Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Kaddafi Taçlı diktatör... Batı, Haçlı Terminatör!

Kaddafi Taçlı diktatör... Batı, Haçlı Terminatör!

Bu “benzetme”yi daha önce de yapmıştım... Onun için, “Yine mi aynı hikâye” diyeceksiniz... Evet, aynı hikâye... Çünkü, “Batı kalleşliği”ni anlatacak, bundan daha çarpıcı hikâye yok.
Hani, şu “kuduz köpek” hikâyesi vardı ya, işte o hikâye... Malûm, hikâyedeki adam; mahallesindeki “köpek”ten fena halde korkuyor!..
O kadar korkuyor ki; köpeği gördüğünde yolunu bile değiştiriyor... Bir gün, “korkuyla yaşamaktan”sa, “köpeği öldürmeyi” koyuyor kafasına!..
Ne var ki;
Köpek, “mahallenin maskotu” durumunda... Herkes seviyor onu!..
Şöyle düşünüyor adam:
“Eğer ben bu köpeği öldürürsem, mahalle halkı beni linç eder!”
Bir yanda “köpek” korkusu, bir yanda “linç” korkusu!.. Günler böyle geçerken, “şeytanca bir fikir” geliyor aklına!..
Kiminle konuşsa, “köpeğin kuduz olduğunu” söylemeye başlıyor...
Öyle “usturuplu yalan”lar söylüyor ki; daha düne kadar “dost” bilinen köpek, bir anda “düşman” olarak görülmeye başlanıyor!..
Herkes uzaklaşıyor “köpek”ten!..
Kendisine kurulan tuzağın farkında olmayan köpek ise; aynen eskisi gibi, çocukların yanına gidip onlarla oynamak istiyor!..
Ancak, çocuklar;
Büyüklerinin, “O köpek kuduz!.. Sakın ona yaklaşma!” uyarılarını hatırlayıp, köpekten kaçmaya başlıyor!..
Dahası, “taş” atmaya başlıyorlar köpeğe!.. Köpek de, bu düşmanca tavırlar sebebiyle “agresif”leşiyor, zaman zaman hırlamaya başlıyor!..
Öyle ya;
Hem “sevgi” yok, hem de “ekmek” veren!.. “Açlık”tan olsa gerek, ağzından “salya”lar gelmeye bile başlıyor!..
“Köpek düşmanı” işte tam bu merhalede çıkıyor ortaya!.. Herkesin, “kuduz” diye kaçtığı köpeğe, bu defa kendisi yaklaşıyor!.. Tabiî, elinde “silah”la!..
Basıyor kurşunu, cansız yere seriyor köpeği!..
Bütün mahalle sakinleri ve özellikle çocuklar, “yaşa, bravo” sesleriyle çınlatıyorlar ortalığı!.. Dahası, bir “madalya” veya “plaket”le ödüllendiriyorlar adamı!..
Öyle ya;
Mahalle halkını, “kuduz”(!) bir köpekten kurtarmıştır!..
Herhalde, “sahte kahraman”ımızın mutluluğunu söylemeye gerek yok!..
Çünkü o;
Hem, korktuğu bir “köpek”ten kurtulmuştur, hem de “kahraman” ilân edilmiş ve üstelik “madalya” sahibi olmuştur!..
Artık, “aklımı seveyim” demektedir!..
Öyle ya;
Aklına, köpeği “kuduz” ilân etmek gibi, o “hınzırca fikir” gelmeseydi; bugün hâlâ “korku” içinde yaşıyor olacaktı!..
Sözün özü;
Bütün mesele, “imaj”da!..
Önce “imaj”ı bozacaksınız!..
“Sağlıklı” bir köpeği “kuduz” diye yutturabiliyorsanız, başarılı sayılırsınız!..
Bugün, ABD ve Avrupa’nın yaptığı da bu!..
Önce “karıştırıyor”lar,
Sonra da, “işgal” ediyorlar!..
Tabiî, arkasından da, işgal ettikleri ülkenin kaynaklarını “sömürmeye” başlıyorlar!..
Tam bir “emperyalist” taktik!..
Dün Irak’ta yaptılar bunu!..
Afganistan’da yaptılar!..
Şimdi de, Libya’da yapıyorlar!..
SADDAM, EN İYİ DOSTLARIYDI!
Söyleyin Allah aşkına;
Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesine “yeşil ışık” yakan, onu “teşvik” ve hatta “tahrik” eden kimdi?.. Saddam’la görüşmesi esnasında; “Bu, Arapların iç meselesi; biz karışmayız” diyen ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie değil miydi?..
Aynı Saddam’a “kimyasal ve biyolojik silahlar” verip, kendi halkını bombalatan “Batı ülkeleri” değil miydi?..
Elbette “Batı”ydı!..
Ve de ABD!..
Saddam’a “gaz” verip, İran’ın üzerine saldırtan ve her iki taraftan “1 milyon Müslümanın ölmesine” yol açan da ABD ve Batı’ydı!..
Çünkü Saddam, o sıralar “ABD ve Batı’nın bir numaralı dostu”ydu... Saddam; “astığı astık, kestiği kestik bir diktatör”dü, Irak halkına yaptığı “zulüm”lerin haddi hesabı yoktu... Ama olsun; bir “Batı dostu”ydu!..
Sonra ne oldu?..
“Son kullanma tarihi” dolduğunda; başladılar Saddam’ın “acımasız bir diktatör” olduğu propagandasını yapmaya!..
Oysa, “Mısır’daki sağır sultanlar” bile duymuştu Saddam’ın eli kanlı bir “diktatör” ve acımasız bir “despot” olduğunu!..
Elbette ABD de biliyordu, Batı da!..
Ama, “işlerine öyle geliyor”du!..
Uzatmayalım;
Köpeğin “kuduz” ilân edilip öldürülmesi gibi, “son kullanma tarihi” dolan Saddam da “despot” ilân edilip, idam edildi!..
Sonrasında ne olduğunu biliyorsunuz;
Irak’ın “petrol kuyuları”na el konuldu ve “sömürü” başladı!..
Ardından Afganistan!..
“Taliban ve El Kaide korkusu” pompalanarak Afganistan işgal edildi ve ülkenin başına Hamid Karzai gibi bir “kukla” oturtularak aynı “sömürü düzeni” orada kuruldu!..
Öyle ya;
Taliban “dinci”, El Kaide ise “terörist” idi!.. Bunlar temizlenmeli ve Irak’a olduğu gibi, Afganistan’a da “demokrasi”(!) getirilmeliydi!..
“Demokrasi” güzel lâf!..
Ama, asıl amaç “sömürü!”
Şimdi Afganistan’ın doğal kaynaklarını da sömürüyorlar, Irak’ın da!..
DÜN, ELİNİ ÖPÜYORLARDI!
“Sömürdükçe semiren, semirdikçe daha fazla sömüren” emperyalist ABD ve Batı; şimdi de aynı numarayı Libya’da uyguluyor!..
Bombalıyorlar Libya’yı!..
Söyleyin Allah aşkına;
“İnsanlık” mıdır bu?..
Tamam, “Erep’in piçleri”nden insanlık beklenmez ama bu kadar da “barbarlık” olmaz!..
Şu hâle bakın;
Daha geçtiğimiz yıl yapılan G-8 Zirvesi’nde “Kaddafi’nin elini öpen” ve Libya ile “120 milyar dolarlık anlaşma” imzalayan İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile Kaddafi’yi “askeri tören”le karşılayan Fransa Devlet Başkanı Sarkozy; şimdi kalkmış, Libya’yı bombalıyor!..
Daha düne kadar “dost” saydıkları, “öpmek için eline sarıldıkları” ve hatta “seçim kampanyası”nı sürdürmek için “para” aldıkları Kaddafi, bugün “tu kaka” oluverdi, iyi mi?!?..
Tamam, Kaddafi de “despot” ve “diktatör” biri ama, bunu bilmiyorlar mıydı sanki?..
Domuz gibi biliyorlardı!..
Ama Kaddafi, düne kadar iyi bir “sağmal inek”ti!..
Habire sağıyorlardı!..
Bugün ise, herhalde “süt verimi” düşmüş olmalı ki, “genç bir inek” bulup, onu sağma derdindeler!..
Bu “sömürü taktiği”nin adına da “Demokrasi” diyorlar ki; insan, “Sizin demokrasiniz batsın” demekten kendini alamıyor!..
Amaçları, elbette “demokrasi” ve “özgürlük” filan değil!.. Çünkü, Irak ve Afganistan’a getirdikleri “demokrasi”yi gördük!.. Tek amaçları var, o da “petrol kuyuları”nın üzerine çöreklenmek!..
Haa, şunu da söyleyeyim;
Bu plân, “bugünün işi” değil!..
Bu plân, taa “1985 yılında” yapıldı... Taa o gün, Libya ve İran hedef tahtasına konuldu.
Hiç şüpheniz olmasın ki;
Libya’ya “demokrasi”(!) getirdikten sonra, sıra İran’a gelecek!.. İran’ı da yavaş yavaş ısıtmaya başladılar zaten!..
BU, BİR HAÇLI SALDIRISIDIR!
Kim, ne derse desin;
Bunun adı “Haçlı Saldırısı”dır!..
Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in koyduğu “teşhis” doğrudur...
Putin; Libya’ya bomba yağdıran “Batı koalisyonu” için, demiş ya;
“Ortaçağ’daki Haçlılar gibisiniz!.. Libya’da demokrasi olmaması, böyle bir müdahaleye gerekçe yapılamaz!.. BM kararı hatalıdır... Irak’ı da bu bahaneyle işgal etmişlerdi!”
Putin’in yaptığı “Haçlı Seferi” değerlendirmesi; Rus Devlet Başkanı Medvedev ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından “yanlış” bulunsa da, Putin’in teşhisi “doğru”dur!
Doğrudur, çünkü;
İngiltere Dışişleri Bakanı William Huge, Libya’ya saldırının “meşru” olduğunu ifade etmek için “Bible” kelimesini kullanmıştır!.. Bible, “kurallar kitabı” demek!.. Ancak “The Bible” kelimesi, “İncil” anlamına geliyor!.. Yani, İngiliz bakan; bu operasyonun, “İncil’in kurallarına uygun” olduğunu, “itiraf” etmiştir!..
Kaldı ki; bu kanlı bombardımanın “İncil”le ilgisi yok da, iddia ettikleri gibi, amaçları “demokrasi ve özgürlük” ise, o zaman sorarlar adama;
“Sırplar, Bosnalı Müslümanları kıtır kıtır keserken, erkekleri toplama kamplarına doldurup, kadınlara tecavüz ederken nerelerdeydiniz?
Ruanda’da Tutsi ve Hutu kabileleri birbirlerini boğazlayıp 800 bin insanın ölmesine yol açarken nerelerdeydiniz?..”
Ruanda’da büyük bir “katliam”, bir “soykırım” yaşanırken, BM kararından “soykırım” ifadesini çıkartan, dolayısıyla “müdahale”yi önleyen “Sarkozy’nin Fransa’sı” değil miydi?..
Şu hâle bakın;
1994 yılında, “800 bin kişinin öldüğü” Ruanda için, “Orada bir soykırım yaşanması pek o kadar da önemli değil!” diyen François Mitterrand’ın Fransa’sı, bugün Libya’ya bombardımanın başını çekiyor!..
Bu mu insanlık?..
Bu mu demokrasi?..
Putin’in teşhisi doğrudur;
Bu, bir “Haçlı Saldırısı”dır!..
Öyle ya, nasıl olsa;
“Öldürülen, Müslümanlar”dır!..
BÜTÜN DERTLERİ PETROL!
Putin’in teşhisi kadar, “Erdoğan’ın teşhisi” de doğrudur... Başbakan Tayyip Erdoğan, önce Almanya’da, sonra Moskova, Kazan ve Cidde’de aynı “uyarı”yı yapmıştır:
“NATO’nun Libya’da işi ne?”
Erdoğan, 20 Mart günü Cidde Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada; hem “Türkiye’nin duruşu”nu, hem de “Batı’nın emelleri”ni şöyle izah etmişti:
“Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayız... Bizim, gizli emellerimiz yok... Biz, ülke halklarının yanındayız... Dolayısıyla, her ülke Türkiye’den emin olmalıdır.
Türkiye’den rahatsız olanlar; bölgede kan ve kirli çıkar üzerine politika yürütenlerdir!.. Bizim dostluk ve barıştan başka bir derdimiz yok.
Tunus ve Mısır halkı değişim istediğinde, biz yönetimleri uyardık...
Aynı şekilde Libya yönetimini de defalarca uyarıp, itidale davet ettik.
Kaddafi ile görüşmemizde; halkın sesine kulak vermesini söyledik... Kendisi; Libya’nın başında resmi bir görevle bulunmadığını ifade edince; halkın kabul edeceği birine yetkilerini devredip, çekilmesini söyledik.
1 Mart’ta bu görüşmeyi yaptık, daha sonra oğlu ile görüştük ama maalesef başarılı olamadık ve olay bu raddelere geldi.”
Efendim, bu görüşmelerin detaylarını, daha sonra “uçaktaki sohbetimiz” esnasında da anlattı...
Ve, tavrını net olarak açıkladı:
“Petrol yataklarının peşkeş çekileceği bir çözüme hayır!.. Kimse, Libya petrolünün hesabını yapmasın!.. Libya, kesinlikle bölünmemeli!
Biz, Bingazi Havaalanı’ndaki insani yardımın dağıtımını üstlenebiliriz ama muharip güç gönderip de Libya halkına silah doğrultmayız!
Bu operasyon Libya’yı işgale dönüşmemeli, Libya halkı; kendi geleceğini kendi belirlemeli!.. Libya’nın, ikinci bir Irak olmasını istemiyoruz... Kimse Libya’nın petrollerine göz dikmesin, hiçkimse petrol hesabı yapmasın!”
Erdoğan, baştan beri, bu operasyonun, “Libya’nın petrol kuyularına çöreklenmek” amacıyla yapıldığı endişesi taşıyor ki, bu endişesinde yerden göğe haklıdır!..
Çünkü bu operasyonun; “Bir diktatörü devirme” amacı yok... Eğer öyle olsaydı, “yok edici” bir “terminatör” gibi saldırmazlardı Libya’ya!..
Artık, herkes biliyor ki;
Kaddafi ne kadar “diktatör” ise, ABD ve Batı da o kadar “terminatör”dür!..
Kaddafi, “Taçlı diktatör!”
ABD ve Batı, “Haçlı terminatör!”
Benim gördüğüm budur!..
Bundan ötesi teferruat!..




BDP, Kürt partisi olamaz!
Öyle anlaşılıyor ki; bu iş “taş” ve “tokat”la kalmayacak!.. Sırf, “AK Parti’den aday olması muhtemel” diyerek İbrahim Tatlıses’e kurşun yağdıran, “ölmediğini” görünce devreye “ikinci suikastçı”yı sokup, Tatlıses”i “hastane odasında öldürmeyi” plânlayan PKK, “ses getirecek sansasyonel saldırı”larını artıracak gibi!.. Ama korkmamak, yılmamak lazım... Çünkü, PKK’nın “beslendiği” tek kaynak, “korku!”
BDP Milletvekili Sabahat Tuncel’in Silopi’de “polise tokat atması”ndan, bir başka BDP Milletvekili Bengi Yıldız’ın; üzerine “militan kıyafeti” giyerek, elindeki “taş”la eylem yapmasından sonra, BDP’den dün yapılan açıklamalar, “eylemlerin tırmandırılacağını” gösteriyor!..
İşi, “Apo’nun serbest bırakılması”na, aksi halde “T.C. Nüfus Cüzdanlarının yakılmasına” kadar götüren BDP’liler, belli ki “seçilme umutları”nı kaybettiler!.. Bu tür “sansasyonel eylem ve açıklamalar” yapıyorlar ki, Apo’nun gözüne girsinler ve yeniden “aday” olabilsinler!..
Meseleyi açık ve net ortaya koyalım: BDP’nin, “Türkiye’nin partisi” olmak gibi bir derdi yok... Dahası, “Kürtlerin partisi” olmaktan da fersah fersah uzaklaşıyorlar!.. Şu anda, resmen ve alenen “PKK’nın güdümünde bir parti” durumuna geldiler!.. Bunların, “Kürtlerin sorunları”yla bir ilgileri yok... Öyle bir dertleri de yok!
Dilerim, 12 Haziran’da yerler “Kürt tokadı”nı!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi