Necmettin Türünay

Necmettin Türünay

Gül mü, Erdoğan mı?

Gül mü, Erdoğan mı?

Artık şunu içimize sindirelim!..


Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı dönemi için hem Abdullah Gül, hem Tayyip Erdoğan adaylıklarını koymaktan yanalar. Her ikisi de bu görev için yüksek bir iştah duyuyorlar. Doğrudan ifade etmeseler bile, her söz ve davranışları bu niyetlerini açığa vuruyor, bu düşüncelerini tebârüz ettiriyor.

Nitekim Sayın Başbakan’ın “yola devam vurgusu” üç dönemlik genel başkanlık süresini fersah fersah aştığına göre, kongre konuşmasında yaptığı başkanlık, yarı başkanlık veya partili cumhurbaşkanlığı vurgularını bu yolda anlamak gerekmez mi? Demek ki Sayın Başbakan’ın cumhurbaşkanı olmak düşüncesi, kesine yakın bir kararlılığı ifade etmektedir denilebilir.

Aynı kararlılığı Sayın Cumhurbaşkanı’nın çeşitli söz ve davranışlarından çıkarmak da zor olmamaktadır. Daha geçenlerde Köşk’te görev yapan bir danışmanın, gazetecilere yaptığı açıklamalar hatırda olmalıdır. O açıklaması ile Cumhurbaşkanı, AK Parti bünyesinde görev yapan bazı yetkililerin ileri-geri konuşmalarına set çekmek istemiş, dolaylı yoldan bile olsa, kimse bu alana heveslenmeye kalkışmasın demek istemiştir. Bilâhare Başbakan’ın haftalık Köşk ziyareti fırsat bilinerek, konu kendi aralarında konuşulmuş, meselenin basın önünde uluorta tartışılmasının fayda getirmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

Fakat burası Türkiye olduğu için, hiçbir nesne de koyduğun yerde sabit durmaz. Ya gelen geçen onu ittirir kaktırır ya da en emin yerlerde muhafazaya kalkışsan bile; ya uzaktan esen bir rüzgâr ya da hafiften bir yer sarsıntısı onu yerinden edebilir. Onun için büyük liderlerin, Türkiye’nin engebeli şartlarını da dikkate alarak, ileride kendi ayağına dolanacak konuşmalar yapmamaları esastır.

Bu son cümle ile, her iki liderin de hata yaptığını söylemek istiyor değilim. Fakat ağızdan çıkan bir sözün kendi maksadını aşarak, nasıl kategorize edilebildiğini de ister istemez hatırlatmak istiyorum. Nitekim bunun tipik örneklerinden birine şahit oluyoruz bugünlerde.

İsterseniz siz de dikkat edin!..

AK Parti Kongresi öncesinde, “AK Parti Sancısı” başlıklı bir makale kaleme almıştım. Metropol Sosyal Araştırmalar Şirketi daha henüz ortada fol ve yumurta yokken, yani cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki yıl gibi uzun bir zaman dilimi söz konusu iken, yemeyip içmeyip konuyu toplum gündemine taşımak istemişti. Aralarındaki sırf liberal muhalifler değil, AK Parti’ye çok çok yakın bazı bilim adamlarının da bulunduğu bir grup mu belirledi bu araştırmayı yoksa şirkete bu araştırma dışarıdan empoze mi edildi kestiremiyorum. Çünkü o araştırmada öyle enteresan sorular vardı ki, ister istemez insanı bu yönde düşünmeye sevk ediyor.

Araştırmanın ana teması kuşkusuz cumhurbaşkanlığı seçimleri!.. Abdullah Gül’ü mü, yoksa Tayyip Erdoğan’ı mı bu göreve lâyık görürsünüz? Sonuçlarını gazetelerden okuduğunuz için, yazıyı o noktadan sürdürmek taraftarı değilim. Aynı araştırmada (4+4+4)’e karşı muhalefet üretmek ve dershanelerin lüzumuna dair temayül geliştirmek isteyenlerin işgüzarlığı da eksik değildi. Fakat turpun büyüğü heybede dendiği gibi, o araştırmada bir de yeni bir parti ihtiyacı öne çıkarılmak istenmiyor muydu?

Öyleyse dikkak edin şimdi!.. Orta yerde yüzde 52’lik desteğe sahip bir iktidar mevcutken, yeni bir parti arayışına girmek ve buna toplumsal altyapı hazırlamak ihtiyacını hangi merkez duymuş olabilir? İlgili şirket sağa yakın veya sağcı bir kuruluş olduğuna göre!.. Böyle bir ihtiyacı nereden duymuş olabilir?

Fakat biz ne o şirketin ne de orada görev yapan bilim adamlarının böyle bir arayış peşinde olabileceğini düşünmüyoruz. Çünkü mesele sanılandan daha derin ve ötede!.. Bu bakımdan hem Türkiye’de cumhurbaşkanlığı krizi yaratmak hem de mevcut dış kuşatma karşısında iktidar iradesini sekteye uğratmak maksatlı yeni bir parti arayışını hayra yormamak gerekir. Dolayısıyla Türkiye’nin önemli berzahları aşmak için, can havliyle gayretler sergilediği bir aşamada, bu tür soru ve arayışları küresel merkezlerden bağımsız düşünmek büsbütün zorlaşmaktadır.

Tabii bir de ilgili araştırma sonuçlarının, AK Parti Kongresi’nin hemen arefesinde kamuoyuna ve basına boca edildiğini düşünürseniz!..

İşte şimdi kamuoyu bir yandan Başbakan’ın, öbür yandan Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarını, ilgili araştırmanın sonuçlarına göre algılamak mecburiyetinde kalıyor. Yani açık açık herhangi bir adaylıktan söz edilmese bile, basın ve toplum ilgili açıklamaları, bu yönde değerlendirmekten geri kalmıyor. Dolayısıyla yaşadığımız durum, mevcut siyasal figürlerin yaptığı konuşmaların, iradeleri dışında nasıl kategorize edilebildiğinin en açık göstergesidir.

Bir de burda unutulmaması gereken husus şudur:

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, daha henüz iki yıl gibi uzun bir zaman söz konusu!.. Önümüzde bir de Anayasa değişikliği, Kürt ve Suriye sorunu gibi meseleler bulunmaktadır. Hele bir de önümüzdeki yıl yapılacak mahalli seçimler!.. Dolayısıyla şartlar tahakkuk etmeden erken kararlara varmak, ne dereceye kadar doğru olabilir?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Necmettin Türünay Arşivi