Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Çocuklarımız ve biz

Çocuklarımız ve biz

Kendi hayatımıza ve çocuklarımıza ilişkin şikâyetler üretip bunları konuşarak görevimizi yaptığımızı sanıyoruz. Oysa ne şikâyetlerimiz bir işe yarıyor, ne de bağırıp çığırmamız; çocuklarımızı bilinçli terbiye etmemiz lâzım. Bunun da yolu önce kendimizi eğitmekten geçer.

Her şeyin bozulduğu bir dönemde, her şeye rağmen tümüyle bozulmamış olan aile hayatımızı diri tutabilirsek, diğer bozuklukları düzeltme sadedinde bir umudumuz olabilir. Bunun için öncelikle anne, baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi sağlama almamız gerekiyor…

Eskilerimiz “Zamane çocuklarında sıra-saygı kalmadı” diye yakınırlardı. Zaman öyle bir değişti ki, “sıra-saygı”dan geçtik, silahlı “mafya çocukları”yla karşı karşıyayız.

Oysa herkes çok yoğun ve çok yorgun (hayat yorgunu)!.. Ne öğretmenden sıcak bir yaklaşım, ne anneden şefkat dolu bir ilgi, ne babadan sevgi yüklü bir mesaj: Ev işleriyle, eğlenceyle, para kazanmayla o denli meşgulüz ki, sevmeye zaman bulsak bile sevgimizi söylemeye zaman bulamıyoruz.

Çocuklarımız ister istemez yalnızlaştılar. Üstelik problemleriyle nasıl baş edeceklerini bilmiyorlar. Bu yüzden de zaman zaman çaresizleşiyorlar.

Yalnızlıktan beslenen çaresizlikleri sık sık ayaklarına dolaşıyor, çözümsüzlük girdabında bazen yüzüstü kapaklanıyorlar.

Okul ve aile ise çocukların kendilerinden çok başarılarıyla ilgili… Sanki aldığı notlar, girdiği okul çocuktan daha önemli. Bağırıp çığırarak, cezalandırarak, ya da “Ben senin yaşındayken” diye başlayan öğütler vererek onları yanlıştan yanlışa düşmekten kurtardığımızı, artık her sokak başında yanmaya başlayan Nemrut ateşlerinden koruduğumuzu düşünüyoruz.

Halbuki öğütlerimiz örtüşmüyor. Zaten çocuğun dünyası ile büyüklerin dünyası çok farklı. Büyüklerin hayata bakışı ile çocukların hayata bakışı arasında dağlar kadar fark var. Çocuğun hayatını alt-üst eden bir problem, büyükler açısından ilgi ve emeğe değmeyecek kadar küçük sayılabiliyor. Bu yüzden önemsenmiyor. Problemi önemsenmeyen çocuk, kendisinin önemsenmediğini düşünüyor.

Ayrıca çocuklar tecrübesizdirler. Hayatı tümüyle kavrayabilecek birikimleri yoktur. Bu yüzden çabucak paniğe kapılabilir, problemin çözümünü en olmayacak yerde (uyuşturucu ya da intihar gibi) arayabilirler. Yani her çocuk, küçük bir hatayı tamir için, daha büyük hatalar yapmaya, geri dönülemez yollara girmeye namzettir.

Bunu engellemenin yolu, çocuğu iyi tanımaktan geçer. Çocuğu iyi tanımak onunla zaman geçirmeye bağlıdır. “Muhabbet” en sihirli kelime: Muhabbet, yani sevgi ve bilgi katkılı sohbet…

Çocuğu doğru okuyabilmenin çaresi, aile içinde bir muhabbet ekseni oluşturmaktır.

“Çocuğu okumak”, davranışlarını incelemek, davranışları arasındaki çelişkileri yakalamak, farklılaşmaları tespit etmek ve bütün bunlardan sonuçlar çıkarmaya çalışmak anlamına gelir. Çocuğunuzu okuyabildiğiniz ölçüde tanıyabilirsiniz. Bu da çocuğa zaman ayırmakla olacak şeydir.

Sohbet-muhabbet kanalından çocuğun dünyasına girmek mümkündür. Ne var ki, televizyon ve internet buna izin vermiyor. Aileler televizyonkolik oldu olalı, çocuklar başıboş kaldı. Sohbet geleneğimizi unuttuk. Çocuklarımızın problemini dinlerken bile gözümüz televizyonda. Tabiatıyla çocuk önemsenmediğini düşünüyor.

Her çocuk elbette kendi tecrübe birikimini kendi hatalarıyla oluşturacaktır. Ancak bunu yaparken kendisine zarar vermemesi, dönülmez yola girmemesi, anne-babanın çocuğu doğru yönetmesi ve yönlendirmesiyle mümkündür.

Farkında mısınız bilmiyorum, ama hepimiz, kalabalıkların içinde kendi yalnızlığımızı sürüklüyoruz. Bu konuda çocuklar daha yalnız; aynı çatı altında bile farklı dünyalar yaşıyoruz!




Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi