Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Vakit bulup yazamadıklarım

Vakit bulup yazamadıklarım

Mayıs programım o kadar dolu, öyle çok seyahat etmek zorunda kalıyorum ki, sıcak gelişmelere günü gününe yetişmem mümkün olmuyor…

01 Mayıs Kayseri, 02 Mayıs Sivas, 03 Mayıs İstanbul/ Metris Cezaevi, 05 Mayıs Malatya, 06 Mayıs Adana/ Çukurova Üniversitesi, 07 Mayıs Antalya/ Asken, 09 Mayıs Konya/ Selçuk Üniversitesi, 10 Mayıs Aydın, 11 Mayıs Burdur, 12 Mayıs Samsun/ Çarşamba, 13 Mayıs İstanbul/ Bahçelievler, 14 Mayıs Çanakkale/ Biga ve Lapseki, 15 Mayıs Ankara/ Keçiören, 17 Mayıs Kahramanmaraş, 18 Mayıs Kocaeli, 19 Mayıs Diyarbakır…
Bazı günler iki, bazı günler üç program birden…
Ve böyle devam edip gidecek Mayıs boyu…
“Nasıl dayanıyorsun?” diye soranlara, Necip Fazıl’ın vaktiyle bana verdiği cevabı veriyorum:
“Benim bir derdim var!”
Derdi olana Allah derman verir.
¥
Gezilerimde çeşitli gruplarla ve kişilerle görüşme fırsatı buldum. Görebildiğim kadarıyla barış süreci iyi gidiyor şükür. İstismarlara kapılmıyoruz. Bir avuç ideoloji simsarı dışında, “barış ama…” diyerek barış sürecini şarta-şurta boğmaya çalışan yok. Bağırdıkça çürüyen ve dökülen partilerin tavırlarını ise bu “umumi arzu” karşısında “devede kulak” sayıyorum.
Geçen Pazar günü Diyarbakır Kitap Fuarı’ndaydım. Çeşitli temaslarda bulunma imkânı buldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, gözlerde umut ışığı yeniden parlıyor. Bu arada “akil adamlar”ın çalışmaları işe yaramış gözüküyor. Oysa ben, “akil adamlar”ın, kültürümüzün bir parçası olmakla birlikte, Türkiye’nin ihtiyacı olmadığını, Türkiye’nin bu aşamada akıllılardan ziyade delilere muhtaç bulunduğunu söylemiştim…
Bizim akil insanlar çok şükür “deli” çıktı! Balıklama olaya daldılar. Yapamayacaklarını sandığım şeyi yaptılar. Yani “Akıllı düşünene kadar deli köprüyü geçer” mantığıyla hareket ettiler. Ev ziyaretleri, özel görüşmeler, toplantılar, medya bilgilendirmeleriyle misyonlarına dört elle sarıldıklarını gösterdiler.
Kısacası beni yanılttılar. Tebrik ediyor, şapka (gerçi takmam ama) çıkartıyorum.
¥
“Ama PKK silah bırakmadan gidiyor” spekülasyonuna gelmemek lâzım. Silah tüm dünyada en kolay temin edilebilen savaş malzemesidir. Bu bakımdan bırakıp bırakmamaları çok önemli değil. Önemli olan kafalardaki silahın bırakılması ve barışa inanılmasıdır. PKK tekrar Türkiye’ye girmeye kalksa bile, karşısında aynı kararlılıkla mücadele eden güvenlik güçlerimizi bulacaktır…
Yani en kötü senaryo bile bizi ancak barış öncesine döndürebilir. Bunu öngörmüyorum, zira şehir şartlarında bir süre yaşayan kitleyi yeniden dağ şartlarına döndürmeye razı etmek hiç kolay değil.
Müsterih olun ve barış sürecine katkı verin. Bu yalnızca devletin veya “akil adamlar”ın görevi değil, iç barışa susamış her ferdin birinci görevidir.
Hiçbir isyan ve savaş kıyamete kadar sürmez. Terör ise savaşların en acımasızı ve anlamsızıdır. Sadece kan dökülmez, ölüm yaşanmaz, aynı zamanda toplumları içten içe kirletir. Yıllarca silinmeyecek acı izler bırakır.
Bizde de bıraktı kuşkusuz. Önce barışı kalıcı kılmalı, ardından tortulardan arınmalıyız. Bu süre içinde elbette sabotajcılar boş durmayacak, her taraftan barışı sabote etmeye çalışacaklar.
Bu arada toplumun hassas dengelerini de kaşıyacaklar…
Diri durmalı ve tahriklere asla kapılmamalıyız. Kandan beslenenlere verilebilecek en kalıcı, en etkili cevap budur.
Türklerle Kürtlerin en büyük avantajı ise “iman kardeşliği”dir. Bugünlerde en ziyade vurgulamamız gereken de budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi