Sorun gerçekten terör mü?

Sorun gerçekten terör mü?

Acımız gerçekten çok büyük, öfke sel gibi. Onlarca ocağa ateş düştü, milyonlarca insan bu acıyı yüreğinde hissediyor. Hakkari ve Çukurca’da ortaya çıkan saldırıların ve şehitlerin ardından yazı yazabilmek gerçekten çok ağır geliyor insana.

Uzun yıllardır bir büyük sorunla mücadele ediyoruz, hatta deyim yerindeyse boğuşuyoruz. Sabır taşı olsa çatlardı belki; lakin milletin sağduyusu ve sabrı gerçekten muazzam. Öfkesini acıyla beslemedi insanlarımız, yüreği yanarken yine de başka ocaklar sönmesin diye dua etti.

Uzun, ama terörle mücadeleden çok daha uzun zamandır boğuştuğumuz bir başka sorun var konuşmamız gereken. Başka bir deyişle, önümüze çıkan her sorunun kartopu misali büyümesine neden olan bir zaafımız var aşmamız gereken.

Akıl, ama hangisi

İttihat Terakki’nin bu topraklara yaptığı en büyük kötülük, devletin kodlarını, akıl haritasını yerle bir edip, yerine Türko-Moğolik kodlar döşemesi oldu. Cumhuriyet, zaman zaman imparatorluktan tevarüs eden aklın devamı gibi görünse de, bu Türko-Moğolik kodları devlet aklının merkezine koydu ve yanlışı büyüterek devam ettirdi.

Sonuçta, daha önce de var olan, ama imparatorluk penceresinden göğüsleyebildiğiniz her sorun, giderek daha büyük bir baş belası haline geldi. Siyasi sınırlarınızın daralması, sadece coğrafya üzerinden, yahut harita çizimlerini ilgilendiren bir değişim getirmedi bize. Aynı zamanda ufkumuz daraldı, yüreklerimiz sıkıştı. Dün kardeş gördüğümüze bugün yan bakmayı marifet saydık. Dün aramızda sorun olmayan her şey, bugün çatışma nedeni haline geldi.

Bu daralmanın en büyük sonucu, bugün okur yazarlarımız eliyle ortaya konulan içler acısı tablo olsa gerek. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan çok partili hayat, beraberinde pek çok farklı siyasi akımın canlanmasını, hatta yeni akımların şekillenmesini sağladı. Ama bunlardan herhangi biri, sözgelimi bir etnik sorunu daha doğmadan kendi içinde eritebilecek bir derinliğe sahip olamadı. Aksine bu düşünce akımları, sağcılık, solculuk, Türkçülük, Turancılık, milliyetçilik, sosyalistlik ve İslamcılık; bu sorunlara çözüm getirebilecek, en azından nefes almamızı sağlayacak bir alan oluşturamadı. Onların çözüm adına sunduğu çerçeveler, niyet ne olursa olsun, sorunları daha da kronik hale getirdi.

Kahtı rical

Devlet aklı, kendisinin devamına dair ilkeler tanımlar. Bu ilkeler, topluma ve onun değerlerine rağmen geliştirilemez. Hele bunları dayatmalar üzerinden inşa ederseniz, ipler tamamen kopar. O zaman hem kurumsal anlamda, hem de sıkıştığınızda bir çözüm sorabileceğiniz akil insanlar düzeyinde müthiş bir fakirlik yaşarsanız. Bugünkü tablo bundan başka bir şey değil.

Sıradan deyip geçtiğimiz insanların sahip olduğu sağduyu, sorunların çözümü için hazır olduğu fedakarlık, ne yazık ki bugüne kadar hep birtakım hesaplar adına feda edildi. Toplumun gösterdiği cesareti, okur yazarların gösteremeyişi, hep bir kurumun ya da gücün arkasına saklanarak söz söylemeyi alışkanlık haline getirmemiz, bizi bugünlere taşıdı.

Öfkesini acıyla beslemeyen bir toplum, en can yakıcı sorunların çözümünde bile en büyük şanstır. Ama bunu görecek, doğru okuyacak ve onun önüne bir gelecek tasavvuru koyacak bir cesarete ihtiyaç var.

Türkiye’de devlet aklının kodları değişiyor. Eğer bu değişim, kendimizden menkul bir varoluş tarifine sahipse, işte o zaman gelecek için ümitvar olabiliriz. İşte ancak o zaman attığımız her adımın önünü, öfkeleri kaşıyan hamlelerle ve çocuklarımızın kanıyla kesmeye çalışanlara engel olabiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi