Apo'dan filozof yaratmak: Kürtçülüğün çocukluk hastalığı

Apo'dan filozof yaratmak: Kürtçülüğün çocukluk hastalığı

Kürt entelektüelleri tarafından çıkarılan "Dipnot" adlı bir sosyal bilim dergisi var. Tabii Kürt olmayan aydınların da katkıda bulunduğu bu üç aylık yayın, "Toplum ve Bilim" ya da "Doğu-Batı" dergisini andırıyor.
Şimdiye kadar dört sayısı çıktı. Her sayıda başka bir tema ele alındı: "Modernite, Modernleşme ve Kürt Modernleşmesi", "Aydın Sorunu, Kürt Aydını", "Pozitivizm ve Bilimcilik" ve son olarak "Soykırım".
'Dipnot'u yayınlayanlar, dünya entelektüel birikimine yabancı insanlar değil. Örneğin ilk sayıda Habermas, Foucault, Braudel, Bauman, Wallerstein gibi babalardan "alıntı" yazılar vardı.
"Kürt" konusu Osmanlısız, Türksüz, Ortadoğusuz incelenemeyeceği için, Şerif Mardin, Şükrü Hanioğlu, Çağlar Keyder'in yine "alıntı" yazıları göze çarpıyor...
***

Başına (ya da sonuna) Kürt kelimesini koyabileceğimiz her şey araştırma konusu olabilir elbette: Kürt tarihi, Kürt coğrafyası, Kürt dili, Kürt yemekleri, vb...
Bu da diğer halklar için gayet öğretici olabilir. Mesela "Türk" romanlarındaki "Kürt imgesine" değinen, (yanlış hatırlamıyorsam) bir köşe yazısı okuduğumda canım sıkılmıştı.
Farkında olmadan ne çok kalp kırıyoruz! Bazen çıtır çıtır, bazen katur kutur!
(Not: Bu konuyu merak edenler, Müslüm Yücel'in "Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesi" başlıklı kitabına bakabilir.)
***

Bilhassa Kürt aydınları, siyasi ortamın da etkisiyle, Kürt araştırmalarına şevkle sarılmış durumdalar.
Ancak bir konuda dikkatli olmaları gerekiyor: "Ulusalcılık" ve "Önder aşkı", bilimselliğe, nesnelliğe balta vurabilir.
(Bakınız: Bu deneyimi 1930'larda yaşamaya başlayıp, hâlâ da kurtulamayan Türkler!)
Bu uyarıyı yapmama, Devrim Dicle'nin (herhalde takma ad) dördüncü sayıdaki, "'Özgürlük Sosyolojisi' Üzerine Notlar" başlıklı incelemesi neden oldu.
"Özgürlük Sosyolojisi" Abdullah Öcalan'ın üç kitaplık "Demokratik Uygarlık Manifestosu" serisinin sonuncusu... Yazar bu kitabı merkeze alarak Öcalan'ın "felsefesini" inceliyor.
***
Öcalan zeki ve etkili bir siyasetçi... Beğenelim, beğenmeyelim, neticede Türkiye'de "yeni bir gerçeklik" oluşturdu. (Devleti yönetenlerin aymazlığı sayesinde ve 40 binden fazla can pahasına...)
Tamam ama... Siyasetçi ve ideolog Öcalan'dan, bir "Özgürleşme filozofu" yaratmaya çalışmanın, "kaba" Stalin'i "Marksist filozof" sanmaktan ne farkı var?
Kürt sorunu üzerinde yetişen Öcalan- PKK siyaseti, Lenin ve Stalin'den ilham alan bir ulusalcılık değil mi neticede?
***
Althusser'den, Zizek'ten, Roy Bashkar'dan haberdar Devrim Dicle, "ontolojiyi, epistemolojinin önüne çeken" bir siyasetçinin, felsefe tınılı ideolojisine niye ihtiyaç duyuyor?
Özellikle "dönüştürücü" siyasetçinin, "varlığı, bilginin önüne koyması" normaldir. Hatta zorunludur: Siyasi liderlik, varlığı düzenlemek ve yönlendirmek değil mi?
Felsefeci ise "önderi takip etmek" yerine, "kendi yoluna" gitmelidir. Örnek ortada: 1930'larda ulu önderin izinden giden hangi bilim insanı günümüze kalabildi?
Adı üstünde: Bilimcinin misyonu, olanı bilmektir. Lider siyasetçinin misyonu ise olanı değiştirmek...
İkisini karıştırmak lideri büyütür, bilimciyi küçültür.
Not: Bana inanmıyorsanız derginin Danışma Kurulu'ndaki Fatmagül Berktay'a, Mithat Sancar'a, Mesut Yeğen'e sorun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi