Mehmet Emin Genç

Mehmet Emin Genç

Türkiye ve Pakistan'ın gönlü güzel insanları

Türkiye ve Pakistan'ın gönlü güzel insanları

Geçen hafta gerçekten dost ve kardeş Ülke Pakistan’a yaptığımız gezinin bir kısmını sizinle paylaşmıştım sizinle ama Pakistan ve Pakistanın mazlum halkıyla ilgili fazla bahis açılmamıştı. Zaten geçen haftaki yazımı da, uçağımızın aktarma yapmak üzere uğradığı ve 5-6 saat beklemek durumunda olduğumuz Dubai havaalanında kaleme almıştım. Yol yorgunluğunu henüz atamadan aklıma gelenleri sizlere aktarmıştım. Şimdi ise daha rahat düşünebiliyor ve daha detaylı bir şekilde özet yapmak istiyorum.
Öncelikle bu seyahate iştirak etmeme vesile olan Ankara İHH derneğinin sorumlusu, dava ve çile adamı, sabır ve metanet timsali, vefa ve kadirsinaşlık örneği muhterem Hanefi Sinan kardeşimle başlamak istiyorum. Geçen haftaki yazıda kendisine yer veremediğim için de hoşgörüsüne sığınıyorum. Diğer mevzulara dalarak asıl merkezde duran insanı atlamanın ezikliğini yaşıyorum. Ankara’daki Muvahhid Müslüman kardeşlerimizin hemen hemen tamamının kendilerini tanıdığını zannettiğim “Sinan” kardeşlerin büyüğü Hanefi bey, İnancını her şeyin üstünde tutan bir mühendis kardeşimiz. İşini yaparken öncelikle “Mevla ne der?” sorusunu aklından çıkarmayan ve yaptığı her şeyi de Allah rızası için yapan enerji ve ümit dolu bir Müslüman. İşte bu güzel insanla Pakistandaki güzellikleri yaşama şansını yakaladım. Gezi boyunca hep yanımda ve yakınımda oldu. Allah kendisinden ebediyyen razı olsun.
Mevsim ve yöresel iklim şartlarının daha da güzelleştirdiği Pakistan’ın resmi adı; Pakistan İslam Cumhuriyeti. Umman denizine 1046 km kıyısı olan kardeş Pakistan bir güney Asya ülkesi. Batısında Afganistan ve İran, Kuzeyinde Çin, doğusunda Hindistan bulunuyor. Yaklaşık 160 milyonluk nüfusu ile dünyanın en kalabalık 6. ülkesi olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda D-8 ülkelerinin kurucularından biri. 14 Ağustos 1947 yılında İngiliz sömürgesindeki Hindistan’dan, yaşanan kanlı bir mücadele sonrası ayrılarak bağımsızlığına kavuşmuş. Daha sonraları iç ve dış mihrakların uğraşları sonucu olarak ikinci bir bölünme yaşayıp batısı bugünkü Pakistan, doğusu da Bangladeş olmuştur. Siyasi olarak federatif bir yapı arz eden Pakistan’ın başkenti, ihtiyaçlar dikkate alınarak sonradan planlanan İslamabad’dır. Para birimi Rupee olup, pek çok bölge ülkesindeki gibi satın alma gücü oldukça düşük.
Türkiye’miz doğudan batıya uzanırken, Pakistan ise güneyden kuzeye doğru konumlanmış. Dolayısıyla bir tarafında kurak çöl iklimi yaşanabilirken, bir diğer tarafında ise bol yağmur ve güneşin neticesinde yem yeşil bir bitki ve meyve örtüsüne sahip. Bu tropikal iklimin neticesi olarak da her tür meyve ve sebze yetiştiriliyor. Çarşı–Pazar kavun, karpuz, armut, özellikle de mango dolu. Mango her mevsim yetiştiği için tezgâhları ve dolayısıyla sofraları süsleyen adeta milli meyveleri gibi. Bunun yanında muz da bolca yetişen meyvelerden. Allah bölge ülkelerine bolluk ve bereket nasip etmiş ama özellikle İngilizlerin malüm sömürge dönemlerinde her türlü yer altı ve yer üstü zenginlikleri sömürülmüş, girişimcilikleri törpülenmeye çalışılmış. Hemen herkes bu sömürge döneminin ürünü iyi İngilizce konuşuyor ve de hala İngiliz ürünlerine bağımlılık devam ediyor.
Pakistanlı Müslüman kardeşlerimiz İHH’nın organize ettiği ve İsrail eşkiyalarının saldırısı ile dokuz şehit verilen “Mavi Marmara” girişimini de çok önemsiyorlar. Gezimiz esnasında “Mavi Marmara” ile ilgili üç önemli bilgilendirme semineri ve İslamabat basın ve medya merkezinde pek çok kameraman ve muhabirin iştiraki ile bir “Mavi Marmara” basın açıklaması yapıldı. Mavi Marmara’nın ikinci seferine birkaç gemi ile katılabileceklerini bile söylediler. Tabi ki, bu konuda bizden daha rahatlar. Hem Filistin davasını önemsiyorlar ve Filistinli kardeşlerimizin destansı mücadelesini yakından takip ediyorlar, hem de resmi olarak Pakistan Hükümetinin hala İsrail terör devletini tanımamasının rahatlığını yaşıyorlar. Biz bu konuda da Pakistan’dan farklılık gösteriyoruz. Türkiye BM’deki oylamada İsrail’i tanıyan ilk ülkeler arasında yer almış ve bu yanlış icraatın acısını uzun yıllar yaşamıştı.
Son akşamımızı, Benazir Butto’nun partisinin en güçlü olduğu Sind eyaleti eski senatörü ve Tren Yoları Bakanı Hacı Muzaffer Lagari’nin, konukları için döşeyip düzenlediği misafir hanesinde geçirdik. Bize kendi evlerimizi aratmadılar. Sayın Lagari’nin oğullarında biri halen milletvekili, ikisi doktor ve biri de mühendis. Türkiye’ye ve diğer İslam beldelerine karşı çok ilgililer. Bir taraftan dünya ve diğer Müslümanlarla ilgilenirken, bir taraftan da sorumluluk üstlendikleri kendi bölgelerine karşı vazifelerini ihmal etmiyorlar. Ellerinde yapmayı düşündükleri hastane ve diğer yatırım projeleri var. Yapmayı düşündükleri büyükçe bir hastane için de İHH’nın yardımını talep ettiler. Ayrıca içme suyu sorunu olan şehrin en merkezi yerlerinden birinde faaliyete geçirilmek üzere arıtma tesisi talebinde bulundular. Yeterli sponsor bulunabilmesine bağlı olan bu ve benzeri pek çok hizmete ihtiyaç olduğu çok aşikar.
Bizleri en iyi şekilde ağırladıklarını yazmaya bile gerek yok. Akşam sohbetine Sind bölgesinin yerel müzik yapan sanatçıları da eşlik ederek bize hiçte yabancı olmayan bölgenin müzik eserlerini seslendirdiler. Geceye iştirak edenleriyle akşam sohbeti, tarihi bazı olaylar ve yardım faaliyetlerinden siyasi konulara kadar uzanıyor ve Ladin operasyonunun aslını sorduğumuzda bizler gibi düşündüklerini görüyoruz. Operasyonun yazılmış bir senaryo ve oynanmış bir drama olduğunu söylüyorlar. Ladin ve benzeri operasyonların; eski diktatör Pervasız Müşerref zamanında Amerika ile yapılan gizli ve ABD’lilere terör bahaneli operasyonlarda izin almadan Pakistan toprakları içinde askeri operasyon yapma yetkisi verdiği söylenen bir anlaşma marifetiyle kotardığını ve bu tavrıyla da Pakistan Genelkurmayını son derece rahatsız ettiğini öğreniyoruz. Gelecek günler çok endişe verici.
Bir önceki geceyi geçirdiğimiz bir askeri kışlanın kapısına vardığımızda Rahman Suresinden bir Ayet-i Kerimeyi, hemen girişe yazdıklarını görünce ister istemez bizimkilerle bir mukayese yapmak durumunda kalıyorsunuz. Bir tarafta Allahın emri olan başörtüsü ile bırakın kışlaları, sosyal tesislere bile girilemeyen bir Türkiye manzarası, diğer tarafta da kışlanın çatına Ayet-i Kerime yazılan bir Pakistan örneği. İkisinde de %98 gibi büyük bir çoğunlukla Müslümanlar yaşıyor ve her iki ülke vatandaşları da ağırlıklı olarak Hanefi mezhebine mensup. Bir tarafta Millet ve asker aynı anlayış ve yaşantıya sahip, diğer tarafta ise, askerle Millet arasında bir takım kan uyuşmazlıkları mevcut. Millet askerler gibi düşünmediği için, onları kendi çizgilerine çekmek üzere her on yılda bir askeri darbeye maruz kalıyor. İşin garibi Pakistan da bir darbeler ülkesi ve son darbeci de mütekait Pervasız Müşerref. Sevinilecek bir taraf ise bizdeki darbeci paşaların bağımsız mahkemelerin önünde hesap vermeye başlaması. Pakistan’da henüz bu noktaya gelinebilmiş değil.
Mevla hepimizi kurtarsın ve selamete ulaştırsın inşallah… Âmin…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Emin Genç Arşivi