Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Faruk Köse - Yeni Akit
farukkose@yeniakit.com
2012-02-08

Laikliğin tipleri ve Müslümanın duruşu

Laikliğin “Fransız tipi”ne karşı çıkılırken, “diğer tipleri”nin uygulanmasına taraf olunması gibi bir garabetle yüz yüzeyiz. Garabet diyorum, çünkü “Müslümanım” diyenin, hangi tipten olursa olsun, “laiklik” diye bir şeyi; İslam’a mugayir olan herhangi bir hayat tarzını benimser biçimde duruş sergilemesini başka bir kelimeyle ifade edemiyorum. Zira cumhuriyet tarihi boyunca “laiklik ilkesi”nin getirdiklerini öylesine yaşadık ki, bugün “bizden birileri”nin laikliği hoş göstermeye çalışan yaklaşımlarına karnı tok bu milletin.

Hadi şimdi, ülkemizde uygulanan laikliğin karşı çıkılan Fransız tipinden ve taraftar olunan diğer tiplerinden hangi unsurları taşıdığına bakalım. Bunların, ilgili ülkelerde birebir benzerleri olduğunu araştırmacılar görecektir.

Fransız Laikliği’nin ülkemize yansımaları:

Yeni düzene tehdit olabileceği düşünülen her unsur tasfiye edildi. Halkı en kolay örgütleyebilecek nitelikteki organize toplumsal güçlerin başında yer alan tarikatlar yasaklandı. Buna karşın, yeni düzene destek verecek nitelikteki Bektaşilik, Mevlevilik ve Alevilik serbest bırakıldı. Dine; vicdan işi olmaktan öte geçmeyecek, dünyevi hiçbir işe karışmayacak, ruhlardaki manevi boşluğu doldurup tatmin sağlamakla sınırlı işlev taşıyacak şekilde bir rol biçildi. Dünyevi işlere bakanlar dinden etkilenmeyecek, dine bağlı olmayacak, dine karşı sorumlu tutulmayacak, işlerini dinden alınan emirlere göre yürütmeyeceklerdi. Hilafet kaldırılarak ümmet birliği parçalandı ve dini otorite reddedildi. Medreseler kapatıldı, Tevhid-i Tedrisat Kanunu gibi düzenlemelerle dini eğitim yasaklanarak, laik ve din dışı eğitim zorunlu hale geldi. Tekke ve zaviyeleri kaldıran kanun çıkarıldı. Hukuk alanında yapılan devrimlerle devlet laikleşti, din devletten kapı dışarı edildi. Dinle devlet ayrıldı, İslam’ın devlet sisteminden ayrılmaz olduğu görüldüğünde ise dinin devletle ilgili neyi varsa hepsi iptal ve imha yoluna gidildi. Şer’iyye Vekaleti’nin, Şer’i Mahkemelerin, Mecelle’nin kaldırılması; her hususta Avrupa’dan aynen kopya usulüyle yeni yasaların getirilmesi bu kabildendi. Devlet hiçbir dini tanımadı. Din ile ilgili her türlü amme teşkilatı kaldırıldı, ardından kontrol etmek için Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde din, devlete bağlandı. Devlet bütçesindeki yardım fonundan dine yardım yapılmadı, hatta Müslümanların parası, devletin en önemli gelir kalemleri arasında yer aldı. Basit bir ibadet gösterisine indirgenen dini hayat, birkaç ibadetle sınırlı tutuldu. Din görevlisinin tek bir yetkisi vardı; o da ibadet yerlerini kullanma, koruma, bakım ve düzenini sağlamaktı; dinin gerçek işlevini icra etmesi için çalışma ve dini eğitim verme gibi bir şey yaptığında cezalandırıldı. Vakıf, cami, külliye, türbe, tekke, hatta mezarlık ve hayrat sular vs. bütün dini kurumlara ait tüm mal varlığına el konup laik sistemin hizmetine sunuldu; kimi satıldı, kimi amacı dışında kullanıldı.

Alman Sekülarizmi’nin ülkemize yansımaları:

Dini vakıfların, cemiyetlerin, tekke ve zaviyelerin, türbelerin bütün mal varlıkları, hatta camiler bile devletleştirilerek satıldı. “Din hususunda tek kaynak Kur’an’dır” denildi, Kur’an’ın tatbikat ve yorum şekli olan Sünnet reddedildi; ancak Kur’an’ın aslına da uyulmayarak, “herkesin anlaması” için meal hazırlatıldı ve meali okuyan herkesin, Kur’an’dan hüküm çıkarıyormuş gibi ahkâm kesmesinin önü açıldı. Laik-Kemalist imamlar yetiştirildi. Mevcut yasalara göre, dinsiz de, dindar da aynı hak ve yükümlülüklere sahip, aynı normlara tâbî oldu. İnancına bakılmaksızın herkes eşit sayıldı, “kalbi temiz laikler”in kimi dindarlardan daha iyi oldukları düşünüldü. Din işleriyle ilgili kurum, kuruluş ve camiler, mevcut laik sistemin kanunlarına tâbî tutuldu; din işleri de bu kanunlara göre yürütüldü. Yani kanunlar ne kadar müsaade ederse, o kadar dindar olunabilecekti. İnanç da, ibadet de, sair hayat tarzı da laik kanunların çizdiği hayat tarzına tâbî tutuldu. Yeryüzündeki tek otorite olarak dünyevi iktidar esas alındı. Önce hayat “din işleri” ve “devlet işleri” diye ayrıldı, siyasi-idari, sosyal-kültürel, hukuki-adli, iktisadi-ekonomik, ahlâkî, tedrisi vb. hususlar “devlet işleri”nden sayıldı; arta kalan kimi hususlar ile dışarıya aksetmediği müddetçe kafanın içi ve vicdanda kalmak şartıyla inanç, “din işleri” olarak tahsis edildi. Böyle bir durumda bile dünyevi otorite tek otorite olarak kabul edildi, “din işleri”nin de dünyevi otoriteye tâbî olması zorunluluğu getirildi.

İngiliz Sekülarizmi’nin ülkemize yansımaları:

Ümmet birliğini temsil eden Hilafet kaldırıldı, T.C.’nde yaşayan Müslümanların ümmetin diğer toplumlarıyla irtibatı, bağlantısı, işbirliği koparıldı; T.C.’ne özgü bir din ve dindar tipi oluşturularak İslam dünyasından kopuş sağlandı. “Din işleri”yle görevlendirilmiş olan Diyanet İşleri Başkanlığı “genel idare” içinde yer aldı ve başkanını da laik devlet atamaya başladı. Ayrıca, bir de Diyanet İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ihdas edildi. Böylece İngiliz Sekülarizmi’ndeki devletin dini kontrol etmesi, “devlete bağlı din” anlayışı, T.C.’nde de tam anlamıyla uygulandı. Tüm devlet görevlilerinin, her devlet memurunun, milletvekili veya Cumhurbaşkanının, hatta dini görevlilerin laiklik ilkesine bağlı kalacağına dair yemin etmesi şartı getirildi.

İşte böyle. Şimdi söyler misiniz, hadi “Fransız tipi”ni kaldıralım; peki, diğer tiplerini kabul mü edelim? Ama nasıl? Biz hâlâ Müslüman olarak kaldığımız müddetçe mi?

Bir de, yeni yorumuyla laikliği toplumun kaynaşmasının teminatı görenler, ülkemizde laik devrimle İslam’a ait ne varsa yıkıldığını biliyor olsalar gerek. Peki, yeni yorumuyla pazarladığınız laiklik mi niteliklerini inkâr edip getirdiği düzenlemelerden vazgeçecek, İslam mı içi boşaltılıp değerlerinden uzaklaşacak?

Laikliği yeniden tanımlama adı altında, İslam’ın içini boşaltmaya son verin artık!





 
 
 
2012-02-08 13:37:07
İthal edilen yarar sağlamadı ise,-3
Ancak iki laiklik modelinin arasındaki bazı farklara rağmen ortak noktaları da çoktur.En önemli ortak noktaları da,kanun koymada dini metinlerin mesned teşkiledemiyeceği önkabulüdür.

2012-02-08 13:30:20
Editörün Notu:
SAYIN OKUYUCUMUZ BÜYÜK HARF YAZILAN YORUMLAR ONAYLANMAMAKTADIR. İLGİNİZE TEŞEKKÜR EDERİZ...

2012-02-08 13:30:13
İthal edilen yarar sağlamadı ise,-4
Bir Müslüman için en can alıcı nokta zaten budur.Öyle yutturamadıysak,böyle yutturalım manevrasıdır.% 99 u Müslüman olan bu ahaliyi laikliğin şu veya bu türü değil,Hukuk-u İslamiye sahili selamete çıkarabilir.Gerisi oyalanma ve vakti heder etmedir.

Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.