Hasan Aksay

Hasan Aksay

Siyaset üzerine

Siyaset üzerine

Seçimden çıktık. Siyaset üzerine dereden tepeden bir çeşitleme yapalım.
Önemli bir seçim yaptık. Şartlarımıza uygun, çözüm üretecek yeni anayasa sırada. Acı tatlı derin bir siyasi deneyim var. Taklit değil, daha iyisini yapmak için, global dünyanın imkan ve gerekleri, önemli fırsat. Gereken ahlak, erdem ve manevi değerler üzerinde yeni, global bir dünya inşası.
*
Yetki ve risk ağır sorumluluk. Siyaset yetki ve risktir. Doktor, tüccar, sanayici... Mesleklerin girişi var, çıkışı yok. Şıpsevdi meslek olmaz. Devlet adamı, sade günün değil, yarının da sorumlusudur. Bu iş, ömür ister. Batı, siyasi ahlak ve erdem temellerini tahrip edince, demokraside yüzler, 4 senede eskidi. Demokrasi, Plutodemokrasi oldu. Siyaset güven kaybetti.
*
Siyaset uzun soluklu bir meslektir. Halktan beslenirse sağlığına kavuşur. Hemen solup pörsümez. Halktan beslenmek, istisnasız bütün adayların partiye kayıtlı üyeler ve siyasi partiye kaydolamayan asker, hakim ve memurların da ayrı bir sandıkta aday seçimine katılmasıyla mümkündür.
*
Bu meslek, kıskançlık, nankörlük, çıkar ve soygun gibi nedenlerle oklara maruz kalır. Sıkıntılar, talibini azaltmaz. Epikür’ün, “Rahat yaşamak istersen siyasetle uğraşma. Ama en büyük haz, hakkını alamayanın hakkını alıp teslim etmekle olur. Bu da ancak siyasetle mümkündür” sözü, siyasi hayatın özetidir.
*
“Politikacı, ‘Evet’ derse, ‘Belki’; ‘Belki’ derse, ‘Hayır’ demektir. ‘Hayır’ derse politikacı değildir” denir. Espri değeri iki yerde. Genelde yanlışta, “Siyasiye güven olmaz” diye kullanılır. Espri olarak: 1) Politikacı, kaç elekten geçer ama, “İnsan kavun değil ki koklayasın”. Bazen de hapishaneden bile tünel açarlar. 2) Olay: “Beni nasıl tanımazsın. Ahmet K.’ın oğlunun düğününde, başta halay çeken bendim. Sen de baş masadaydın” diyor. Bu mantığa, mantıkla cevap olmaz. Ya “He” der gibi yapacak, ya da saatlerini yakacaksın.
*
Siyasiler, akvaryum balıklarına benzer. Herkesin gözü üstündedir. Geniş çevre, değerli dostları olur. Talihsizliği, durup dururken saldırır, iftira atarlar. Ama, müfteriyi tezat ve mantıksızlıklarda boğan Allah, masumu korur. Örnek: İki kişi bir kitap yazmış. “R. Tayyip Erdoğan. Bir Liderin Doğuşu” Yazarın birini, “Tanırsın” dediler ama çıkaramadım. Milletvekili imiş. Benim için:
“Milli Gazete’de yazdığı yazılarda ve özel sohbetlerinde gençlerin önünün açılmasını savunan birisidir.” Onun için, ilden bir gurup Ankara’ya gitmiş, “1991 seçimlerinde Süleyman Arif Emre ve Ali Oğuz gibi yaşlı adamlar listeye alınmasın. Hoca’ya baskı yap” istemişler.
1) Gerekçe sahte. Birilerinin önünü açıp, öbürünü kapatmak? Niye? Sözlerim açık. Siyasetle uğraşın. Sistemi düzeltin. Adayı millet seçsin. Ahlak, erdem, liyakat esas olsun. Öndekileri iteleyerek, baskı yapıp çelme takarak olmasın. Dört ciltlik “Siyasetname” kitabım ortada.
2) Bir ara övdüler beni yapmadığım işle. 1980’de aktif siyaseti bıraktım. Yaşlanmışım, gençlere yol açmak için çekilmişim, örnekmişim. Doğru değil. 1961 dönemi, TBMM’nin en genç milletvekili idim. Özellikle politika için 48 yaş ihtiyar olur mu? Devlet adamının yaşı, boyu değil, ehliyeti, ahlakı önemlidir. “Akıl yaşta değil başta”, “ama başa da yaşla gelir.” Çırak değil usta gerekir.
3) 1982’den beri İstanbul’dayım. Niçin Ankara’ya yorulmuşlar?
4) Bu teklif eğer olmuşsa, istenen 40 yıllık arkadaşlar aleyhinde tetikçilik. Bu, hakaret kasıtlı bir terbiyesizlik değilse, utanmazlık veya akılsızlık.
5) RP’de yönetici ve kurucu değilim. Hoca’ya baskı yapıp, parti kurucu ve GİK azalarını saf dışı etme mantık mı, hırs mı?
6) “İhtilal Subayları” diye bir yazım varmış, söylediğime tersmiş. Ne söylemişim ki, neye tersmiş. Yayınlanmış on bine yakın makalem var. “Şu, şuna ters” diye tek yazı göster. Milli Gazete’yi aradım, Haramidere selinde arşiv gitmiş. Ankara’da iki arkadaştan rica ettim, 1991 seçiminin 4 ay öncesine kadar, gazeteyi taradılar. Biri TBMM, biri Milli Kütüphane’de. “Böyle bir yazı yok” dediler.
Siyasette yukarıya gittikçe mücadele sertleşir. 20 yıl, görülebilen zirvenin civarındaydım. Sert rüzgarlar oldu. Ama en şiddetli muarızlar dahi, bu yazarlar gibi, “Sözünde durmaz ve üstelik söylediğinin tam tersini yapar” gibi hayalden kinle iftira etmediler. Teklif gibi mantık yapısı da arızalı gerçek dışı ithamlar. Allah’a hamdolsun ki, müfteriyi, hata çukurunda bırakıyor ve iftirasını, “Galiba ayna karşısındasınız. Yanlış adres” diye iade ettiriyor.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hasan Aksay Arşivi