Refik Erduran

Refik Erduran

Postal ne öpülür, ne ısırılır

Postal ne öpülür, ne ısırılır

Hava iyi mi, kötü mü?
Saçma soru. Anlam kazanması için çerçevenin bilinmesi gerekir. Güneşlenmek istiyorsanız, gök de bulutsuzsa, hava iyidir. Ördek avına çıkacaksanız, tipi bekliyorsanız, bulutsuz gök kötüdür.
Askerlik düzenimiz tartışılıyor. Kısası, uzunu, bedellisi, bedelsizi söz konusu. Sizce hangisi iyi? Durumunuza bakar.
Mehmet Barlas dün o konunun türban sorunu kadar önemli olduğunu ileri sürüyordu. Bence daha bile önemli.
Kızım da var, görünür gelecekte askerlik çağına ulaşacak oğullarım da. Üniversiteye gireceği yaşta kızın kafasının görüntüsüne kendi aklıyla karar verebileceğini umuyorum. İster saçını kazıtır, ister tepesinde huniyle dolaşır kampüste.
(Ben gittiğim yabancı üniversitenin kafeteryasında Budist rahibi kılıklı Uzak Doğulularla, başı sarıklı Hintlilerle, yalınayak Afrikalılarla yan yana yemek yerdim.)
Oğullarımın askerlik konusuna bakışım ise öyle değil. Ülkeyi saldırıdan korumak için dövüşmek gerekiyorsa üstlerine düşeni yapmalarına razıyım elbette. Ama gereksiz çatışmalarda Niyazi olmalarına isyan ederim.


***

Kendim fazlasıyla askerlik yaptım. Yaşıtlarımdan çok daha uzun süreyle, uzaklarda, ateş altında bulundum. Onun için rahat konuşacağım.
Yazının birkaç satır öncesinde "askerlik çağı" diye bir deyim geçti. Koşullanmışız: "büluğ çağı" gibi doğal ve kaçınılmaz bir gelişme dönemi saydığımızı belli edercesine kullanıyoruz o kavramı.
Değildir. Askerlik ne doğaldır, ne de kaçınılmaz. Birçok ülkede öyle bir yükümlülük yok. "Hin-i hacette" o hünerden yararlanılsın diye gençlere çok kısa süreli kamp yaptırıp silah kullanmasını öğretiyorlar, o kadar. Öyle dönemler dışında ülkenin güvenliği aylıklı profesyonellere emanet ediliyor.
Doğaya aykırıdır askerlik. Talimlerde yaptırılanlara bakın. Hizaya dizilmek, aynı anda sağa sola dönmek, uygun adım yürümek, hep birden tüfek omuzlayıp indirmek öğretilir. Amaç insanları kendi iradelerinden koparıp komutla işletilen makinelere dönüştürmektir.
Gereklidir bu. Başka türlü etkili biçimde savaştıramazsınız yığınları. Ancak bir şeyin gerekli olması başkadır, istenir olması başka. Keşke dünyadan savaşlar kalksa da ordulara ihtiyaç kalmasa... Yazık ki şimdilik o hayalin lafı bile gülünç.
Ayrıca, biliyorum, tarihimiz ve geleneklerimiz "Asker milletiz" sözünü haklı gösterecek kadar cenk dolu. Hatta itiraf edeyim: ben askerlik yaparken eziyet çekmedim, zaman zaman hoşlandım. O kadar ki, "Galiba toplumsal DNA'mızdaki fetih hırsının etkisindeyim" diye düşündüğüm oldu.
Erkekler arasında silah arkadaşlığı denen bir dayanışma keyfi var. Tanıdığım subaylarımız içinde de zekâsını beğendiğim, şövalyece özverisine hayran kaldığım ve -evet- sevdiğim kişiler az değildi.

***

Bu zikzaklı sözlerden sonra, sonuçta söyleyeceğim nedir askerlik konusunda?
Doğal, kaçınılmaz, kutsal mutsal uğraş saymayalım. Aslında sona erdirilmesi gerekecek bir meslek gibi görelim. Süresini gerçek ihtiyaçlarımızla sınırlı tutalım.
Ama askerliğe ve askerlere o ihtiyaç oranında saygı duymada kusur etme yanlışına da düşmeyelim zinhar.
Son zamanlarda kamuoyumuzun kimi kesimlerinde vatanseverliğe, bayrağa, orduya burun kıvırmak moda olmakta. Nankörlük, züppelik ve de akılsızlıktır.
Bakın, diktatörlüğe hazırlandığı iddia edilen Başbakan o konularda ne kadar dikkatli davranmakta. Askerliği kısaltma vaadinde bulunduğu söylenince hemen "Genelkurmay inceliyor" dedi.
İyi etti. Hepimizin vefa ve akıl çizgileri içinde kalmamızda yarar var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Refik Erduran Arşivi