Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Türkiye’de iyi şeyler de oluyor ama!..

Türkiye’de iyi şeyler de oluyor ama!..

Türkiye’de “çok iyi şeyler” de oluyor, “akla ziyan” şeyler de...

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın; “Karadeniz Sahil Yolu” ve “Bolu Tüneli”nin açılışlarını yapmasından sonra, önceki gün de “Gebze-İzmir Otoyol Projesi”nin temelini atması, gerçekten de hayırlı bir hizmet...

Düşünebiliyor musunuz;

5 yıl sonra, İstanbul’dan İzmir’e “3.5-4 saat”te gidilecek... Tayyip Bey, her zaman yaptığı gibi, ihaleyi alan firmalarla, yine “pazarlık” yapmış!..

Onlar, “7 yılda bitirebiliriz” demişler... Tayyip Bey, “öne çekin” demiş... “6 yıl” demişler...

Tayyip Bey, “biraz daha öne çekin” deyince, “5 yıl”da mutabık kalmışlar...

5 yıl sonra, Gebze’den yola çıkıp, Orhangazi üzerinden İzmir’e gidecek bir otomobil, “3.5-4 saat sonra İzmir’de” olacak!..

Ne yalan söyleyeyim;

Bana “rüya gibi” geldi...

Çünkü “tek gidiş-tek gelişli” o yollarda yıllarca gidip geldim... Zaman zaman bir “kamyon”un veya “traktör”ün peşine takılmak ve onları “sollayabilmek” için, sık sık “kafa çıkarmak” zorunda kaldık...

Sonra, “duble yol”lar yapılmaya başlandı... Ki, bu bir “devrim”di... “Şükür” dedik; “buna da şükür.”

Öyle ya;

“9-10 saatte” gidebildiğim Salihli’ye, artık “6-7 saatte” gidebiliyordum.

Önceki gün;

“Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu”nun temelinin atıldığını duyunca; herkes gibi, ben de çok sevindim.

SADECE YOLLAR YETER!

Eskiden şöyle düşünüyordum:

“Tayyip Bey; 2003’ten bu yana hiçbir şey yapmamış olsa, bundan sonra da bir tek çivi çakmayacak olsa bile Karadeniz Sahil Yolu’nu ve Bolu Tüneli’ni hizmete açmış olması yeter...”

Öyle ya;

Ordu-Giresun arasında 40-50 kilometrelik bir yol vardı ki; “kıvrım kıvrım”dı!..

“Sollama” imkânı yoktu!..

Dolayısıyla, 40-50 kilometrelik yol, “3-4 kilometrelik araç kuyruğu”ndan dolayı, “tam bir işkence” idi...

Karadeniz Sahil Yolu, işte bu “işkence”ye son verdi... Bolu Tüneli ise, Ankara’ya gitmeyi “işkence” olmaktan çıkardı... İşte bunun içindir ki; “Yeter” demiştim; “Eser olarak, hizmet olarak Erdoğan’a bunlar yeter!”

Demek ki, yetmemiş...

Şimdi de, “İstanbul-İzmir Yolu”na el attı ki, “yılların ihmali”ne son verdi.

Bir “Egeli” olarak, kendisine teşekkür ediyorum... İnanıyorum ki, “İzmirli”ler de bu “hizmet”in kıymetini anlayacaktır.

Hani, Ziya Paşa demiş ya;

“Ayinesi iştir kişinin,

Lâfa bakılmaz”

Birileri “lâf”larla ve “gaf”larla ömür tüketirken, Tayyip Bey, “iş” yapıyor!..

Hasılı kelâm;

Türkiye’de “iyi şeyler” de oluyor.

ERDOĞAN’IN KENDİSİ ÇILGIN!

“Yarısı dolu” su bardağının “üst yarısı”na bakanlar, elbette “yarısı boş” diyeceklerdir!.. Bardağın “alt yarı”sına bakanlar ise, mutlu olacaklardır...

AK Parti iktidarı da öyle...

Hiç mi “olumsuzluk”ları yok, hiç mi “eleştirilecek” yönleri yok... Elbette var... Ama kimin “hata”sı yoktur, kimin “eksiklik”leri yoktur ki... Hiç kimse, “sütten çıkmış ak kaşık” değil!.. Ama, bir de “yapılan”lara bakmak lâzım...

“Türkiye’ye çağ atlatan” o kadar “iş” yapıldı ki; on yıl öncesine kadar, bunlar “hayâl” bile edilemezdi...

Dün, “hayâl bile edilemeyen” şeyler, bugün “gerçek” oldu...

O kadar “gerçek” oldu ki;

“Devrim” niteliğindeki işlere alıştık da, bugün “sürrealist” projeleri merak ediyoruz.

Hâlâ sormuyor muyuz;

“Erdoğan’ın Çılgın Projesi nedir?”

Bence, kafa yormaya hiç gerek yok!..

Çünkü;

Erdoğan’ın kendisi “çılgın” bir adam!..

O kadar “çılgın” ki;

Ondan, her an “sürpriz” beklenebilir!..

Dolayısıyla, “Erdoğan’ın çılgın projesi ne?” diye kafa yormaya hiç gerek yok... “Çılgınlık” bekleyenler, bizzat Erdoğan’a baksınlar yeter!..

İRTİCA PARANOYASINA SON!

Meselâ, adına “Kırmızı Kitap” denilen “Millî Güvenlik Siyaset Belgesi”nden “irtica” kelimesinin çıkarılabileceğini hiç tahayyül edebilir miydiniz?..

MGK’nın da uygun bulduğu yeni “Kırmızı Kitap”ta, artık hiçbir vatandaşa “potansiyel tehdit” gözüyle bakılmayacak!..

Bu “irticacı”dır, dolayısıyla “her zulme müstehaktır” denilip de, hiç kimseye “maddî ve manevî işkence” yapılamayacak!..

Öteden beri der dururduk ya;

“İrtica diye bir suç yok!”

İşte şimdi; hem “yasadışı”, hem de “hayalî” olan bir kavram, kitaptan çıkarıldı!..

Az şey midir bu?..

Olimpiyat, Dünya ve Avrupa Şampiyonu eski millî güreşçi Hamza Yerlikaya, bakın ne diyor;

“Güreşte irtica var iddiasıyla, bize çok acılar çektirdiler... O günlerde, bugünkü özgürlükleri düşlerken bile korkardık!”

Görüyor musunuz “baskı”nın boyutunu?..

“Özgürlüğü düşlerken” bile “korkmak” ne demek?!?

Şimdi de;

“Özgürlük elimizden uçuverecek” diye korkuyoruz, iyi mi?..

Öyle ya;

Burası Türkiye!.

Her an, her şey olabilir!..

DARBECİLERİ KURTARMA ATAĞI

Şu hâle bakın,

Murat Yalçıntaş gibi; bırakın “çamur”a bulaşmayı, üzerine “toz” düşmesinden korkan bir adam; tutuklanıp içeri atılıyor ama; kod adları “Sarıkız ve Ayışığı” olan “darbe plânları”nı yapmakla suçlanan “general”lerle ilgili dosya, “Ergenekon’la ilgisi yok” denilerek Ankara’ya gönderiliyor.

“Ankara” dediğin, “dipsiz kuyu!”

Giden, gelmiyor!..

Dünkü Akit’te okudunuz;

Bu işin altında bir “bit yeniği” var... Dosyanın Ankara’ya gitmesinde bir “katakulli” var... İşin içinde, belki bir “Aykut Cengiz oyunu” yoktur ama “Alicengiz Oyunu”ndan hiç şüphem yok!..

Öyle ya;

“Ergenekon soruşturması”nda “hiç görev almamış” bir savcı, evet Mehmet Ergül, nasıl der ki; “Darbe günlüklerinin Ergenekon’la ilgisi yok!!!”

Birileri, “generalleri kurtarma operasyonu”nun içindeler... Buna karşılık, Murat Yalçıntaş gibilerin “içeri tıkılması”ndan dolayı “zevkten dört köşe” olanlar var.

Merak ediyorum;

Bu “tutuklama” işinin, Murat Yalçıntaş’ın “Teknopark” girişimiyle ve bizim Serdar Arseven’e söylediği “yüzdeyüz yerli uçak imal edebilmemiz mümkün” sözleriyle bir ilgisi var mı acaba?..

Benimkisi, sadece bir şüphe!..

“Darbe plânı” hazırlayanların “Ergenekon ile ilgisi yok” deniliyorsa, bu demektir ki, Ergenekon hâlâ canlı, hâlâ etkili ve hâlâ devrededir!..

Hele de;

Murat Yalçıntaş içeri atılıyorsa!..

HER AN TEDBİRLİ OLUN!

“Olumlu” veya “olumsuz” örnekler sayılamayacak kadar çok.

Kısaca, denilebilir ki;

“Burası Türkiye!”

Bu ülkede; her an, her şey olabilir.

İyi şeyler de olabilir,

Akla ziyan şeyler de!..

Hiç kimse, “Türkiye’de yaşadığını” unutmasın ve tedbirini ona göre alsın!..

Hava bir rüzgârlı, bir yağmurlu!..

Bir güneşli, bir bulutlu!..

Bir açık, bir kapalı!..

O halde, tedbiri elden bırakmayacak, daima “hazırlıklı” olacaksınız!..

“Güneşe” aldanıp, dışarıya “şemsiyesiz” çıkarsanız, “bardaktan boşanırcasına” yağan yağmurda, sudan çıkmış sıpaya dönmeniz işten bile değildir!..

“Hava soğuk” diye “palto” veya “şemsiye” ile yola çıktığınızda ise, güneş açabilir ve siz boşuna “hamallık” yaparsınız!..

Ya “hava”yı iyi kollayacaksınız, ya da sonuçlarına katlanacaksınız!..

Unutmayın, burası Türkiye!

Her şey güllük-gülistanlık değil!..

================

29 Ekim Resepsiyonu!

Başbakan Erdoğan, “Bu Cumhuriyet çıtkırıldım değildir” dedi ya; al sana yeni bir tartışma konusu: “Çıtkırıldım” nedir, “çıtkırıldım” olan kimdir?

“Hanım evlâdı” olanlara, “muhallebi çocuğu” gibi hareket edenlere ve dahi “üflesen yıkılacak” derecedeki “dayanıksız bünyeli”lere “çıtkırıldım” deniliyor efendim... Cumhuriyet “çıtkırıldım” olmadığına göre, kimdir çıtkırıldım?..

Erdoğan, herhalde “Cumhuriyet Halk Partisi”ni kastediyor... Baksanıza; “Başörtüsü”nü sanki “Cumhuriyet’in alternatifi” gibi gören ve gösteren CeHaPe’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; sırf “Başörtülüler de gelecek” diye, Abdullah Gül’ün Çankaya’da verdiği “29 Ekim Resepsiyonu”na, katılmayacağını “nihayet” açıkladı...

Sevinmedim desem yalan olur... Öyle ya; resepsiyonda karşılaşınca, “medenî bir insan” olduğum için “elimi uzatmak” zorunda kalabilirdim... Şimdi, böyle bir “risk” yok... Dün akşam, rahat rahat dolaştım resepsiyon salonunda...

“Resepsiyon izlenimleri”ni yarın yazarım inşallah...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi