25 Mart 2017 Cumartesi27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:26Güneş 06:52Öğle 13:17İkindi 16:43Akşam 19:29Yatsı 20:49
    • 23°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 3°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 18°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,409 -0.77
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Devlet o bebeği o anneden alır mı?

Faruk Köse

Başörtülü, çarşaflı, mütesettir bir “anne”, kucağına bebeğini alıp, şiddet kullanılan bir eyleme katılsaydı neler olurdu? Ya da bırakın eylemi, bir etkinlikte küçük kızlarına başörtüsü giydirip ilahi okutsaydı neler yaşanırdı?

Kıyamet kopardı. Basın ayağa kalkar, yer yerinden oynardı. O “anne”ye, en hafifi “yobaz” veya “mürteci” olmak üzere, yapıştırılmadık yafta kalmazdı. “Yobaz anne”nin, “dini kişisel çıkarlarına alet etmek” için yaptığı eylemde çocuğunu istismar ettiği, bebeğini kalkan olarak kullandığı günlerce işlenir, “konunun uzmanları” o kanal senin bu kanal benim dolaştırılıp konuşturulur, mütesettir anne linç edilirken, “masum çocuk” edebiyatı gündemin baş köşesini işgal ederdi. İllâ ki birileri, “gereğinin yapılması” için anayasanın ilgili maddesini hatırlatırdı.

Sonunda iş Meclis’e kadar getirilir, soru önergeleri havada uçuşur, parti yöneticileri basın toplantılarıyla meseleyi kaşıdıkça kaşırdı. Bu kadar gürültü karşısında daha fazla duramayan Hükümet’ten birileri konuya dalar, mütesettir anneyi kınardı. En nihayetinde “Aile”den sorumlu Bakan devreye girer, “istismar edilen masum çocuk”, Anayasanın ilgili maddesi gereği annesinden alınarak “devletin şefkatli elleri”ne teslim edilirdi.

Nitekim, 2010’da Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı yapan AKP milletvekili, Urfa, Adana, Konya ve Mersin’de, ilköğretim çağındaki çocuklarını başörtülü olarak okula göndermekte ısrar eden aileleri uyararak şöyle demişti: “Bu iş daha ileriye giderse, aile çocuğu baskı altına alırsa çocuk aileden alınır. Bu yetkiler devletin elindedir.”
Yani, Anayasanın ilgili maddesine istinaden devlet, kızlarını başörtülü olarak okula göndermekte ısrar eden anne-babanın elinden çocuğunu alır ve zorla başını açarak okutur. Söylenmek istenen buydu.

Sözünü ettikleri, Anayasanın 41. maddesinin, “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” şeklindeki (d) bendiydi.

Şimdi bu noktada, basında yer alan bir habere dikkatinizi çekmek istiyorum.
“Kucağında çocuğuyla TOMA’ya direndi” başlığıyla verilen habere göre, Gezi Parkı protestolarında ölenler için Adana’da bir grup yürümek ister. Ancak polis, Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) ile grubun önünü keser. O sırada eylemciler arasındaki bir kadın, kucağındaki 7 aylık bebeğiyle TOMA’nın karşısına geçer. Yani çocuğunun arkasına sığınır, onu eylemine alet eder. Bebeğini istismar ederek kendine “eylem duruşu” geliştirir. Kendisi bebeğini eylemlerin ortasına atarak “orantısız davranış” sergilediği halde, polise çıkışarak, “orantısız eylem yapmayın” der. Posta koymayı da ihmal etmez: “Ben iki kızımın geleceği için savaşıyorum!” Eylemci anne, bebeğini savaşa sürmüştür!
Çıkan olaylarda grup polise taşla saldırır, evlerin çatılarından TOMA’lara büyük taşlar atılır. Polis de gruba su sıkar, biber gazı kullanır.

Peki, bu şiddetli eylemler esnasında o “7 aylık bebek” zarar görseydi kim suçlu olacaktı? Anne mi, polis mi?

Eğer böyle bir vahim durum olsaydı, görürdünüz nasıl bir kıyametin koparılacağını. Değil Türkiye’yi, dünyayı ayağa kaldırırlardı. Uluslararası kuruluşlar ve hatta devletler devreye girerdi. “Polisin ne kadar vahşi olduğu”ndan, “Tayyip’in nasıl bir diktatör olduğu”ndan söz edilir; çarşaf çarşaf yazılar yazılır, yerel ve küresel kuruluşlar ayağa kaldırılırdı. Öyle ya, 7 aylık bir bebeğe müdahale edilmişti.


Ancak kimsenin aklına, o bebeği eylemlerin ortasına getiren anne gelmezdi. Müslüman annelerin küçük kızlarına başörtüsü giydirip Kur’an okutması, ilahi söyletmesi üzerine yeri yerinden oynatanlar, bebeğiyle “şiddet eylemleri”ne katılan anneye hiç laf etmez, hatta onu kahraman ilan ederlerdi.

Şimdi bu noktada sormak lazım:
Kızlarını başörtüsü ile ilköğretime gönderen aileler, hem de Meclis “İnsan Hakları” Komisyonu Başkanı tarafından uyarılıp, anayasanın ilgili maddesi gereği çocuklarının ellerinden alınacağı yönünde tehdit edildiği, hafızalarda canlılığını hâlâ koruyor.
Peki, anayasanın, çocukların istismarıyla ilgili maddesi burada geçerli değil mi? Aynı anayasa hükmü, 7 aylık kızını kucağına alıp TOMA’nın karşısına geçen, “taş”lı, “tazyikli su”lu, “biber gazı”lı eylemlerin ortasına atan anneye karşı da kullanılacak mı? Devlet, o bebeği o anneden almak için harekete geçecek mi? O “etkili ve yetkili büyüklerimiz”den bir kişi de çıkıp, bunun “çocuğu istismar” olduğunu söyleyecek mi? Aile Bakanı bu konuda da duyarlılık gösterecek misilenler, başkalarına gelince süt dökmüş kediye mi dönecek?
Ve bu çifte standardı gören Müslüman halk, acaba bunu nasıl değerlendirecek?
 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.