27 Mart 2017 Pazartesi27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:49Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:31Yatsı 20:52
    • 14°C Adana
    • 9°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • -2°C Ağrı
    • 12°C Amasya
    • 9°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 13°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,263 -0.10
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Dilin gelişmesini engellemek böyle olsa gerek

Faruk Köse

Türkçe niçin gelişmiyor? Sualin cevabını uzmanına bırakmak gerektiğini belirtmekle birlikte, güncel bir yasa vesilesiyle birkaç kelam etmek istiyorum. 6462 Sayılı Yasa ile 3 kelimenin kullanımını yasaklandı: “Çürük”, “sakat” ve “özürlü.” Özürlü yerine artık “engelli” denecek.
 “Özürlü” demek, “mazur” demek. “Özrü olan, mazereti bulunan” anlamına... Kavramdan niçin rahatsız olundu da “özürlü vatandaşlar” için artık “engelli” tabirinin kullanımı yasa ile zorunlu hale getirildi?
Bunun sebebi, “özürlü” kavramının, menfi anlamda, mesela “kusurlu, hatalı” anlamına da kullanılıyor olması. Oysa anlamı müsbet bir kavramı menfi bir anlamda kullananların olması, o kavramı sözlükten çıkarıp atmayı gerektirmemeli.
Kelimelerin niçin farklı kullanımları olabilir? Göktürk Alfabesi 38 “harf-ses”ten oluşuyordu. Yani Türkçe kelimeler için 38 ayrı “ses” vardı. Oysa bugün kulandığımız alfabede farklı anlama gelecek kavramlar aynı seslerle ifade ediliyor. Bu da doğru anlamlı kavramı hatalı bir kullanıma dönüştürebiliyor. Mesela, “h-a-l-a” sesleriyle oluşan üç ayrı kelime var. Türk Dil Kurumu harflerin üzerindeki şapkayı kaldırdığından, üçü de “hala” şeklinde yazılıyor. Oysa “hala”, “halâ” ve “hâlâ” kelimelerin anlamları farklı. Üçü de aynı şekilde yazılırsa, elbette aynı kavram için hem müsbet, hem de menfi kullanım şekilleri ortaya çıkar. Bir süre sonra da, menfiiyattan dolayı kavramı sözlükten silip atarsın.
Birileri, bu zamana kadar “müslüman” kelimesini “yobaz” anlamında kullandı ve bu, resmi kabul de gördü diye, kendimize müslüman demeyi terk etmemiz mi lazım? Ya da “Şeriat”ı “çöl kanunu” diye tanımladılar diye, İslam şeriatından vazgeçmek mi gerekir?
Aynen onun gibi, dilde yer etmiş anlamı makul bir kavramı, bazı çevreler menfi anlamda kullanıyorlar diye, kavramı dilden çıkarıp atmak mı, yoksa menfi kullanımı önlemek için “toplumsal hafıza”yı doğru kullanımla donatmak mı gerekiyor?
Halkımız, duyma engeli olana “sağır”, görme engeli olana “kör”, konuşma engeli olana “dilsiz” ya da “lâl”, yürüme engeli olana “topal” demiş. Şimdi bu kavramların hakaretle ne alâkası var? Bunların mecazi kullanımlarında bile gerçeklik yok mu? Mesela hakikati görmek istemeyenler için de “kör” denmez mi? Bu hakaret değil ki? Tam da durumu izah eden esaslı bir terim. İnsanların fiziki niteliklerinin “sarışın”, “esmer” gibi terimlerle ifade edilmesi neyse, “topal”, “kör”, “sağır” gibi kavramlarla ifade edilmesi de öyle bir şey değil mi?
O halde, bir insanın, herhangi bir uzvunu diğer insanlar kadar kullanamamasını ifade eden bir kavramı niçin yasaklıyorsunuz? Bilâkis dildeki zenginliği öylece yerinde bırakarak, o kavramla işaret edilen kişiye, gereken yolları açmak, kolaylıkları sağlamak, kavramı hakaret olarak, menfi anlamda kullananlara karşı yaptırım uygulamak daha doğru olmaz mı? Bu terimleri yasaklamak, dilin gelişimini engellemek anlamına gelmiyor mu?
Belki “özürlü” yerine “mazur” diyelim denebilir. Ancak kavramı yasaklamak olacak şey değil!
Şimdi, “illâ da bir şey demek zorunda mıyız?” diye sorabilirsiniz. Elbette hitap için değil ama, evet, durumu ifade için, tanımlama için, ona karşı nasıl davranılacağını, hangi sosyal, ekonomik, hukuki-adli hakların verileceğini, nasıl bir çevre oluşturulacağını belirlemek için elbette tanımlamak lazım.
Önemli olan, insanın niteliklerinin hangi terimle tanımlanacağını belirlemekten ziyade, durumuna göre takınılacak tavrın, verilecek hakkın, tutumun içeriği ve niteliğidir. Özründen dolayı onları insan yerine koymayan bir hukuki, idari, sosyal, kültürel, iktisadi ve çevresel şartlar varsa, bunun ıslah edilmesi lazım. Devletin yapması gereken, duruma göre “toplumsal şirinlik” yapayım derken dili törpülemek, köreltmek, “sözlüğü makaslamak” değil, “mazur insanlar”ın yaşam standartlarını güzelleştirecek bir düzeni tesis etmek olmalı değil mi? Sosyal ve iktisadi hayatı mazur vatandaşlara uygun hale getirmek lazım gelmez mi? Fiziki özrü olmayanların “özürlü”lerin hayatını engellemesini önleyecek tedbirler almak gerekmez mi?
Önemli olan tutum ve davranıştır; zira en kibar kelimelerle de aşağılayıcı olmak mümkündür.
Toplum içinde bireyleri imha etmek nasıl ki insan katliamı ise, sözlükten kavramları imha ve iptal etmek de “dil katliamı” anlamına gelmez mi? Her yanlış kullanımda bir kelimeyi sözlükten silersek, geriye ne kalır? Ne kalacağını görmek için, İstanbul’un lüks semtlerindeki dükkân tabelalarına bakmak, ya da yeni yetme gençliğin, aralarındaki muhabbette kullandığı dili dinlemek bile yeterli sanırım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.