Suç politikacılarda değil, bizde

Suç politikacılarda değil, bizde

"Eğer diyorum bir toplu iğne ucu kadar yakınlarıma çıkar sağladığımı isbat edersen eyvallah... İsbat edemezsen, benim adımı yolsuzlukla anarsan ana a... söylemeyim, gerisini söylemeyim..."


Tam da "Ana... a..." sesleriyle ağzından çıkacak kötü sözü engellemeye çalıştığı anda, miting kalabalığının tepkisine dikkat çekmek istiyorum; önce sâliselere sığan bir sessizlik, ardından, "Espriyi anladık üstad, yaşa, varol, iyi oturttun!" mânâsına gelen alkışlar, kahkahalar... Ne güzel cevap verdi, ne müthiş espri yaptı mânâsına gelen uğultulu tasvib sesleri...

Nitekim, "Ana... a..." seslerini çıkaran kişi de, yaptığı nüktenin kalabalık tarafından beğenildiğinin farkındadır, espriyi patlatmış ödülünü de alkışlanarak almıştır; öyleyse şimdi efendilik ve centilmenlik zamanıdır. "Söylemeyim, gerisini söylemeyim..." cümlesiyle eserini taçlandırıp kendini ibrâ ediyor. Aslında söylemekten çekinmeyecektir ama gerek görmüyor, mânâ tamamlanmıştır.

Bir anlık tatmin ve zafer hissi; kalabalıklara, onların istediği, bildiği, anladığı dilden kelimelerle dokunabilmenin hazzı...

Herkes sözlerinden ötürü Kılıçdaroğlu'nu suçluyor fakat ben, sâliselik şaşkınlığın ardından bir anda patlayıveren alkış ve kahkahalarla liderini destekleyen kalabalığın onaylayıcı tepkisini önemsiyor ve anlamlı buluyorum. "Bunlar CHP'lidir, hep böyle yaparlar" demeye getirmiyorum, bilakis şu gerçeğin altını çiziyorum: Ne yazık ki -parti ayırd etmeksizin- her partinin kitlesi, yani bütün halkımız, aziz milletimiz bunu hep yapmakta, sin-kaflı imâlardan fena halde hoşlanmaktadır. Ayıplanması gereken "aziz" milletimizdir veya liderlerinin kabadayılığını, bıçkınlığını, delikanlılığını onaylayan, bundan hoşlanan kalabalıklardır; hepimiziz, biziz. Bunu daha önce de defalarca yaptılar ve biz hoşlandığımızı bir şekilde belli ettik. Necib milletimiz, icabında küfür edebilecek derecede halkının dilini öğrenen liderlerinin yeri geldiğinde kalayı basmasına, "Kodu mu oturtmasına" bayılmaktadır, bayılmaktayız. En azından, seçim meydanlarında oynanan bu sin-kaflı skeçlerden hiç mi hiç hazzetmediğimizi hissettiremediğimiz için vebâl üstümüzde kalıyor.

Oylarımızla, insâni ve medenî tepkilerimizle, davranışlarımızla liderleri daha beyefendi, daha klâs, daha centilmen bir siyaset dili edindirme kabiliyetimiz olmadığının fotoğrafıdır bu, pardon videosudur. Bilelim ve anlayalım ki, biz böyle istediğimiz için onlar böyle konuşuyorlar. Danışmanlarıyla baş başa verip kendi aralarında kampanya taktikleri üzerinde kafa yorarken, belki de tabiatlarına ters düşmesine rağmen küfürbaz, saldırgan, bıçkın bir dil kullanmak lüzumuna kendilerini ikna ediyorlar.

Aynı şeyi Başbakan da yapıyor, Devlet Bahçeli de, BDP sözcüleri de; ki bunlar, normal zamanlarda müeddeb, sâkin, çelebi şahsiyetlerdir. Kalabalık karşısında böyle konuşmaları gerektiğine inandıkları için böyle konuşuyorlar; bu davranışlarında kalabalıkları istihfaf, yani küçük görme davranışı saklıdır. "Onlar böyle istiyorlar, biz de onların istediğini veriyoruz" diye düşündüklerini tahmin ediyorum. Kayıkçı dövüşü yapıyorlar, inandıklarını değil rollerini seslendiriyorlar.

Sair zamanda bizi aşağıladıkları anlaşılmasın diye ferâsetimizden, uzak görüşlülüğümüzden, basiretimizden dem vurarak gururumuzu okşuyorlar ama aslında pek de saygı duymadıkları açıktır. Peki, plâğın öbür yüzünü çalalım; onların zannettikleri gibi miyiz? Dürüst cevap isterim ama...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi