Kıvanç Tığlı

Kıvanç Tığlı

Bir pişmanlık hikâyesi

Bir pişmanlık hikâyesi

Kemal ve Buse üniversite yıllarında tanışmışlar ve birbirlerine aşık olmuşlardı. Üniversite son sınıfta aileler tanışmış ve aile arasında söz yapılmıştı.
1 sene nişanlı kalıp daha sora evlenmişlerdi. Evlendiklerinde Kemal daha askerliğini yapmamıştı. Evliliğin birinci yılının sonlarına doğru Kemal bey, vatani görevini yapmak için askere gitmişti. Buse de kayınvalidesinin yanında kalmaya başlamıştı. Kemal beyin askerlik yaptığı yer İstanbul’a yakın bir yerdi ve haftasonları genelde Kemal ile Buse hasret gideriyorlardı. Buse de bu arada okuduğu bölüm olan işletme ile ilgili bir iş buldu. Bir şirkette çalışmaya başladı. Kemal bey de askerden dönmüş ara verdiği işine geri dönmüştü. Kemal bey de eşi gibi, işletme okumuştu ve çalıştığı şirketde de çok başarılı idi. Kemal bey işi gereği çok sık şehir dışına çıkmaya başlamıştı. Buse hanım için bu sorun olmaya başlamıştı. Çünkü Kemal bey işi için gittiği yerlerde en az 15 gün kalmak zorunda kalıyordu.
Buse hanım işte tam da bugünlerde bana psikolojik destek için gelmişti. Başvuru sebebleri; eskiye göre daha sinirli fevri davranması, şiddetli baş ağrıları çekmesi ve kendini mutsuz hissetmesi idi. Bu şikayetleri için bana gelmeden önce doktora gitmiş, kendine migren ve hafif düzeyde depresyon teşhisi konmuştu. Depresyon tedavisi için antidepresan kullanmaya başlamıştı. Görünürde Buse hanımın depresyon geçirmesine neden olacak bir şey yokmuş gibi gözüküyordu. Eşini seviyordu, işinde başarılıydı, yakın arkadaşları da vardı. Ancak ilerleyen seanslarda iş ortaya çıktı. Buse hanım ağlayarak kendisiyle ilgili bir itirafta bulundu;
“Kıvanç hanım, eşimle daha okul yıllarında büyük bir aşkla tanıştık ve evlendik. Ancak eşim işine çok düşkündü, bir tek boş günü pazar günü idi. O gün bile bazen işiyle ilgili bilgisayarda proje hazırlardı. Bir de işi gereği çok sık iş seyahatlerine çıkar ve 10-15 gün gelemezdi. Ben onun beni sevdiğine emindim, ancak bu bana yetmiyordu. Ben de eşimle beraber onu koluma takıp gezmek, kaliteli vakit geçirmek istiyordum. Ancak eşim sanki işiyle evliydi. Ben de onun işlerini yapan bir hizmetçi gibi kendimi hissediyordum. Gün içinde pek beni aramazdı, güzel sözler söylemezdi. Yani ben evli ama, kendini bekar hisseden bir bayandım. Bu çok ağrıma gidiyordu, ben de eşim tarafından merak edilmek, sahiplenilmek önemsenmek istiyordum. Ancak eşimi sevdiğim için sabrediyordum, güzel bir bayan olduğum için çevremde çok dikkat çeken biriydim. Ama ben eşimle mutlu olmak istiyordum. Tâ ki Mehmet beye rastladığım güne kadar...
Mehmet bey iş yaptığım firmalardan birinde çalışıyor, yaşlarımız aynı. Ben o firmaya gittikçe görürdüm onu arada sırada. Sonra onun ‘geçiyordum uğradımları’ başladı. Ne hikmetse sıkça geçer oldu benim iş yerinin oradan. Bana işlerle ilgili soru sormak için sık telefon açmaya başlamıştı. Bir gün beni öğle arasında yemek yemeye davet etti. Ben de nasılsa arkadaşça bir yemek diye teklifi kabul ettim. Onun bana olan bu ilgisi karşısında kendimi liseliler gibi hissetmeye başlamıştım. Yemek sırasında onun benden çok hoşlandığını anladım. Mehmet bey de eşinden boşanmış, bir çocuğu olan beydi. Ben kendisine evli olduğumu ve eşimi sevdiğimi anlattım. Ancak o bana ‘Senden bir şey beklemiyorum sadece arada sana mesaj yazayım, arada sesini duyayım bana yeter” dedi.
Kıvanç hanım daha sonraki haftalarda bende müthiş baş ağrıları başladı, yataktan yorgun kalkıyordum, canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. Eşimi seviyordum fakat onunla mutlu değildim. Mehmet bey de bana kendimi çok değerli ve eşsiz hissettirmişti. Eşimin bu olanlardan haberi yoktu, ona karşı kendimi çok suçlu hissediyordum. İşte bu yüzden doktora gittim ve size başvurdum” diyerek sözlerini bitirdi.
Buse hanımla birkaç seans yaptıktan sonra aslında onun eşini sevdiğini ve ondan boşanmak istemediğini anladım. Onunla seanslarda kendini suçlaması, karasızlıkları ve eşiyle olan iletişim biçimleri hakkında konuştuk. En son seansa gülerek ve çok neşeli halde geldi. Eşiyle eski günlerine döndüklerini, onu çok sevdiğini ve artık Mehmet beyin telefonlarına bakmadığını anlattı. Eşi de işine çok fazla önem verip, karısını ihmal ettiğinin farkına varmıştı. Bana da bir çifti boşanmanın eşiğinden döndürmenin o büyük eşsiz mutluluğu kaldı...
Değerli okuyucularım son günlerde bu aldatma hikayelerine çok sık rastlıyoruz. Kişiler his ve hevesleri uğruna yuvasını yıkıyor. Belki sevgi, aşk iradeye bağlı değil. “Gönül ferman dinlemiyor” ancak insana verilen sevgi, çiçekten çiçeğe konmak için değil, kendisine emanet edilen ve sinesine sığınan eşini ve çocuklarını şefkatle sarıp sarmalaması içindir.
Evliyken “ben aşık oldum” diyenler sevgilerini kendi nefislerine sarf edip her şeyi nefislerine feda edenlerdir. Bu nefsani bir sevgidir. İnsan sadece nefsini sevmemeli. Aklı başında olan insan kendine verilen sevgi duygusunu eşine ve çocuklarına sarf ederek onların mutluluğu ile mutlu olur. Eşiyle ilgili sorunları ve onda beğenmediği hal tavırlar varsa da bunları bir “Evlilik terapisti” ile konuşarak halletmeye çalışmalı.
İnsan evliyse, hele de çocukları varsa önce nefsini değil, onları düşünmelidir. Zaten insanı insan yapan özellik, hamiyet, muhabbet, şefkat, merhamet, vefa, sadakat fedakarlık gibi duygulardır. Bu duygular, lüzümsuz, boş, malayani zevk ve sefa peşinde kullanılmak için verilmemiştir.
Peygamber Efendimiz ne güzel buyurmuş; “Eşler birbirinin kötü tarafını görmesin. Eşinin hoş görmediği bir davranışı olduğunda, razı olacağı diğer bir davranışına yönelsin.”
Evliliğimizde Peygamber Efendimizi örnek alıp, mutlu huzurlu olmanız duasıyla Allah’a emanet olunuz.
(*) PSİKOLOJİK DANIŞMAN-PSİKOTERAPİST
DNŞ TEL: 0 212 503 79 95-0 506 401 79 91

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kıvanç Tığlı Arşivi