Cevher İlhan

Cevher İlhan

Gündem şamatası anaforunda…

Gündem şamatası anaforunda…

“Kartondan kaplan” polemiğinden sonra gündeme düşen “Balyoz tutuklamaları” tartışmaları daha bitmeden bir “muhalif internet sitesi”nin basılmasına dair Amerikan Büyükelçisinin açıklamaları, Türkiye’de basın özgürlüğünü gündemin başına oturtuyor.
Bu arada son yıllarda düşünülen, ortam hazırlığına girişilen lâkin başarılamayan, yapılmayan ya da yapılamayan her türlü darbe teşebbüsü ve plânının soruşturulmasına karşı, onlarca tutukluyu ölüm cezasına çarptıran, yüzbinlerce vatandaşı hapse atıp işkence eden, fişleyen, mağdur eden darbeler ve ara dönemler hâlâ hesâba çekilmiş değil.
27 kanlı darbesinin üzerinden yarım yüzyıl, 12 Mart’ın 40, 12 Eylül’ün 30, 28 Şubat’ın 14 yıl geçti. Millet irâdesinin temsilcisi Meclis’i kapatıp meşrû hükûmetleri silâh zoruyla indiren sözkonusu muhtıra, darbe ve postmodern darbeleri yapan muhtıracıların, darbecilerin ve postmodern darbecilerin yargılanması hakkında hâlâ ciddî bir çaba gösterilmiyor.
Referandumda “Menderes’e yapılanların hesâbının sorulması”ndan “12 Eylül’den 28 Şubat’ın soruşturulması”na kadar vaadler verildi. Başbakan Erdoğan, meydanlara halka karşı, “12 Eylül’de 12 Eylül’ün yargılanması”ndan dem vurup bol bol “darbelere karşı demokratik direnç” propagandasını yaptı.
Ancak üzerinden beş ay geçtiği halde, hâlâ hiçbiri için yargılanma süreci başlamış değil. Bu durum, AKP’nin kendine Müslüman olduğu, sâdece döneminde kendine yönelik darbe hazırlıklarını nazara alırken, yapılmış darbelere bigâne kaldığı yorumuna hak veriyor…

KAMUOYU YANILTILIYOR…
Gerginlik siyaseti, “torba yasası” üzerinden sürdürüldü. Yasa âdeta inadına tartışılmadan çıkarıldı. Hükûmet, itirazları olan sendikaların, meslek odalarının görüşlerini almadan tasarıyı apar-topar Meclis’ten geçirdi. Ankara’da binlerce polisle onbinlerce gösterici arasında sokaklarda panzerli, gaz bombalı, taşlı-sopalı kıyasıya kavga ve toplumsal olaylarla verilen meydan savaşı “ideolojik renk”e boyandı.
Tasarıda, işçiler için deneme süresi, staj yapılabilecek işyerlerinin personel sayısı, denetimin en az olduğu alanların stajyer kullanımına açılması, deneme süresinin düşürülmesi, memurların geçici olarak başka kurumlarda görevlendirilmesinin “sürgün”e dönüştürülmesi, belediyelerde istihdam fazlası işçilerin başka kurumlara nakledilmesiyle “hizmet alım yöntemi” perdesinde “taşeronluğun devreye sokulacağı” benzeri şikâyetlerin hiçbiri nazara alınmadı. Çoğu mâkul ve işçi haklarının düzeltilmesinden, demokratik hakların aranmasından ibâret talepler, peşinen reddedildi.
Ne var ki, “stad ıslıklanması”na karşı “tehditvâri sözleri”nden, “ucûbe heykel” çıkışına, “içki yönetmeliği”nden KKTC’ye yönelik “besleme” yakıştırmasına kadar Başbakan’ın başlattığı polemiklerin peşine takılan Meclis’teki muhalefet, bütün bunları güçlü bir irâdeyle gündeme getirmedi, getiremedi…
Türkiye’nin gerçek gündeminden uzak uluorta ortaya atılan yapay gerginlikler üzerinden, tahterevalli siyasetiyle karşılıklı siyasî kamplaşma ve kutuplaşmayla âdeta besleniliyor. Siyaset bir dizi çarpıtmayla zehirleniyor. Muhalefet âdeta oyuna geliyor, asimetrik tahrikle “cevap yetiştirmeye” çalışıyor…
Meselâ, üç milyonu resmî, üç milyonu da gayr-ı resmî 6 milyon işsiz var. Çalışanların 4 milyonu kayıt dışı ve kaçak. Başbakanlığın jetiyle il il dolaşan ve önüne konulan “cam”dan konuşan Erdoğan, her ilde onlarca, yüzlerce “toplu açılış” yapıyor. Birkaç tanesi sinevizyonda gösteriliyor, gerisinin ne olduğu belirtilmiyor.
Dahası bunca açılışın kaç kişiye iş imkânı sağladığı açıklanmıyor. Zira “toplu açılışlar”da istihdamı sağlayacak, yatırımlar, fabrikalar, tesisler değil, onarılan, boyanan binalar açılıyor.
Bazı illerde plâka numarasına göre tesis hizmete açılıyor. Araştırıldığında, badanası yapılan okullar, çatısı aktarılan lojmanlar, istinad duvarlarının “tesis” diye açıldığı görülüyor.
Kısacası kamuoyu resmen yanıltılıyor. Ancak bunların da hiçbiri ele alınmıyor.

VERGİLER VE KIYAKLAR…
Keza 1999’da Marmara-Gölcük depreminden dolayı önceki hükûmetin koyduğu özel iletişim vergisi gibi “deprem vergileri”ni sekiz yıldır devam ettiren AKP hükûmeti, otomobil, televizyon-radyo ve cep telefonlarında bandrol payını arttırıyor. Danıştay’ın kararına rağmen, Resmî Gazete’de yayınlanan kararnâme ile bu yıl da ithal edilen otomobilin değeri üzerinden binde 4 oranında TRT bandrol payını kesiliyor. Televizyonun bandrol ücreti iki katına çıkarılıyor. Cep telefonlarından da radyo özelliği olduğu için bandrol payı yüzde 6 uygulanıyor.
Politik polemikler arenasında bunlar da kamuoyunun nazarından kaçırılıyor.
Bu arada Meclis’te AKP Genel Merkezi’nin berber salonuna alınan parfüm polemiği gürültüsünde, “torba kanunu”na eklenen bir madde ile TOKİ’nin toplu konut dışı projeleri, Kamu İhâle Kanunu’dan muaf tutuluyor. AKP’lilerin önergesiyle, toplu konutun dışında sosyal tesis, hizmet binası, sınır karakolu gibi bütün ihâleler, her türlü kamulaştırma, mülkiyet, arsa temini, imar işlemleri ve uygulama projesine ilişkin şartlar aranmaksızın ihâleye çıkarılabilecek.
Bu istisnai durumun TOKİ’yi devlete yaptırdığı kamu binaları dolayısıyla kanundan istisnai hale getirilmekle kalmayacağı, bundan böyle ödenek olmaksızın da ihâleye çıkabileceği; sonuçta “TOKİ’nin elini güçlendirme ve projelerini hızlandırma” paravanında suiistimallerle yeni yeni rantlara kapı açacağı kaydediliyor.
Özetle Türkiye, Haziran’daki seçimlerin sath-ı mâilinde siyasî tansiyonu yükselten politik çarpıtma ve tahriklerle garip bir gündem karmaşası ve şamatası anaforuna sürükleniyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cevher İlhan Arşivi