncelikle bu tür senaryoları dile getirmek midir? Yoksa ilkesel anlamda Saadet Partisi’nde olup biteni değerlendirmek mi?

Ali Bulaç, fırtınalar koparan yazısında ilginç bir değerlendirmede bulunuyor:

‘Ortada bir sorun var: Beyaz listede yer alan isimler, kendi kaynaklarıyla siyasi hareketi finanse edebilecek imkân ve güce sahip değildirler. Bütçeden yardım alamayan bir parti, ya önceki birikimlerini kullanacak veya yeni bağış kaynaklarını bulup harekete geçirecektir. Bu konuda avantajın yeşil liste tarafında olduğu açıktır.’ (Zaman, 17 Temmuz 2010)

Bulaç beni mazur görsün, burada kastının ne olduğunu tam olarak anlayamadım. Kuşkusuz siyasetin ‘ekonomik avantajlar’a mahkum olmasına geçmişten bu yana

en fazla karşı çıkanlar arasında kendisi de var. Şu halde burada ‘mühür kimdeyse Süleyman odur’ demek yerine, kimin ilkesel anlamda mührü hak ettiğini tartışmak herhalde daha doğru olur.

Bulaç’ın bir başka değerlendirmesi ise şöyle: ‘Burada SP’nin yoluna devam etmesi önemlidir, bu çizgiye kesin ihtiyaç vardır. Bu sorunu Erbakan Hoca’nın birleştirici yönde koyacağı inisiyatif çözebilir ancak.’

Bunca yıldır Milli Görüş hareketini takip eden ve kamuoyunu bu yönde aydınlatan

Bulaç, daha önce yaşanan yenilikçi-gelenekçi ayrışmasını en sağlıklı ve sağduyulu biçimde değerlendirenler arasındaydı.

Peki bugün neden SP’nin yoluna devam etmesini ve ‘Erbakan Hoca’nın birleştirici yönde koyacağı inisiyisatif’i önemsiyor? Ufukta gördüğü tehlike nedir? Dün parti içinde farklı görüşlere geçit vermediği için eleştirilen Erbakan, bugün neden ‘birleştirici’dir?

***

Ali Bulaç, bu konudaki düşüncelerini bizimle daha ayrıntılı olarak paylaşmalı. Buna gerçekten ihtiyacımız var.

Ankara’nın senaryoları bitmez. İhtiyacımız olan bunlardan çok, yakın geleceğin inşasına dair yol gösterici yaklaşımlar. Bunu Ali Bulaç’tan beklemek hakkımız sanırım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi