Kaddafi bir an önce defolup gitsin de...

Kaddafi bir an önce defolup gitsin de...

Evet, Kaddafi bir an önce defolup gitsin de... Libya halkı en kısa zamanda bu korkunç beladan kurtulsun da...
Böyle başladım yazıya.
Devamı şöyle gelebilirdi:
Gitsin de nasıl giderse gitsin! Libya halkı bu beladan kurtulsun da, nasıl kurtulursa kurtulsun!
Ama böyle devam edemedim.
Neden?..
Oysa bu satırlar yazılırken, Fransa, Britanya ve Norveç savaş uçaklarının Libya’ya yönelik hava saldırısı her an başlayabilir diye haberler geçiyordu.
BM Güvenlik Konseyi yeşil ışık yakmıştı.
Başkan Obama’nın kararsızlığına nihayet son vermesi ve Çin’le Rusya’nın, Almanya’nın çekimser oyları hava operasyonuna giden yolu açmıştı.
Ama ben yine de, “Kaddafi Libya halkının başından defolup gitsin de, nasıl giderse gitsin” diyemedim.
Neden?..
Dün öğleden sonra bu satırları yazarken, önümde Taraf gazetesi duruyordu.
Ve sürmanşeti koskocamandı:
“Amerika’nın Gül’le Savaş Pazarlığı!”
‘Wikileaks Türkiye Belgeleri’ni önceki gün yayımlamaya başlayarak yeni bir gazetecilik başarısına daha imza atmış olan Taraf, 2002 yılı Aralık ayında Başkan Bush yönetiminin Türkiye’yi Irak Savaşı’na nasıl ikna etmeye çalıştığının çarpıcı belgesini açıklıyordu.
O günler ve o dönemin tartışmaları bir film şeridi gibi gözümün önünden bir anda geçti gitti.
Bunun içindir ki:
Kaddafi defolup gitsin de, nasıl giderse gitsin diyemedim.
Frene bastım.
Evet, Kaddafi eli kanlı bir diktatör.
Evet, halkına karşı şiddet uyguluyor.
Evet, sivil halkı katlediyor, bugüne kadar yaptığı tek kelimeyle vahşet.
Evet, defolup gitsin!
Ama nasıl?..
Afganistan’da Taliban da belaydı.
Irak’ta Saddam da öyleydi.
Başkan George W. Bush Amerika’sı her iki belayı da ‘dış müdahale’yle, ‘savaş’la defetme yolunu seçti.
Ama bugün Afganistan sorunu Taliban’la birlikte derinleşen bir çıkmaz olarak yerli yerinde duruyor.
Ya Irak Savaşı...
1 milyon ölüyle, 4 milyona varan yetim çocukla, maddi ve manevi açıdan korkunç yıkımla, bugün de süren büyük istikrarsızlıkla Irak Savaşı çoktan beri savunulur olmaktan çıktı.
Şimdi kulağıma çalınan sesleri biliyorum.
Kosova örneği...
Arnavutların ‘dış müdahale’yle Sırp diktatör Miloşeviç’in elinden nasıl kurtarıldığı...
Bosna’da geç kalındığı için Srebrenitza kıyımına Batı’nın, Avrupa’nın nasıl seyirci kaldığı...
Hepsi bilinmekte.
Ayrıca, bugünkü Libya için de deniyor ki:
“Merak etmeyin, bu seferki kolay lokma. Risk fazla değil. Kaddafi’nin elindeki ordu değil çapulcu takımı... Her şey göz açıp kapayıncaya kadar biter, birkaç hava operasyonuyla...”
Acaba?..
Irak Savaşı başlarken de duyduk bunları.
Elbette Kaddafi’yle Saddam, Libya’yla Irak orduları ve iki ülke birçok bakımdan mukayese edilemez.
Ancak, bir ‘dış müdahale’nin Libya’da da hangi dinamikleri harekete geçireceği kolay kestirilemez.
Ayrıca, Kaddafi’nin son bir çılgınlıkla kendi halkına saldırıp kan gölleri yaratması, ‘El Kaide’lerin elini güçlendirecek oluşumları tetiklemesi de ihtimal dahilindedir.
Fatura çok yüksek çıkabilir.
Uzun lafın kısası:
Kaddafi gitsin de, nasıl giderse gitsin diyemiyorum.
Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Hüsnü Mübarek nasıl gittiyse Kaddafi de öyle gitsin diyorum.
Dış değil iç patlamalarla gitsin diyorum.
Arap baharı Libya’ya da gelsin istiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi