18 Ocak 2017 Çarşamba20 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:48Güneş 08:19Öğle 13:21İkindi 15:48Akşam 18:11Yatsı 19:36
    • 6°C Adana
    • 5°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 8°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 9°C Aydın
    • 6°C Balıkesir
  • BIST: 82.779 0.51
  • Altın: 147,178 0.20
  • Dolar: 3,7701 -0.17
  • Euro: 4,0274 -0.27

Diyanet’in hutbesi bağlamında “kardeş kavgası” meselesi

Faruk Köse

Konu çok hassas olduğundan, “maksadıma aykırı anlaşılmamak için” bir soruyla başlamak istiyorum: Siz, “Kerbela olayı”nın vuku bulduğu zamanda yaşasaydınız, Hz. Hüseyin’in yanında mı olurdunuz, Yezid’in yanında mı?  Yoksa, Hz. Hüseyin ve fikriyatını, kıyamını, ideallerini Yezid ve avanesinin nefsaniyetiyle bir tutup bunları “kardeş” sayar da “kardeş kavgası olmasın” diye öylece yaşananları mı seyrederdiniz?

Bu sorunun cevabı ekseninde, Diyanet’in camilerde okuttuğu “Tekbir” konulu “hutbe”deki birkaç hususa dikkat çekmek istiyorum.
Burada “Diyanet’in amacı”nı sorgulamıyorum. Zira metindeki “Tekbir”in, “Tevhid”in en veciz ifadesi olduğunu dile getiren manaya nasıl itiraz edilebilir? Nitekim Diyanet, hutbe ile, “mezhepçilik fitnesi sebebiyle yaşanan kardeş kavgasının yanlışlığı”na işaret etme amacını taşıdığını açıkladı.
Ancak hutbe metninin, “verilen örnekler”, “kullanılan lafızlar” ve “mesaj” itibariyle bakıp geçilemeyecek bir içeriği haiz olduğu da gerçek. Bu yüzden, hutbedeki lafızlar bağlamında “kardeşlik” meselesine girmeden geçemeyeceğim.
Hutbede deniyor ki: “Bağdat’ın sokaklarında, Şam’ın çıkmazlarında, Nil nehrinin kıyılarında kardeşin kardeşi öldürürken Allahuekber demesi ne hazindir.”
Şimdi bir bakalım: Hutbede denildiği üzere, “Bağdat’ın sokaklarında” ABD askerlerine ve Maliki zalimine karşı savaşan müslümanlar, “Şam’ın çıkmazlarında” hiçbir imani ve insani ölçüye riayet etmeksizin müslümanı öldüren Esed zalimine karşı mücadele eden müslümanlar, “Nil nehrinin kıyılarında” sırtını Batı emperyalizmine, Arap diktatörlerine yaslayıp müslüman halkın özgürlüğüne darbe indiren Sisi piyonuna ve İslam düşmanı destekçilerine karşı mücadele eden müslümanlar, acaba kardeşleriyle mi mücadele etmiş oluyorlar? Birilerini öldürürlerse, bütün insanlığı mı öldürmüş olurlar? Sahi, oralardaki asıl kavga “kardeş kavgası” mı? Bir insanın, “kendisini öldürmeye çalışan kardeşine karşı kendini savunma hakkı”nı İslam yasaklamış mı?
Üç ülkeye vurgu yapan hutbede, bu üç ülkede de zalimler ve kâfirler tarafından müslümanların öldürüldüğü bilindiği halde, müslümanların onlara cevap vermesi nasıl oluyor da “kardeşin kardeşi öldürmesi” olarak tanımlanabiliyor? Allah için hayvan keserken bile tekbir getiren müslümanlar, Allah için zalimlere ve kâfirlere karşı mücadele ederken niçin “Allahuekber” demesin ve bu niçin “hazin” olsun? “Hazin” olan “Tekbir”le direnmek mi, gafil din adamlarının zulme rızası mı?
Hutbede deniyor ki: “Bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek olduğunu öğütleyen bir dinin mensuplarının, bunu yaparken en yüce kelimeyi dillerine alabilmelerinden daha hazin ne olabilir.”
Burada Maide/32. ayetin hükmü, hutbede beyan edildiği gibi değil. Zira hutbedeki anlam, “bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek” olduğu şeklinde. Oysa ayetin ilgili kısmının Diyanet’in Meal’indeki şekli şöyle: “Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” Yani ABD’nin askerleri gibi, Maliki’nin çapulcuları gibi, Esed’in Şebbihası gibi, Sisi’nin katilleri gibi “yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar”ın, “müslümanları öldürenler”in öldürülmesi, bu ayete göre “bütün insanları öldürmek” manasına gelmiyor. Bilakis Kur’an bunu teşvik ediyor.
Baştaki suale dönersek, Hz. Hüseyin’in yanında olup da Yezid’in askerlerini öldürenler bütün insanlığı öldürmüş gibi mi oldular? Ya da tam tersi, “meşru bir kıyam”da, haksız yere Hz. Hüseyin’i ve yanındakileri öldürenler mi bütün insanlığı öldürmüş gibi oldular?
Allahu Teala, “Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin (Tevbe/23)” buyuruyorken, “Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler (Hucurat/10)” hükmüyle mü’minleri kardeş olarak tanımlamışken, müslümanlar ne zamandan beri ve hangi hükme göre İslam düşmanlarıyla, kâfirlerle kardeş oluverdiler?
“Kelime-i Tevhid’in anlam ve hakikati”ni benimsemeyen, hayatı “Allah ve Rasulü’nün hükümleri”ne göre düzenleyip yaşamaya itirazı olan, Kur’an’dan başka düstur, Rasulullah’tan başka rehber edinenler, müslümanlarla kardeş olabilirler mi?
İslam, bugünün putlarına, putlaşanlarına meyledip sevgi-saygı duyanlara, hayatı modern putlara göre biçimlendirmeye çalışanlara, Tevhid’i haykıranları zulmedip öldürenlere karşı, onların nüfus kağıtlarında müslüman yazıyor diye, falancı mezhebden veya filancı meşrepten diye susup müsamaha göstermeyi, itaat edip kardeş olmayı emreden bir din mi? Biz mi İslam’ı yanlış anladık, yoksa İslam mı bize yanlış tanıtılıyor?
İslam ve müslüman düşmanı zalimlere ve kâfirlere payanda olan, onların yanında durup müslümanlara zulmeden ve müslümanlara karşı savaşanlar, müslüman olduklarını söyleseler bile, bunlarla mücadele etmeyi İslam yasaklıyor mu?
Tabiî ki “kardeş kavgası”na hayır! Ama kâfire, zalime, müstekbire hizmet edip müslümana zulmedeni ve öldüreni “kardeş sayma”ya da hayır!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.