Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit
2012-02-11

Sabah andı ve “muhafız” psikolojisi

Sevgili dostlarım...

Okullarda sabah andı ve Atatürk’ün gençliğe hitabesi tartışılıyor ya, hafızam yine ilkokul günlerime gitti...

Sabahın alacasında sıra oluyoruz...

Başöğretmenim giriş kapısının önündeki basamakların en üstüne çıkıyor yine. “Ne mutlu Türk’üm diyene!..” diye bağırttıktan sonra, konuşmaya başlıyor.

“Şimdi bu sözü okulumuzun çatısına yazacağız.”

“Nasıl?” diye bakıyoruz bir birimize, “kabak başımıza patlamasın sakın” diye de için için dua ediyoruz...

Başöğretmenim devam ediyor:

“Hep beraber sahile ineceğiz. Yassı büyücek çakıl taşları toplayıp buraya taşıyacağız. Bu mühim işi hep birlikte yapacağız ki, başarıda hepimizin payı olsun.”

Kabak yine başımızda patlıyor.

Dördüncü ve beşinci sınıf öğrencileri olarak sahile iniyoruz. Başöğretmenin istediği gibi taşları toplayarak okulun bahçesine yığıyoruz. Sahile gidip gelmekten bacaklarım tutmaz oluyor. Yetmezmiş gibi, kollarıma doldurduğum irice taşlardan ikisi ayağıma düşüyor. Yine de kimseden geri kalmamaya çalışıyorum.

Okulun bahçesinde yassı çakıl taşlarından koca bir tepecik oluşuyor. Başöğretmen bir iskele getirtip çatıya çıkıyor. Biz iskelenin basamaklarına diziliyoruz. Çakıl taşlarını elden ele vererek Başöğretmene ulaştırıyoruz. O itinayla taşları kiremitlere diziyor.

İş akşama kadar sürüyor. İş bitimi hepimiz şoseye (çakıllı araba yolu) çıkıp tepeden okula bakıyoruz. Net olarak okunuyor:

“Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Bir gün, aynı sloganın Güneydoğu Anadolu’nun dağlarına yazılacağını nereden bilebilirdim?

Başöğretmen eserini beğeniyor:

“Aferin bize” diyor gülerek, “iyi iş başardık.”

O akşam eve dönerken, ben başka milletlere acıyorum:

Garibanları mutlu edecek bir sloganları olmadığı için!

Neden sonra fark ediyorum ki, başka milletlerin çocuklarının “birinci vazife”si “özgür ve üretken birey” olmak, bizim “birinci vazife”miz ise “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir...”

Memleketi birinci yol “demokrasi”ye, ikincisi “faşizm”e götürür.

Mussolini’nin “Milizia Volontaria Fascista Per La Sicurezza Nazionale” (Ulusal Güvenlik İçin Gönüllü Faşist Milisi) isimli yarı askeri örgütünün gençleri de kendilerini “düzenin muhafazasına memur” olarak görür, “düzene aykırı” buldukları kişileri acımasızca yok ederlerdi.

“Muhafaza” işi “muhafız”ların işidir. Bu anlamda memleketin ordusu, emniyet güçleri vardır.

Ama okuduğum ortaokulun en görünür yerinde yazılı bulunan bir “vecize” bu işi tüm millete yayıyordu:

“Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister.”

Bunu hepimizin “muhafız” statüsünde yetiştirildiğimizi vurgulamak için hatırlatıyorum.

Bazılarımız bu psikolojiden kurtulmuş, ama bazılarımız bir türlü kurtulamamıştır. Kurtulamayanlar yakın tarihle ilgili tüm tartışmalara “muhafız” psikolojisiyle yaklaşıyor ve her itirazın karşısına bir ithamla çıkıyorlar:

“Siz Cumhuriyeti yıkmak istiyorsunuz!.. Cumhuriyete meydan okuyorsunuz!”

Hayır! Biz bir dönemin ihtiyacından doğan bazı sloganları tekrarlamanın vaktiyle o sloganı ortaya atanlar başta olmak üzere herkese zarar verdiğini savunuyoruz.

“Asil kan” vurgusunun geçerliliğinin kalmadığını, kimsenin hiçbir şey uğruna kendi varlığından ve insanlık değerinden vazgeçmemesini söylüyoruz.

Bir de bağıra bağıra “mutlu” olunamayacağını, bunun için çağı kavramak ve çok çalışmak gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.




 
 
 
  Henüz Yorum Yazılmamış
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.