23 Ocak 2017 Pazartesi25 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:46Güneş 08:15Öğle 13:23İkindi 15:53Akşam 18:17Yatsı 19:41
    • 14°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • -5°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 3°C Amasya
    • -3°C Ankara
    • 12°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 6°C Aydın
    • 2°C Balıkesir
  • BIST: 83.105 0.05
  • Altın: 146,901 0.25
  • Dolar: 3,7669 -0.64
  • Euro: 4,0418 -0.18

Hayırlı bayramlar

Mehmet Şeker

Ülkemizde basın sektörünün "Babıâli" ismiyle bilindiği dönemde, "Gel de yazma" lakabı takılan bir Ali Bey vardır.

O zamanların gazetecileri kadar meşhur olmuş biridir.

"Gel de yazma Ali Bey"in hikâyesini vaktiyle Çetin Altan köşesinde, Melih Cevdet Anday da "Gizli Emir" romanında anlatmışlardır.

***

Herhangi bir aksilikle karşılaştığında "Gel de yazma" demeden duramaz Ali Bey.

Otobüste, tramvayda, yolda yürürken, mahallesinde, aile çevresinde...

Gördüğü aksaklıklara "Gel de yazma" diyerek herkese gazeteci olduğunu hissettirmekten çok hoşlanan Ali Bey, o zamanki Akşam'ın kapısında görev yapan ufak tefek ve saygılı bir adamdır.

Basın tarihimizin en renkli simaları arasında yerini alan Ali Bey'i saygıyla anıyoruz.

***

Ali Bey'i hatırlayınca, hemen arkasından, geçmiş yıllarda bizim gazetede görev yapmış bir aşçıbaşı aklımıza gelir.

Onu da tebessümle anarız.

İlginç yemekler yapan, o yemeklere kendince isimler koyan biriydi.

Sırrını sorduğumuzda "Kafama göre birşeyleri karıştırıyorum" derdi.

Doğrusu, ara sıra güzel de olurdu o karışımlar.

***

Yemek yapmak yerine bazen kahvaltılık çıkarır, bazen de "Ordu evi tabağı" hazırlayıp tabelaya öyle yazardı.

"Ordövr" de neymiş!

Yalnız subay ordu evi mi, astsubay ordu evi mi orası belli değil.

Belli ki o tür bir ayrıma karşıydı.

***

Bir bayram arifesinde, merdivenlerden çıkarken karşılaştığı renk ayrımı şefi Murat Bey'e dert yanmış.

"Nereden seçtik bu mesleği!"

Murat Bey meraklanmış.

"Hayrola?"

Aşçıbaşı açıklama getirmiş.

"Bayram yok, seyran yok... Arife günü de çalışıyoruz, yarın bayram yine buradayız. Nereden girdik şu gazeteciliğe!"

***

Tebessümü hak etse bile, yaptığı iş her ne olursa olsun, neticede çalıştığı yer bir gazete.

Haksız değil aşçıbaşı.

Muhabir, yazı işleri müdürü ya da editör olmak şart mı?

Gazete çıktığı müddetçe çalışanların yemek ihtiyacını karşılamak zorunda...

***

Eskiden bayramlarda Bayram gazetesi çıkardı ve gazeteci milleti de herkesle beraber bayram yapardı.

Türkiye'de neredeyse nüfusun çeyreği civarında kişinin yolculuğa çıktığı ve hısım akrabayla, konu komşuyla bayramlaştığı şu günlerde kaç kişi gazete okumak için zaman bulabilir ki!

Bayramınız hayırlı olsun.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.