Ersoy Dede

Ersoy Dede

Fırsat ve sihirli dokunuşlar

Fırsat ve sihirli dokunuşlar

 

Mehmet Ali Birand çok iyi gazeteciydi.. Birkaç gündür bu klişe etrafında dönüp duruyoruz.. Peki Birand’ın kuşağında olup Birand kadar iyi gazeteci potansiyeli olan kimse olmadı mı da Birand çıktı?..  Çok kısa bir baktığımızda hayat hikâyesine, çoğu memleket evladına nasip olmayacak altın dokunuşlar görüyoruz.
 
VEHBİ KOÇ VE ABDİ İPEKÇİ
 
İlki büyükelçi dayısının Birand’a, öz evladı gibi sahip çıkıp okutması.. Mekteb-i Sultani macerasında, Büyükelçi Mahmut Dikerdem’in  (en azından maddi) payının büyük olduğunu biliyoruz. Sonra? Bir şekilde bir bağ kuruluyor ve Vehbi Koç, genç Mehmet Ali Birand ile ilgilenmeye başlıyor.. Onu dil eğitimi için İngiltere’ye gönderiyor.. Sonra bir bağ daha.. Abdi İpekçi diyor ki; “İngiltere’den mektupla, sana ilginç gelen konuları, haber olarak yaz gönder..” Hoppala..  Bir kez daha.. Bu Birand’ın yeteneksiz olduğu anlamına gelmiyor.. Ama herhalde aynı şartlarda bir başka gence bu destek verilseydi de, ortaya en az bir Birand çıkardı.. Sonra, bir sihirli dokunuş daha.. O da patronunun (Karacan) kızı Cemre Hanım’la evliliği..  Ve daha da önemlisi, Birand’ın görev yaptığı bölgeler fokur fokur kaynıyor.. Haber kaynıyor adeta.. Puzzle’ın bütün parçaları birleşmiş.. Birand doğru zamanda doğru yerde (NATO ve AET’nin kalbinde) muhabirlik yapıyor, Türkiye’nin en önemli sanayicisi destekliyor, haber gönderdiği gazetenin sahibinin kızıyla da evli.. O bu aşamaya gelmeyecekti de kim gelecekti ya..  
 
REKABETSİZ GÜNLER
 
Peki ya TRT günleri?..  TRT’deki usulsüz harcamalar nedeniyle hakkında açılan davadan ceza aldı biliyorsunuz.. (Sonra zamanaşımına girdi o suç.) Ben size TRT macerasının akçeli kısımlarından söz etmeyeceğim.. O iş gerçek bir fecaat.. Fakat yargı karşısında onun hesabını verdi.. Benim hatırlatacağım husus başka.. Örneğin bugün TRT’nin herhangi bir programcısı, 32. Gün kadar büyük bütçeli bir program yapsın bakalım.. Sadece ayda bir defa yarım saat ekrana gelecek bir iş için bugün böyle bir serveti akıtsın bakalım devlet bütçesinden.. Dahası, medya ortamı rekabetsiz. TRT’nin ekrana çıkardığı adamların her biri birer usta, üstat(!).. Cenk Koray için sunucu demişler mesela bize ya da Ertürk Yöndem için TV gazetecisi demişler, tartışmasız kabul etmişiz..  Birand da öyle.. 32. Gün diye bir program vermişler.. Oturmuş izlemişiz. Şans bu tabii.. Başarıyı yok saymıyorum, ama şans ve fırsat faktörünü de değerlendirmemiz gerekiyor.. Örneğin Birand o programa, bugün, bugünkü rekabet koşulları içinde başlasaydı.. Mehmet Ali Önel ile, Yiğit Bulut’la, Fatih Altaylı ile ne kadar rekabet edebilirdi sizce? Rasim Ozan Kütahyalı’nın karşısında 32. Gün diye (o günkü dış politika ağırlıklı formattan söz ediyorum) bir program koyduğunuzu düşünün.. Var mı yaşama şansı?.. Emirle seyrettirildi bize o yapımlar.. Ve mecburen onu yapanlar önemli adamlar oldular.. 
 
VE ÇOK PARA KAZANDILAR!
 
28 Şubat döneminde yaşanan andıçlama ve benzeri süreci, bütün bu tahlillerin dışında tutuyorum. Ancak 28 Şubat’ın yarattığı ve yaşattığı bir mağduriyet de görmediğimi söylemek zorundayım..   Yani Türkiye’ye dönerken Milliyet yerine Sabah Gazetesi’ni tercih etti Birand.. Sabah da, o netameli dönemde Birand’ı işten attı.. Keşke herkesi öyle atsalar işten.. Türkiye’nin en çok satan gazetesinde, kesintisiz biçimde yazı yazmaya devam etti. Türkiye’nin ilk haber kanalının kurucu genel yayın yönetmenliği o dönemde verildi kendisine.. En son, yılbaşı tatilinde ekranlardan; “Müsaadenizle, yaz mevsiminin yaşandığı bir memlekete, dalış yapmaya gideceğim” diyerek, kırmızı saatiyle el salladığında, Türkiye’nin çok sayıda medya grubunda çalışan gazeteciler, maaşlarını bile almamıştı.. Dolayısıyla, Allah gani gani rahmet eylesin.. Ancak eğri oturduğumuzda bari, doğru birkaç kelâm edelim.. Kalın sağlıcakla..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ersoy Dede Arşivi