Fatih Akkaya

Fatih Akkaya

Yola nasıl çıktık, ne yaptık?

Yola nasıl çıktık, ne yaptık?

Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu ülkelerine düzenlediği gezinin yankıları sürüyor.

Ortadoğu yoluna nasıl çıktığımız ve orada ne yaptığımız üzerinde durmak istiyorum.

Malum Mısır, Tunus ve Libya’yı kapsayan gezi ilk olarak “Başbakan Gazze’ye gidiyor” haberleriyle gündeme geldi.
“Filistin'e yardım götürecek gemilere Türk donanma güçlerinin eşlik edeceği ve Başbakan Erdoğan'ın Gazze'yi ziyaret edeceği” bildiriliyordu…

BM’nin Tel Aviv yanlısı Mavi Marmara Raporu açıklanmıştı.

9 vatandaşımızı katleden İsrail özür dilememekte direttiği gibi küstahça açıklamalarını sürdürüyordu.
Öfkeliydik…

BM’nin raporuyla İsrail’e öfke ve kinimiz daha da artmıştı.

Başbakan Erdoğan’ın Gazze’ye gideceği haberleri ile birazcık olsun yüreğimize su serpildi.

Türkiye olarak, Başbakanımızın Gazze’yi ziyaret etmesiyle işgalci katil İsrail’e çok önemli bir ders vermiş olacaktık.

Evet, Ortadoğu yolculuğu bu havayla başladı.

Ancak sonra “Başbakan’ın Mısır’dan Gazze’ye geçip geçmeyeceği henüz netleşmedi” haberleri gelmeye başladı.

Ve Başbakan’ın Mısır’a hareket saati geldiğinde…

Gazze’ye gitmeyeceği bildirildi.

Bizzat Başbakan’dan şu açıklama geldi:
“Gazze'ye ziyaretim söz konusu değil, fakat Gazze'yle ilgili ziyaret özlemimin olduğunu da açıkça söylemek isterim en kısa zamanda da Gazze'yi ziyaret etmenin hasreti içindeyim, bunu ifade edeyim.”

Yani yolculuk, lanse edilen “çıkış” gibi olmayacaktı.

“Hayırlısı olsun. Demek ki devletimizin menfaatleri bunu gerektiriyor” deyip, gözlerimizi Başbakanımızın Mısır gezisine çevirdik.

Mübarek’i deviren Mısırlılar, bu süreçte kendilerine destek açıklamaları yapan Erdoğan’ın ülkelerini ziyaret edecek olmasını son derece önemsiyorlardı.

Harıl harıl hazırlık yapıyorlardı, Erdoğan’ı coşkuyla karşılamak için.
Öyle de oldu.
Mısır'da halk tarafından Kur'an-ı Kerim'ler ve "hoş geldin sevgili özgür Müslüman lider" pankartlarıyla karşılandı Başbakan Erdoğan.
Sonra ne oldu?
Başbakan Erdoğan, Mısırlılara “laiklik tavsiyesi”nde bulundu:
“Türkiye’de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum…”

Haydaaa…
Bu da nereden çıkmıştı?
Şaşkındık…
Mısır halkı bizden de şaşkın…
Haliyle, Müslüman Kardeşler’den tepki geldi.
Ortadoğu'nun en etkili dini ve siyasi gruplarından biri olan Müslüman Kardeşler, Başbakan Erdoğan'ın laik yönetim tavsiyesine karşı çıktı.
Mısır’da yakında demokratik seçimlerin yapılmasıyla iktidara gelebileceği konuşulan Müslüman Kardeşler, “Başka ülkelerin deneyimleri Mısır’da taklit edilemez. Türkiye’de laik devleti empoze eden şartlar, Mısır’daki mevcut şartlardan farklıdır” açıklaması yaptı.
Müslüman Kardeşler laikliğe karşı gelmelerinde bir de somut gerekçe ortaya koydu:
“Mısırlılar İslami bir devlette ısrarcıdır. Türkiye’de eğer bir erkek bir kadını yatakta bir başka erkekle yakalarsa onu yasalara göre cezalandıramaz, çünkü buna orada izin vardır. Bu açıdan Türkiye, İslam şeriatını ihlal etmektedir…”

Sayın Başbakan buradan Tunus’a geçti…
Tunus’ta da “laiklik tavsiyesi”nde bulundu.
Erdoğan, gezisinin son durağı Libya’da da laikliği anlattı.
Anlayacağınız Sayın Başbakan yönetim değişikliği eşiğindeki Arap ülkelerine “laiklik iyidir iyidir, siz de laikliğe geçin, bizi örnek alın” diye öğüt verdi.

Başbakan Erdoğan'ın yeni yönetimlerin işbaşına geleceği bu ülkelerde laiklik tavsiyesinde bulunması bana göre tam anlamıyla hayal kırıklığı oluşturdu.

Kendi inanç ve değerleri doğrultusunda yeni bir yönetim ve anayasa yapım süreci için mücadele eden Mısır halkı, Tunus halkı, Libya halkı batının empoze ettiği laikliğin kendilerine model olarak sunulması karşısında şaşkına döndü.

Ve emenim ki laiklik tavsiyesi Başbakan Erdoğan’a bakışlarını değiştirdi.

Başbakan’ın son derece gereksiz gördüğüm bu çıkışı ülkemiz içinde de bir takım karanlık çevrelere “ilaç” oldu.

“İlaç” oldu evet.

Güç kazandırdı bu çevrelere.

Başbakan Erdoğan’ı başından beri “Amerika’nın direktifleri doğrultusunda, Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet etmekle” suçlayan bu kesimin sesini güçlendirdi örneğin, bu tavsiye.

Şimdilerde bunlar çok bilmiş edasıyla “demiyor muyduk biz” diyerek, potansiyel taraftar üzerinde etki bırakabiliyorlar.

Ne diyeceksin ki adamlara!

Yine üzülerek belirtmeliyim ki, gelişmelere son derece objektif bakan başka bazı çevrelerde bile “Meğer Başbakan yeni yönetimlerin işbaşına geleceği Ortadoğu ülkelerine laiklik tavsiyesinde bulunmak için gitmiş” algısı oluştu.

Bunu bir Kılıçdaroğlu, hatta Bahçeli yapsa, böyle olmazdı eminim ki.

Ancak, özetle “laiklikten bu güne kadar çok çekmiş olan Erdoğan”ın böyle bir çıkış yapması, çok garip değil mi?

Sonra da çıkıp, “BOP’luk çıkış” eleştirilerine tepki gösteriyoruz.
Önce aynaya bakıp, duruşumuzu bir gözden geçirmemiz gerekmez mi?
“Nasıl yola çıktık, ne yaptık” diye…

Ayrıca;
Hükümet’e yakın gazetelerin, köşe yazarlarının bu çıkış karşısındaki sessizliğine ne demeli?
Eğri oturup, doğru konuşalım:
Arap ülkelerinde bu sözleri Ahmet Necdet Sezer etseydi, Deniz Baykal etseydi, Kemal Kılıçdaroğlu etseydi, Devlet Bahçeli etseydi ortalığı ayağa kaldırmaz mıydık?

“Müslüman mahallesinde salyangoz sattığı”
ndan bir girerdik, dinsizliğinden çıkardık…

Bir tek Yeni Akit kayıtsız kalmadı bu garip çıkışa.
Hepsinden farkını bir kez daha ortaya koydu bu şekilde…
Akit’in en etkili yazarlarından Ali Karahasanoğlu, örneğin, “Hani; nerede,
Başbakan’ın tavsiye ettiği ‘laik’ ülke?”
başlıklı yazısında, Başbakan Erdoğan’a daha düne kadar laiklik uygulamaları adı altında dayatılanlara isyan edenin kendisi olduğunu…
Bu dayatılanların daha bir çoğunun hayatımıza halen egemen olduğunu hatırlattı…
“Böyle bir ülkedeki laikliğin, neyini tavsiye ediyor Sayın Başbakan?” diye sordu.
Karahasanoğlu’nun şu yorumu da son derece önemliydi:
“Varsa örnek bir laik ülke, göstersin Sayın Başbakan..
Gösteremiyorsa, laikliği kimsenin başına bela etmesin!”

Diğerleri ise,
Yeni Şafak’ından Star’ına; Bugün’ünden Zaman’ına; Sabah’ından Takvim’ine…
Hepsi Başbakan’ın bu garip ama bir o kadar da manidar çıkışını görmezden geldiler.
Bunun Hükümet’in, Başbakan Erdoğan’ın hele hele ki Türkiye’nin aleyhine olduğu düşüncesindeyim.
Cumhuriyet’i, Hürriyet’i, Milliyet’i, Akşam’ı için bulunmaz bir çıkış olsa gerek bu.
Onlar bunu bile “içeriye mesaj” olarak algılayıp, Erdogan’ı, Hükümet’i bir noktaya getirme çabalarını sürdüreceklerdir.
Hal böyle olunca burada görev daha çok Hükümet’e yakın medya organlarına, köşe yazarlarına düşmektedir.
Bu Erdoğan’ı kızdıracak olsa da…
Özdenetim en hayırlısıdır.
Ve uzun vadede kazanan Türkiye olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Fatih Akkaya Arşivi