Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Kışlalar karıştı

Kışlalar karıştı

İlginç bir durum: 1911 yılında yapılan satış mukavelesi bir süre sonra feshedilmeseydi, bugün bazı gençler Taksim Gezi Parkı’nda oturamayacaktı…

Çünkü Taksim Meydanı, bugünlerde çok adı geçen Topçu Kışlası’yla birlikte, İngiliz, Fransız, Avusturya ve Türk şirketlerinden oluşan bir konsorsiyuma satılmıştı. Ancak meydan ve kışla her ne sebeptense 1917’de Osmanlı hükümetine iade edildi.
Sosyal medyada (bu tabiri hiç sevmiyorum) müthiş bir bilgi kirliliği var. Bir yalan bir günde bir milyon takla atıyor!
Bugünlerde Topçu Kışlası çok gözde: Herkes ahkâm kesiyor. Kimi Ayasofya’nın önünde Sultan Abdülaziz’in ziyaretini beklerken gösteren eski bir fotoğrafı “Topçu Kışlasının önünde gerici ayaklanması” diye veriyor, kimi 31 Mart Olayı’nın Topçu Kışlası’nda plânlandığını ve oradan yönetildiğini iddia ediyor.
Tabii buna inananlar hemen Sayın Başbakan’ın kışlayı yeniden yapma amacıyla 31 Mart’ı buluşturup “Gerici Başbakan gerici ayaklanmasına sahip çıkıyor” mesajı veriyor: “31 Mart Ayaklanması Topçu Kışlası’da başladı, bu yüzden kışla Rumeli’den gelen Hareket Ordusu tarafından yıkıldı” diyorlar.
Hiç ilgisi yok… Çünkü Topçu Kışlası 31 Mart ayaklanmasında böyle belirleyici bir rol oynamadı, çünkü ayaklanma Taksim’de değil Sultanahmet Meydanı ile Ayasofya çevresinde başladı…
Yakalanan Avcı Taburları’nın subayları ise, Topçu Kışlası’na değil, Taksim’deki “Taşkışla”ya hapsedildiler…
Taşkışla, şimdi de ayaktadır, kullanılmaktadır ve İTÜ’ye aittir. Yani “Topçu Kışlası” başka, “Taşkışla” başkadır. “Sosyal medyatör”lerimiz, her şeyi karıştırdıkları gibi, kışlaları da karıştırıyorlar.
Şimdi Topçu Kışlası’nın kimliğine bakalım: Sultan III. Selim zamanında Anadolu yakasındaki Selimiye Kışlası’nın (ki bu da Sultan III. Selim zamanında Nizam-ı Cedid askeri için yapılmıştır) Avrupa yakasındaki benzeri (mimari olarak değil işlevsel olarak) olarak yapıldı (1780).  
Mimarı Krikor Balyan’dır… Osmanlı-Rus ve Hint mimarisinin bir terkibi olarak inşa edildiğinden, “bize has” bir kimliği yoktur.
Kışla birkaç kez yangın ve deprem geçirdikten sonra, Sultan Abdülmecit döneminde Tophane Müşiri Damat Gürcü Halil Rifat Paşa’nın gayretleriyle 19. Yüzyıl mimari üslubunda ve çok gösterişli olarak yeniden yapılmıştır.
1860-1870 yılları arasında Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi sürecinde önemli bir rol oynamış, diyebiliriz ki, en şenlikli günlerini bu yıllarda yaşamıştır.
Hele Sultan Abdülaziz, Mısır seyahati dönüşünde kışlayı ziyaret edip (1864) kışlada yemek yiyince, kışlanın itibari zirve yapmıştır.
Ne var ki, Kabakçı Mustafa isyanında âdeta yerle bir edilmiş, Sultan II. Mahmud, kışlayı yeniden inşa edercesine onarımdan geçirmiştir. Ardından yine yangınlar ve başka onarımlar gelmiştir. 1911’de bir bizden ve yabancılardan oluşan konsorsiyuma, 1913’te de “Sanayi ve Ticaret Şirket-i Milliye-i Osmaniye”ye satılmıştır. İstanbul’un işgali sırasında da Fransız işgalciler tarafından Senegalli askerlere tahsis edilmiştir.
Nihayet cumhuriyet dönemi: Mimari açıdan fazla değerli olmasa da tarihi açıdan değerli olan Topçu Kışlası, cumhuriyetin ilânıyla birlikte zaman zaman stadyum, hipodrom, hatta cambazhane olarak kullanılmış, daha sonra ise kaderine terk edilmiş, hızla mezbeleliğe dönüşmüştür.
Kışlanın 1940’ta yeniden gündeme geldiğini görüyoruz. Bir ara onarılmasına karar verilmişse de onarım parası bulunamadığından, şehir planlamacısı Henri Prost’un da önerisiyle dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar zamanında yıktırılmıştır.
Niyet sosyal konutlar yapmaktır, ancak bu proje hiçbir zaman gerçekleşememiştir. Zaten CHP döneminin hangi projesi gerçekleşmiştir ki?.. Türkiye’de dikili ağacı, çakılı kazığı yoktur!
Üzerine kavga üretenler kavga malzemesi yaptıkları tarihi binayı tanısınlar istedim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi