29 Mayıs 2017 Pazartesi4 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:34Güneş 05:29Öğle 13:09İkindi 17:05Akşam 20:35Yatsı 22:21
    • 17°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 11°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 8°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 97.533 -0.18
  • Altın: 145,647 -0.09
  • Dolar: 3,5801 0.37
  • Euro: 4,0019 0.03

Cihad, terör değildir...

Faruk Köse

Bir insanın en tabiî hakkının, “hakkı olana sahip çıkma”sı olduğu muhakkak. “Hakkı isteme hakkı” vazgeçilmez hakların başında yer aldığından, toplumların “hak mücadelesi”nin meşruiyeti tartışılamaz. Sözkonusu toplum bir de “İslam toplumu”; yani “Ümmet-i Muhammed” olunca, “hakkı isteme hakkı” daha bir anlam kazanır ve beraberinde, “verilmeyen hakkı alma hakkı”nı da meşru kılar.
Hak, asla terkedilmez; hiçbir zaman hiçbir haktan vazgeçilmez. “Ümmet-i Muhammed” için bu ilke daha bir önem arzeder ve “hakkı terketmek hak değildir” ilkesinde bulur anlamını. Ümmet-i Muhammed, “toplumsal bütünlük” olarak hakkı terketme hakkına sahip olmadığına göre; hiçbir zaman, hiçbir zeminde, hiçbir şartta, hiç kimsenin, hiçbir sebeple “Ümmet adına” hareket ederek “Ümmet’in hakları”ndan vazgeçmesi düşünülemez. Ama bir şekilde Ümmet-i Muhammed’in hakları gasbedilmişse, bu “oldu bitti” kabul edilemez, meşru sayılamaz ve hak, istenir.
Hakkı istemek, Ümmet-i Muhammed için öncelikle hak olduğuna göre, bu “hakkı isteme hakkı”ndan vazgeçilmesi ya da geri alınmasının geciktirilmesi meşru olmaz. Gasbedilen hak, gâsıplardan hemen ve tümüyle istenmelidir. Ancak eğer hakkı gasbedenler, gasbettikleri hakkı sahiplerine iade etmezlerse, bu durumda “hakkı alma hakkı” doğar ve “hak terkedilmez”, alınır.
Hakkın nasıl alınacağı “gâsıpların tutumu”na bağlıdır. Gasbettikleri hakkı sahiplerine iade ederlerse, ne âlâ! Yok, “hak gasbı”ndaki “haydut tutumu”nda inat edip, “hakkı sahibine iade etme”de “haydutça” davranırlarsa, işte o zaman “hak mücadelesi” hak olur.
“Hak mücadelesi”nin nasıl bir şey olduğuna geçmeden önce, “fert olarak müslümanın ve toplum olarak Ümmet’in hakkı nedir?”e bakmamız icabediyor.
“Yeryüzünün varisi” Ümmet-i Muhammed’dir. O halde “müslümanın hakkı hayatı İslam’a göre yaşamak, Ümmet’in hakkı da “yeryüzü mirası”na sahip olmaktır” dersek, yanılmayız. Bu durumda hak “iktidar”dır; “İslam’ın yeryüzünde hakim olması”dır.
“Yeryüzünün iktidarı”nın gerçek sahibi ise “İslam toplumu”dur; yani Ümmet-i Muhammed’dir. Çünkü “iktidarın kaynağı” ne insan aklı veya heva ve hevesidir, ne de “Şeytan’ın telkinleri...” Esasen iktidarın kaynağı “vahiy”dir; Allah Teala’nın iradesidir. Eğer “idare”nin dayandığı “irade” Allah’ın hükümleriyse bu idare “meşru” olur; aksi taktirde gayrimeşrudur ve yaşama hakkı olmaz.
O halde bugün için Ümmet-i Muhammed’in en birinci hakkı, “idarenin dayandığı irade”nin “Allah’ın hükümleri” olmasını temin etmek ve “ilahi irade”ye dayalı “idare”yi kullanma yetkisini haiz olmaktır. Ümmet’in, bundan vazgeçme hakkı yoktur.
Fert, aile, toplum ve devlet hayatında; itikadi, ibadi, ameli, içtimai, kültürel, iktisadi, siyasi, mali, hukuki, adli, askeri vb. bütün hususlarda “idare”nin dayandığı “irade”nin “vahiy” olması esastır. Gasbedilmiş olan bu hakkı “gâsıp güçler”e terketmek olmaz; hakkı elde etmek için amansız ve tavizsiz bir “hak mücadelesi” verilmesi “iman”ın ve “İslam”ın gereğidir. İşte bu “hak mücadelesi”ne “cihad” denir.
Cihad, Allah’ın emrettiği “ibadet” olup, terkedildiğinde Ümmet’in zillete düştüğü, takip edildiğinde izzetle onurunu ve varlığını koruduğu “Şehadet Kapısı”dır. Cihadını “hakkı isteme hakkı”na dayandıran mücahid, “bir ibadeti eda ettiğinin şuurunda”dır.
Nasıl ki namaz bir ibadettir; cihad da aynen onun gibi bir ibadettir. Nasıl ki namaz ferdi olarak da, toplu olarak da ikame edilebiliyor; cihadın da ferdi olanı, toplu olanı vardır. Nasıl ki namazın efdali vaktinde ve toplu olarak (cemaatle) ikame edileni; cihadın da efdali, zamanı geldiğinde geciktirmeden ve toplu halde, topyekün yapılanıdır.
Ve nasıl ki namaz “terör” değil, namaz kılan da “terörist” değilse; aynen onun gibi “cihad terör değildir”, mücahid ise “terörist” değildir. Namaz kılan cemaate “terör örgütü” demek nasıl yanlışsa, cihad eden topluluğa da “terör örgütü” denemez. Çünkü “cihad, terör değildir!” Zira ibadet olarak cihad, “hakkı isteme hakkı”nın yoludur.
O halde, bu ibadeti eda edenlerin, “erkânına göre” eda ederek, “cihad”ın “terörvari” bir nitelikte görülmesini önlemeleri elzemdir.
“Hakkı isteme hakkı”nı kullanmak, “idare”nin dayandığı “irade”yi “vahiy”e bağlamak suretiyle Kur’an ve Sünnet’e göre biçimlendirmek ve hakkını almak için erkânına uygun olarak cihad etmek, müslümanın Allah’a borcudur.
Not: Bu yazı yarınki yazının “altyapı”sıdır; niçin yazıldığı yarınki yazı okunduktan sonra anlaşılacaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.