Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit
2012-02-08

Türkiye değişiyor, bazıları kavramakta zorluk çekiyor (2)

Sinan Omur, Eşref Edip (hicran devrinin gazetecileri, yazarları), Sudi Reşat Saruhan (avukat, sonra milletvekili), Ayhan Songar (Psikiatrist) gibi, dönemin önder isimlerini Avukat Bekir Berk’in bürosunu ziyaretlerim sırasında tanıdım.

İlk daktilom da yine rahmetli Avukat Bekir Berk’in armağanıydı: “S” harfi olmayan bir Remington... Köyüme götürmüş, ilk amatörce yazılarımı o daktiloda yazmıştım. Bir süre sonra da kullanılamaz hale geldi.

İstanbul’da profesyonel anlamda gazeteciliğe başladığım yıllarda (1971 Temmuz) bizim gazetede (Yeni Asya) daktilo kıtlığı vardı: İki satır yazabilmek için sıra beklerdik. Sonra “Olimpia” marka bir daktilom oldu. Ardından bir “Erika” sahibi oldum. Derken elektrikli daktiloya geçtim...

Elektrikli daktilom olduğunda bir matbaam olmuş kadar sevindiğimi hatırlıyorum. Fakat bir sorun çıktı, daha doğrusu iki sorun: Birincisi, el yazısından daktiloya geçişin zorluğu; ikincisi de evde çalışırken, daktilo sesinden komşuların rahatsız olmasını engelleme güçlüğü...

Elle yazmaya alışmıştım. Daktilo ile yazarken çıkan ses beynimdeki insicamı bozuyor, damıtılmış cümleleri kovuyordu... Alışana kadar akla karayı seçtim...

Sonunda ben alıştım ya, alt kat komşum uzun süre alışamadı. Gecenin sessizliğini tıklatan daktilom komşumun uykusunu altüst etmişti. Her toplantıda yakınıyor, bir çare bulmamı istiyordu...

Her çareyi denedim: Masanın ayaklarının altına keçe koydum, daktilonun altına kalın süngerler yerleştirdim. Fakat benim elektrikli daktilom o kadar ses çıkarıyordu ki, hiçbir şey işe yaramıyordu.

Ancak zaman içinde komşumun sesi çıkmaz oldu. Bir sabah apartman girişinde karşılaştık. Hal hatırdan sonra, neden artık geceleri yazmadığımı sordu...

Üzerinde çalıştığım kitabı bitirmiş, yeni bir kitap için malzeme toplamaya başlamıştım. Ama bunu öyle yansıtmadım:

“Seni daktilomun sesiyle daha fazla rahatsız etmek istemiyorum, bu yüzden geceleri çalışmıyorum” dedim.

“İyi ama ben uyuyamıyorum birader” dedi, “daktilonun sesine öylesine alıştım ki, ninni gibi gelmeye başladı.”

Anladım ki, insanoğlu her ortama uyum sağlayabiliyor.

Sonra daktilodan bilgisayara geçtim. Yine büyük bir zorluk yaşadım. Bilgisayar elbette daktilodan çok üstündü (hafızası var, anıları yok), ama o da sessizdi. Hâlbuki daktilo sesine alışmıştım. Daktilo sesi sanki beynimin düşünce merkezini, hayal merkezini uyarıyordu (bir zamanlar kovduğu cümleleri toparlıyordu). Birden sessizliğe gömülünce, bir zaman bocaladım. Nihayet ona da alıştım.

İlk televizyon yayınını Lâleli’deki bir mağazanın vitrininde gördüm (1971). Hafiften bir “ahmak ıslatan” yağıyordu. Benim gibi meraklılar, ıslanma pahasına vitrinin önüne birikmiş, itiş-kakış televizyon seyretmeye çalışıyorlardı.

İlk televizyonumu 1974’de filan aldım. Tabii ki siyah-beyazdı (ama hayat daha renkliydi). Haftada üç gün yayın yapılıyordu. Yayın akşam saatlerinde başlıyor, geceyarısı bayrak merasimiyle son buluyordu. Her şey şimdikinden daha resmi, daha asık surat, daha törenseldi. Zaten doğru düzgün program da yoktu (şimdi var mı?).

Kısa süre içinde televizyon renklendi. Tek kanalken çok kanallı oldu. Ardından özel televizyonlar yayına girdi.

Türkiye değişiyor. Kendi buluşu olmayan yenilikler öyle arka arkaya sökün ediyor ki, bazen kavramakta zorlanıyoruz!





 
 
 
  Henüz Yorum Yazılmamış
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.