Hasan Aksay

Hasan Aksay

Diyanet, Kılıçdaroğlu ve onur

Diyanet, Kılıçdaroğlu ve onur

İnsan olmak zor... İnsan, ekmel-i ve eşref-i mahlûk... Zorluk; bu fıtratı devam ettirmek, kaybetmemek ve bu nimete liyakatin gerektirdiği dikkat ve gayreti göstermektedir.

Beden, ruhla değer bulur. Ruh, aynı zamanda, insanlık denen hak-hukuk, saygı-sevgi, edep gibi tüm manevî değerlerin ifadesidir... Ahlâksıza, “ruhsuz” denmesi bundan. Manevî değerler, insanın olmazsa olmazıdır. Şeyh Sadi, iyiliğe teşekkürü insanlığın giriş kapısı gibi görür... “İnsanlık, iyiliği bilip teşekkür etmekle başlar” der.

Güzellik-servet, makam-mevki gibi insanın maddî farklılıklarının, insanî yüceliği yanında zikre değer yeri yoktur. İslâm’da hac, bir yönüyle de insanî yüceliği somutlaştırır... Milyonların maddi farklılıklarını siler, insanî değerleriyle kardeşlikte bütünleştirir... En önemli meselemiz, bu fıtrat yüceliğimizi korumaktır.

Manevî değerleri önemsememenin yolu, felakete çıkar. Hukuk tahsili yapan kız, annesini öldürüyor... Altı lisan öğrenen, başarılarıyla destan olan genç, sevgilisinin başını testereyle kesiyor... İnsanı, mide-haz-başarı ve çıkar görme, insanlığı tahrip ediyor.

İsteyerek yazılacak bir yazı değil bu. Çirkin bir saldırıyı ret ve paketi açılmadan aynen, sahib-i aslisinin yüzüne fırlatma mecburiyetidir. “Bonne pour Orient - Şark için iyidir” diyen Fransız’ın, “Şark’ı aşağılayarak üstün ve imtiyazlı hale gelme” edepsizliğini kopyalayarak İslâm’a saldırıda kullanıyorlar. Batı’nın İslâmofobisinden de pay kapmak için Müslümana saldırıyorlar. Sebepsiz saldırıyorlar. 1) Sebep yok. 2) Sebepsiz veya Fadime gibi konu mankeni icat edip saldırınca artı puan alıyorlar. Bu realiteyi, burada noktalayarak Kılıçdaroğlu saldırısına bakalım:

Sayın Başbakan; CHP zamanında, cami ahır yapıldı demiş. Buna itiraz edemeyen Kılıçdaroğlu; “Bonne pour Orient” ezberiyle, Diyanet İşleri Başkanı Muhterem Mehmet Görmez’e saldırıyor... “Onurun varsa susmamalısın, Başbakan’a cevap vermelisin” diyor.

1) Kılıçdaroğlu cevap veremiyor, hakaretle Başkan’dan istiyor? Diyaneti çirkin politikasına, kanunsuzluğa zorlar görüntüyle gündem oluşturup gerçeği ters göstermek mi istiyor? Başkan’dan tehditle, itiraz etmesini istediği, Başbakan’ın sözü, itiraz değil, tasdiki gereken gerçek. Görünen o ki; Kılıçdaroğlu sıkışınca, onur zirvesi ufkunu aşan Başkan Görmez’e öfkeleniyor... Elindeki onursuzluk çamurunu atıyor.

2) TBMM’de bu tür sorular, hatta tahkikatlar için çok büyük imkânlar var. 15 gün içinde hükümet, kayıtlara uygun cevap vermeye mecbur. Şovla sahte gündem yapmaya, politika seviyesini düşürmeye hiç gerek yok. Sorusunu sorar. Kayıtlarda ne varsa önüne gelir... Ama soru, yanlış makama yönetilmemelidir.

3) Kılıçdaroğlu, sorusunu, niçin görev ve imkânına uygun şekilde normal yoldan sormuyor da, ilgisiz bir makama Diyanet’e hakarete dönüştürüyor?

Cami binalarının sahibi, kütüğü, restorasyonu, varlık işlerinin bütünü vakıflara aittir. Diyanet, camide dinî hizmet verir. Belediyelerin kütüphane ve kültür binalarını, genelde dernekler ve halk kullanır; binalar belediyelerindir. Cami binası hakkında, özellikle tarihî derinlikte bir bilgi isteniyorsa bu, orada konuşana sorulmaz. Hakaret üslubuyla soru, edep dışıdır. Bunu her insan bilir. Hele İslâm’ın en yüksek makamına; 15 asırdan beri, en insanî değerler üzerinde inşa edilmiş medeniyetlerin sahip ve vârisi 1 milyar 650 milyon Müslümana hakarete yeltenmek ise evrensel bir sorun ve sorumluluktur.

4) Kılıçdaroğlu, Vakıflar’a bakan Bakan’a, sözlü veya yazılı soru sorsa, listeler hem önüne gelir, hem de TBMM zabıtlarına geçer. Kılıçdaroğlu, acaba bunu bilmiyor mu? Yoksa, gerçeği arama yolunu bilmez görünüp toplumu yanıltmak mı istiyor?

Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle Sayın Başkan’ın, “Kardeşlik iyi anlaşılsa, ayrılık-gayrılık olmaz” diye gecesini gündüzüne kattığı bir zamanda bu saldırı, tam işin tuzu biberi oldu.

Kılıçdaroğlu’nun sorusuna, bir ambar buğdaydan bir avuç mostra gibi üç örnek:

1) Uzaklarda aramaya gerek yok... Kağıthane Kılıçdaroğlu’nun ikamet adresi idi. Orada minaresi çift merdivenli, çok zarif tarihî bir cami var. (Eski Yedek Subay İstihkâm Okulu sahasında.) Bu cami, CHP zamanında askeriyenin at ahırı ve saman deposu olmuştu.

2) Sirkeci Garı yanındaki cami, 20 seneden fazla saz salonu olarak mihrabında dansöz oynatılmış. 1975’ten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü yeniden cami yaptı.

3) Edirne’de metrekaresi 35 kuruştan Agop Efendi’ye satılan cami.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hasan Aksay Arşivi