Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Tarihin ibret tablosu

Tarihin ibret tablosu

Sultan I. Ahmed’den sonra padişahlığa getirilen Sultan I. Mustafa hem aşırı sinirli, hem de padişahlığa isteksizdi. 90 gün sonra tahttan indirildi ve Sultan I. Ahmed’in büyük oğlu Osman (Genç Osman lâkabıyla meşhur Sultan II. Osman) atalarının tahtına oturdu. Henüz 14 yaşını sürüyordu. Çok genç ve çok tecrübesizdi. Tecrübesiz olduğu için de acele ediyor, öteden beri fark ettiği sorunları bir çırpıda çözüp devleti Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki göz kamaştırıcı haline tekrar yükseltmek istiyordu. Ama önce kendini ispatlaması lâzımdı. “Bıyığını balta kesmez” Yeniçeri Ağalarına (generallerine) kendini ispatlama derdine düştü ve Lehistan Seferi’ne çıktı. Fakat hem rahata alışıp tembelliğe meyleden ordunun isteksizliği, hem de kendi tecrübesizliği sonucunda, istenen başarıyı kazanamadı.

İstanbul’a döner dönmez de askerin durumunu ele aldı. Öncelikle maaş defterlerini incelemeye başladı. Daha ilk bakışta haksız kazancı fark etmekte gecikmedi: Bazı üst rütbeli subaylar hayatta olmayan yeniçerilerin maaşını o hayatta imiş gibi alıp paylaşıyorlardı. Fazladan ödenen paraları derhal kesti. Usulsüzlük yapan subayları cezalandırdı: Kimini taş ocağına gönderdi, kimini kürekçiliğe…   Bu olay, uygunsuz yoldan gelen paraya alışmış olan subayları Padişah’a karşı öfkelendirdi. Tabii “Haram para yiyemez olduk” diyemiyor, onun yerine “Başarılı subaylar yok ediliyor”, “Şeriat elden gidiyor!” diyorlardı. Bu söylem, bugün “Balyoz”dan ceza alan subayların ve yakınlarının söyleminden farksızdı.

Ayrıca “Şeriat elden gidiyor!” çığlıklarının da bugünkü “Laiklik elden gidiyor” çığlıklarından pek farkı yoktu. Bu arada padişah yeni bir ordu kurma tasavvurunu ilk kez yakınlarına açtı. Hocası Ömer Efendi ile Darüssaade Ağası Süleyman Ağa doğrui düşündüğünü söylediler. Ancak bunun için Padişah’ın Anadolu’ya gidip asker toplaması lazımdı. Bunun da sağlam bir kılıfa ihtiyacı vardı. Kılıf bulundu: Hacca gideceğini açıkladı. Padişah’la birlikte, koruma amaçlı olarak 500 yeniçeri ve sipahi, ayrıca Sadrazam, Defterdar, Nişancı, Rikab ümerası, Gedikliler, 40 müteferrika ve 40 divan kâtibi da hac kafilesinde yer alacaktı. Şeyhülislâm Esad Efendi bu projeye şiddetle karşı çıktı. Hac devlete farz değildi. Padişahlar devletin ordularını ve parasını kullanarak hacca gidemezlerdi. Parası varsa kendisi gitmeliydi.

Ancak Genç Osman’ın bir orduyu hacca götürüp getirecek kadar parası yoktu. “O zaman yerinde oturup adaletle hükmetsun ki, fitne çıkmasun” dedi Şeyhülislâm, “bu yüzden padişahlara hac lâzım değildur!” Şeyhülislâm Esad Efendi aynı zamanda Padişah’ın kayınpederiydi, ancak hukuki meseleleri akrabalık ilişkilerine dayandıramazdı. Sultan Genç Osman ise iyice kararlıydı: “Beni kararımdan kimse vaz geçiremez” diyordu. Bu çıkışı yeniçerileri delirtti. Anadolu ve Mısır’dan asker toplayıp geleceğine ve Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldıracağına iyice inandılar. Yine isyan ettiler: “Ayruk senun padişahluğun bize lazım değildur, biz Sultan Mustafa’yı isteruz!” diyerek, daha önce tahttan indirilen amcası Sultan I. Mustafa’nın saraydaki dairesine yöneldiler. “Evvelen padişahumuz Sultan Mustafa idi, yine odur” diyerek tahta oturttular. Âlimlere de silâh zoruyla “biat” ettirdiler. Artık iş işten geçmişti. Genç Osman’ı son çare olarak sığındığı, Ağa Kapısı’ndan sille-tokat alıp uyuz bir eşeğe bindirdiler. Yeniçeri Ocağı’nın en üst düzey generallerinin toplantı yaptığı Orta Cami’ye götürdüler. Sonra da öldürdüler.

Sultan Genç Osman olayı, hem politikaya bulaşan ordunun ne hale geldiğini görmek, hem de tarihin zaman zaman nasıl “tekerrür” ettiğini anlamak açısından, tam bir ibret tablosudur. Dikkat edilirse, Genç Osman’a yapılanlarla Yassıada’da Adnan Menderes’e yapılanlar arasında müthiş bir benzerlik olduğu görülecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi