Ersoy Dede

Ersoy Dede

Kürt’üm Ben de Doğruyum

Kürt’üm Ben de Doğruyum

Erbakan Hoca’nın ünlü Bingöl Konuşması’nı hatırlattı bu söz.. “siz her sabah ‘Türk’üm, doğruyum, çalışkanım’ derseniz, bir tarafta da insanlara, ‘ben de Kürt’üm, daha doğruyum, daha çalışkanım’ deme hakkı verirsiniz” diyordu rahmetli.. Burada ise “daha”lık bir durum yok.. Şartlar eşit.. “Kürt’üm ben de doğruyum”.. Yani ben de “tam sizin gibiyim”.. Siz doğruysanız doğru, eğriyseniz eğriyim.. Çünkü Kürt’üyle Türk’üyle biz aynıyız.. Sadece Türk, Kürt değil.. Arap, Lâz, Çerkes, Zaza, Boşnak, Ermeni.. Bu ülkede herkes doğru, herkes çalışkandır..  

BEN DE DOĞRUYUM

Mustafa Şen, İhsan Aktaş ve Evren Çelik Wiltse imzalı çalışmanın ismi başlıkta verdiğim.. Türkiye’nin enerjisini alıp götüren, kardeşi kardeşe düşüren Kürt Sorunu hakkında bugüne kadar yapılanları konu alıyor.. İçinde Atatürk’e sunulmuş olan “Şark Raporu”ndan, “buraya Sabancı üç fabrika açsa sorun bir günde çözülür” sözünün muhatabı Sakıp Sabancı’nın raporuna kadar yüzlerce saha çalışması var.. Cevabı aranan ise şu; “Sorun nedir, nasıl çözülür?”.. Kitabı okuyunca kendi kendime dedim ki; madem hepimiz her şeyi bu kadar biliyoruz da bu meseleyi daha evvel neden halletmedik?..

SAKIP AĞA DİYOR Kİ

Mesela Sakıp Sabancı’nın 1996’da kaleme aldığı (aldırdığı yahut) raporda çok ciddi bir saptama var.. Bölgenin iki önemli ekonomik faaliyeti var.. Hayvancılık ve sınır ticareti.. Biri PKK yüzünden diğeri de Irak Savaşı yüzünden zarara uğramış ve yerlerine herhangi bir şey ikame edilmemiş.. Sabancı diyor bunu.. Peki sağlığında herhangi bir yatırım planı yapmış mı bölgeye?..

TÜRKLER KÜRTLEŞİYOR

Ziya Gökalp’in “Kürt Aşiretleri Hakında Sosyolojik Tetkikler” başlıklı raporundaki önemli ayrıntıyı ise öyle anlaşılıyor ki 80 yıldır fark etmemişiz.. Diyor ki “Türk millîyetçiliğinin babası” Ziya Gökalp; “…. Kırsal kesimden kentlere göç eden Kürtler zamanla asimile olup Türkleşmişlerdir. Tam tersine kırsal kesime yerleşen Türkler ise burada daha kuvvetli olan Kürt gelenek-görenek ve kültürünü benimseyip Kürt kimliğine asimile olmuşlardır….”

SİİRT SUSUZ VE PİS

1935 tarihli İnönü Raporu ise tek tek kentlerin durumunu devletin nasıl gördüğünün belgesi niteliğinde.. Mesela İnönü Siirt için diyor ki; “…Türklüğe hevesli bir Arap şehridir. İtaatkâr bir halkı vardır. Havası gayet iyi olan Siirt, susuz, pis bir trahom merkezidir….” Gibi detaylı tespitlere yer veren İnönü, raporun sonunda çözüm önerilerini sıralar. Bu öneriler içinde sorunu çözecek bir şey olmadığını (-ki zaten uygulamalarından da gördük) daha ziyade sorunu kaşıyacak maddeler olduğunu açıkça görüyoruz. Mesela; “..Genel müfettişlik müessesesinin kurulması, bazı kazalarda değişiklik yapılmalı, bu illere özgü adliye teşkilatı kurulması vs…”   

ONLARA KÜRT DEMEMELİYİZ

Celal Bayar’ın raporu ise 1936 tarihinde yazılmış.. Tarihin önemi şu; 1925’teki Şeyh Sait İsyanı ve 1930’daki Ağrı İsyanı sonrası ve Dersim’e yapılan kanlı müdahalenin hemen öncesinden söz ediyoruz. Celal Bayar, raporunda, “Kürt Kimliği” ile ilgili teklifi ise anlaşılan o ki, yıllarca devletin politikasında tepe tepe kullanılmış. “….Bölgede yaşayanlara yabancı bir unsur oldukları resmi ağızdan ifade edildiği taktirde bizim için elde edilecek netice bir tepkiden ibarettir. Bölgede yaşayanlara Kürt dememek gerekir….” Kürt ve Yabancı kelimelerinin aynı cümle içinde geçiyor olması bile, devlet politikasının nasıl şekillendiğinin en açık göstergesi.. En çarpıcı olanı ise 1990 yılında Erdal İnönü, Deniz Baykal ve arkadaşları tarafından kaleme alınan rapor.. Bugünün CHP, içinden geçmekte olduğumuz sürece dair neye itiraz ediyorsa, hepsini o dönem rapor haline getirip teklif etmişler… Anadil mi, kimlik mi, yasaklar mı, koruculuk ve OHAL’in kaldırılması mı…. Aklınıza ne geliyorsa… Neyse bugünün Kürt politikasını doğru analiz etmek için bu özet mahiyetindeki çalışmaya hızla göz atmakta yarar var.. Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ersoy Dede Arşivi