Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Huuu komşu, duydun mu “sivil devrim” olmuş!

Huuu komşu, duydun mu “sivil devrim” olmuş!

Dünkü “gazete”lere bakma imkâmınız oldu mu?.. Gördünüz mü “manşet”leri?..

Kimi “Dijital çağın Da Vinci’si” olarak gördükleri Steve Jobs için doktorların “3 ay ömür biçmesi”ni manşete taşımışlar, kimi de “kadına şiddetin Ramazan raporu”nu!.. Kimi “29 ile hızlı tren” haberini manşetten vermiş, kimi de 14 yaşında, amcasının oğluyla zorla evlendirilen Demet Toprak adlı kadın hakkında ailesinin verdiği “ölüm” kararını!..
Kimi gazeteler, “standart dışı stentler”in tehdit ettiğini haberleştirip; “Kalbe Çin tuzağı” başlığını manşetleştirmiş, kimi de “tıpta nükleer devrim” haberini!..
Kimi gazeteler; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e çağrısını “Parlamentoyu kapat” manşetiyle 9 sütuna verirken, kimi de Demet Toprak haberini “infazını bekliyor” başlığıyla manşete çektmiş!..
Dünyaya “at gözlüğü” ile bakan, dolayısıyla etrafta ne olup bittiğini görmeyen “ideolojik körlük” içindeki diğer gazeteleri zaten saymıyorum... Onlar, “bildiklerini okumaya” devam ediyorlar.
“TARİHÎ GÜN” NEREDE?
Ben, en çok “demokrasi, özgürlük” diyen gazetelerin tavrına şaşırdım.
Şu hâle bakın;
Türkiye’de “tarihî bir gün” yaşanıyor, ajanslardan “tarihî bir fotoğraf” geçiyor, bir sıfatı da “Başkomutan” olan Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Karargâhı’na gidip, “gerçek bir başkomutan” olarak “tebrik”leri kabul ediyor ama, gazetelerimiz, bu “tarihî açılım”a son derece ilgisiz... Hatta “Fransız!”
Öyle “çekingen”ler, öyle “tedirgin”ler ve öyle “kararsız”lar ki; “askeri gücendirmeme” konusunda olağanüstü titiz davranmışlar!..
Öyle bir “ruh hali” ki;
Bu devran değişir de, “yarın asker gelir” diye, bir “kıvırma payı” bırakmışlar!..
“Kıvırma payı” bırakmışlar ki;
Yeniden “askerî vesayet” dönemi gelirse, komutanların önünde düğmelerini ilikleyip, “hazırol”a geçtiklerinde; “O tarihî günü bile ikinci, üçüncü plâna atıp, ilgisiz haberleri manşete çektik” diyebilsinler!..
Hâlâ bir “kuşku” var içlerinde, hâlâ “korkuyorlar”, hâlâ “tırsıyorlar!”
“Sivil irade”ye hâlâ tam olarak güvenemiyorlar, hâlâ “postal korkusu” yaşıyorlar.
NEREYE GİDECEĞİMİ BİLMİYORUM Kİ!
Gazetelerin yaşadığı bu “git-gel”leri gördükten sonra, şu “fıkra” geldi aklıma:
Avrupa ülkelerinde bir Papaz, “ölmek üzere olan gazeteci”nin kulağına eğilip;
“Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lânetle” der!..
Gazeteciden ses çıkmaz!..
Papaz tekrarlar;
“Ölmeden önce şeytanı ve kötülüklerini lânetle!”
Gazeteci, hâlâ susmaktadır!..
Papaz kızar;
“Neden şeytanı ve kötülüklerini lânetlemiyorsun be adam?”
Gazeteci, zorlukla konuşur:
“Nereye gideceğimi bilmediğim için, kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum!”
İDARE-İ MASLAHAT!
Ben, dünkü gazetelere bakınca, işte bu “gazeteci”nin halet-i ruhiyesi geldi gözlerimin önüne!..
“Türkiye’nin nereye gittiğini görüyorlar” ama, içlerinde hâlâ bir kuşku var;
“Ya devran değişir de, asker gelirse!”
Bu yüzden;
Ne “askerden de askerci” olabiliyorlar, ne de “hükümet yanlısı” bir başlık atabiliyorlar!..
Açıkçası, “idare” ediyorlar!..
Hükümeti de kızdırmıyorlar,
Askeri de gücendirmiyorlar!..
“Arada” duruyorlar!..
Bunun adı da;
“Gazetecilik” oluyor, iyi mi?..
Hiç kuşkunuz olmasın ki;
“Sivilleşme”nin önündeki bütün engeller kaldırılıp da, “tam demokrasi”ye geçildiğinde var ya, bunlar; “senden, benden daha demokrat” olurlar!..
Bilmem anlatabildim mi?..

BDP deve mi, kuş mu?
Şu hâle bakın; hem “Biz Türk halkı ile birlikte yaşamak istiyoruz... Ayrılmak gibi bir niyetimiz yok” diyorlar, hem de “birlik ve kaynaşma”nın sergilendiği “bayramlaşma” törenlerine katılmıyorlar...
BDP’den söz ediyorum...
Adamlar, hem “Silahlar sussun” diyor, hem de “PKK’lı teröristler”in 50’ye yakın askeri şehit etmesi üzerine başlatılan “Kandil operasyonları”nı “protesto” ederek, “PKK cinayetleri”ni sahipleniyorlar!..
Yani, hem güya “teröre karşı”lar, hem de “teröre yardım ve yataklık” ediyorlar!..
Hem “Müslüman Kürt halkı”na şirin görünebilmek için; “Biz de Müslümanız” ayaklarına yatıp; “Sivil Cuma namazı(!) ve sivil teravih(!)” kılıyorlar, hem de “Müslüman”ların iki bayramından biri olan “Ramazan Bayramı”nda, yani “birlik, beraberlik, dayanışma ve kucaklaşma” bayramında, partilere kapılarını kapatıyorlar!..
BDP, artık bir karar vermeli... “Deve” midir, “kuş” mu?..
“Devekuşu” öyle yaparmış ya...
“Haydi uç” dediklerinde; “Ben deveyim” dermiş... Sırtına bir “yük” yüklemek istediklerinde de; “Ben kuşum” dermiş!.. BDP de öyle... “Terör”le bir arada anıldığında, “Biz partiyiz” diyorlar... “PKK’ya operasyon” düzenlendiğinde de, “canlı kalkan” oluyorlar!.. Sen nesin arkadaş?.. “Parti” misin, “PKK’nın siyasi şubesi” mi?..
Hem “Biz de Müslümanız” dersiniz, hem de “bayramlaşmayı boykot” edersiniz... Sahi be kuzum, nesiniz siz?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi