28 Temmuz 2017 Cuma5 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:01Güneş 05:49Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:33Yatsı 22:12
    • 29°C Adana
    • 28°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 20°C Ağrı
    • 29°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 28°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 108.392 1.11
  • Altın: 143,096 -0.05
  • Dolar: 3,5312 -0.05
  • Euro: 4,1330 0.26

Vur Patlasın Çal Oynasın

M. Şevket Eygi

1939 kışında, baharında, yazında Fransa'da birtakım sıkıntılar, siyasî çekişmeler, parti kavgaları, edebiyat tartışmaları, olağan patırtılar gürültüler vardı ama hayat akıp gidiyordu. Zenginler, tuzu kurular eğlence, zevk u sefa, gezme tozma ile meşguldü. Operalar, tiyatrolar, sinema salonları, barlar, pavyonlar full çalışıyordu.

Zenginler pahalı şarapları, şampanyaları yudumluyor, orta tabaka ve fakirler ucuz şaraplarla yetiniyordu. Gece gündüz zil zurna içiyorlardı.

Almanya bu esnada harıl harıl hiç durmadan savaşa hazırlanıyordu.

Nihayet Danzig meselesi yüzünden Almanya Polonya'ya batıdan saldırdı, Sovyet Birliği doğudan girdi ve ülkeyi paylaştılar.

Fransa İngiltere ile birlikte Almanya'ya savaş ilan etti. Sekiz ay boyunca Almanya ile Fransa arasında sıcak çatışma, savaş olmadı. Savaş hali vardı ama silah kullanılmıyordu. Garip savaş!

Fransa bu sekiz ay zarfında vur patlasın, çal oynasın eğlenmeye devam etti. Şarkılar, danslar, varyeteler, tiyatrolar, sinemalar, içkiler, seks seks seks, moda fantezileri... Edebiyat, sanat, kültür tartışmaları gırla gidiyordu.

Almanya dehşetli bir disiplin içinde savaşa hazırlanıyordu.

Hitler, aslında İngiltere ve Fransa ile savaşmak istemiyordu ama onlar savaş halini kaldırmaya yanaşmıyorlardı.

Nihayet 1940 Mayısında Almanya Fransa'ya karşı bir yıldırım harbi başlattı ve onu, denk kuvvetlere sahip olmasına rağmen kısa zamanda yere serdi, ülkenin yarısından fazlasını işgal etti.

Vaktini şarkılarla, danslarla, içkilerle, tartışmalarla, çekişip tepişmelerle, Maurice Chevalier'le, Mistinguette'lerle, Dadaizm ve Kübizm münakaşalarıyla, günlük maişet çalışmalarıyla geçiren o kültür, sanat, edebiyat ve medeniyet ülkesi, içi kof kurtlu bir dev çınar gibi yerlere serilmişti.

Paris'te Nazi rejiminin gamalı haçlı bayrağı dalgalanıyordu. Almanlar, Amerikalıların Bağdad'ta, Afganistan'da yaptıklarını işgal ettikleri Fransa'da yapmadılar. Onların işgali çok medenîce idi. Üniformalı Alman askerleri Paris'te gezip tozuyor, içiyor, o biçim karılarla birlikte oluyordu.

Fransa devleti ateşkes/mütareke istemiş ve imzalamıştı. Fransa ordusu teslim olmuştu. Gestapo, direnen Fransızları yakaladı, hapsetti, bazısına işkence etti ama kendi halindeki halka dokunmadı.

Şarkılar, danslar, eğlenceler, operalar, tiyatrolar, sinemalar, barlar, pavyonlar, meyhaneler, atraksiyonlar, varyeteler, hedonizm, sekse aşırı düşkünlük, zevk u sefa, disiplinsizlik, siyasî tartışmalar, bireyselliğin başıboşluğu ve kaosu, gevşeklik, kokuşma Fransa'ya çok pahalıya mal olmuştu.

Fransa, Polonya konusunda direnmeyip Hitler Almanya'sına ilan ettiği savaşa son vermiş olsaydı, yenilginin acılarını çekmeyecekti.

Haaa yahu ben aradan 7o küsur yıl geçtikten sonra bunları niçin yazıyorum?

Kulağıma bir yerlerden şarkı türkü sesleri geliyor... Sinema filmleri, tiyatrolar... Seks azgınlıkları son raddesinde... Şehvetten gözler dönmüş... Pahalı fahişelerin geceliği bir servet... İçkiler içiliyor, lüks yemekler yeniyor... Yollarda meydanlarda lüks otomobil selleri... Çeşitli kesimler arasındaki tartışmalar çok sert... Cinayetler gırla gidiyor... Kokuşma ve hırsızlık diz boyu... Fuhuş, uyuşturucu, suç patlaması... Futbol tartışmaları bile ateş gibi yakıcı... Vur patlasın çal oynasın... Bazı gençler askere gitmemek için direniyor... Şuh kadın kahkahaları... Çin çin kadeh tokuşturanlar... Dağlar gibi kirli çamaşır yığılmış... Sen ben kavgaları ayyuka çıkıyor... Hüngür hürgür ağlayanlar... Deliler gibi gülenler... Yüz beş yaşındaki bir anne oğlumun bari cesedini verin bana diye feryat ediyor... Yüz milyarlarca dolarlık kara ve kirli paralar... Uyuşturucu kaçakçılığı...

Ben neler sayıklıyorum... 1940 Fransa'sından başladım, nerelere geldim. Susayım bari...

* (İkinci yazı)

Patron'a veya Müdür Beye

Müslüman âdil ve vicdanlı olmalıdır ama maalesef her Müslüman böyle değildir. Siz bütün gayretinizi sarf ederek âdil ve vicdanlı bir işveren olunuz. İşverenin, çalıştırdıklarına karşı vazifeleri nelerdir? Bunların bir kısmını önem sırasına göre değil de, aklıma geldikleri gibi sıralıyorum:

1. İşyerinizde, fabrikanızda, atölyenizde çalışanlara yemek veriliyorsa siz de o yemekten yiyiniz, kesinlikle kendinize mahsus daha kaliteli, daha, iyi, daha nefis özel yemek yemeyiniz.

2. İşçi ve memur alırken iyi, vasıflı ve doğru kimseleri seçiniz ve onlara karşı adaletten ve insaftan ayrılmayınız.

3. Namaz kılmayanlara baskı yapmamak şartıyla, iş saatlerine rastlayan vakit namazlarını işyerinizin mescidinde namazlı çalışanlarla birlikte cemaatle kılınız., farz namazları kendiniz ayrı/münferiden kılmayınız.

4. Üzüntülü ve sıkıntılı bir hava içinde olan personelle, ya bizzat, yahut bir yardımcınız vasıtasıyla görüşünüz. Dertlerini ve sıkıntılarını öğrenip gücünüzün yettiği nispette mânen ve maddeten yardımcı olunuz.

5. Çalıştırdıklarınızı, güçlerini ve tâkatlerini aşacak şekilde çalıştırıp ezmeyiniz, aşırı şekilde yormayınız.

6. Maaş ve ücretlerinden başka, (özel bir ticarethane, atölye, fabrika sahibi iseniz) kazancınızın bir kısmını onlara prim olarak dağıtınız.

7. Her hâl ü kârda, onların sizin gıyabınızda "Bizim patron, bizim müdür çok iyi bir insan, Allah ondan razı olsun" demelerini sağlayacak şekilde hareket ediniz..

8. Çalıştırdıklarınızın ücret ve maaşlarını geciktirmeyiniz. Gerekirse borç alıp onların haklarını vaktinde veriniz.

9. Onların sırtından kazandığınız paralarla israflı, lüks, azgınca bir hayat sürmeyiniz. Onlara iyi bir örnek ve model olunuz.

10. Temiz giyininiz ama işçi ve memurlarınızın karşısına 500 liralık gömlek, 300 liralık kravat, 700 liralık ayakkabı, 5 bin liralık palto ile çıkmak densizliğini yapmayınız.

11. Çalıştırdıklarınızın sevinç ve acılarına ortak olunuz.

12. Umreye giderseniz, umre yapmak imkanına sahip olmayan bir memur veya işçinizi de birlikte götürünüz.

13. Disiplinli olunuz, fakat gaddar olmayınız.

14. Şu hususu hiç hatırınızdan çıkartmayınız: Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) "Bu dünyada on kişiye başkanlık etmiş biri yoktur ki, Mahkeme-i Kübra'ya elleri bağlı olarak getirilmesin. Onun ellerini ancak adaleti çözer" buyurmuştur.

15. Çalıştırdıklarınızın yaşlı annelerinin, eşlerinin, çoluk çocuğunun size müteşekkir kalmalarına, dua etmelerine yol açacak bir ahlaka ve kereme sahip olunuz.

16. Hiç sevmediğiniz şey, işçi çıkartmak olsun. Zaruret olmadıkça bu işi yapmayınız.

17. Çalıştırdıklarınız arasında ırkçılık, ayırımcılık yapmayınız.

18. Ustaların, şeflerin astlarını ezmesine asla izin vermeyiniz.

19. İşyeriniz, daireniz bir ahîlik, fütüvvet okulu olsun. Çalışanlar ahlak ve fazilet öğrensin, kemal bulsun.

20. Sabırlı olunuz.

21. Bile bile hıyanet etmemeleri, işleri sabote etmemeleri dışındaki kusurları affediniz.

22. Şunu da unutmayınız: Çalıştırdıklarınızın duaları ile Cennete, haklı bedduaları ile Cehenneme gidebilirsiniz.

Allah yardımcınız olsun.

11.04.2012

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.